Hoş bulduk gey abim…

Arzu Demirışık |

Korkma! Aşk bildiğin değil, yaşadığındır…

Fotoğraf: Maika Elan

Fotoğraf: Maika Elan

Salona girdiğimde masada komşunun bahçesinden aşırılmış kasımpatılar, dünden kalan haydari, üç beş peynir dilimi, kızartılmış bayat ekmek, soğan söğüşü ve benim getirdiğim yetmişlik vardı.

Gözlerinin içi güldü beni görünce.

“Kııızzz kaltakspor hoş geldin.”

“Hoş bulduk geymenim.”

“Bana bak küçük orospu; Hakan gelince de böyle davranırsan seni kerhaneye mülakatla sokarım.”

“Neden, Hakan’ı Fransız mürebbiyeler mi büyütmüş.”

“Yok seni İngiliz asilzadeler becermiş ve kukundan çok ağzın çalışıyor. Kime diyorum ulan ben?”

Gülüşmeye başladık. Emrah içli bir adamdı. Ellerinde her türlü maharet, bir kadının sabrından daha çok sabır, sevecenlik; ama en önemlisi adet sancıları yoktu. O akşam Hakan Abi sekiz gibi gelmiş, damatla tanışma fırsatım sonunda gerçekleşmişti.

Hakan Abi memleketin en zengin adamının oğluymuş, onun haricinde sokakta görsem âşık olurum. Simsiyah saçlar, kaşlar, kirpikler, masmavi gözler, bembeyaz ten, tanrım sana geliyorum ama o tanrısını bulalı çok olmuştu.

Sokakta iki tane abim, evde iki tane ablam oluyordu. Evde çaya çorbaya karışmıyordum, sokakta üzerime erkek sinek bile konamıyordu. Prensesler gibi yaşıyordum aralarında. Pamuk Prenses bok yemişti yanımda.

Bir keresinde kavgalarına tanık olmuştum. İkisi aynı anda kadın gibi çirkefleşip aynı anda erkek gibi kabalaşabiliyordu; biri siktiri çekerken diğeri “beni bırakamazsın” deyip ağlamaya başlıyordu. Kavga anında bir kadının erkeği geri getirmesi için gözyaşlarını bu kadar sahtekârca kullanabileceği aklımın ucundan geçmezdi. Erkeğinse horoz gibi göğsünü kabartıp babasının beylik laflarını sıralaması – resmen gözümün önünde tiyatro oynanıyordu.

Bağırmaya başladım.

“Allah belasını versin sizin gibi anne babanın. Beni doğurduğunuz güne lanet olsun.”

Bir anda sustular. Gülmekten altıma işeyecektim.

“Senin yüzünden çoluk çocuğun maskarası olduk, görüyorsun di mi?”

“Ben mi? Benim mi? Senin arkadaşın.”

Onların her cümlesinde daha büyük kahkahalar atıyordum.

“Anladım ben anladım, bu küçük orospunun başına vurmuş. Hanidir aşağı köyüne kimse uğramamış belli. Sen yarın işe geç kal ben göreceğim seni o zaman”.

“Tamam babacım, ay annecim neyse iyi geceler.”

İkisinin aynı anda üstüme çullandığını hatırlıyorum. Uyumam şarttı artık, sonuçta erkek güçleri kaçınılmazdı.

Hakan Abi’nin hayatta bulunan tek babası varmış ve yaşlı adamın bir ayağı çukurdaymış. Hakan Abi ya da Emrah hiçbir zaman yaşadıklarından utançla bahsetmediler ama Hakan Abi’nin askere gitmesi gerekiyormuş, babası için. Asker eğlencesine Emrah gelemediği için elime kamera tutuşturulmasıyla âşık cici kız rolü bana yüklenmişti.

“Gözünü seveyim her şeyini çek, dönesiye kadar izleyeyim onu.”

“Askerdeyken nasıl konuşacaksınız?”

“Mektuplaşırız.”

“Dudağına ruj sürelim öpücük de kondur kenarına.”

“Asabımı bozma lan benim. İyilik yapacaksın fena mı?”

Paketinden bir sigara aldı, etrafa bakındı çakmak bulamayınca ocağa eğilip yaktı sigarasını. Bacak bacak üstüne atıp kadın edasında elini apış arasına koydu.

“Seviyorum kız n’apayım.”

Fazla arkadaşı yoktu asker eğlencesinde. Ailesinden birkaç kişi, yaşlı babası, bir de deliler gibi âşık kız arkadaşı.

“İyi bak ona, sana emanet.”

Güleyim mi ağlayayım mı bilemedim. Ama ağladım. Ben ağladıkça insanların “vah vah ne kadar da seviyormuş kız” dediklerini hatırlıyorum. Eve gittiğimde kapının eşiğine çömelmiş beni bekliyordu.

“Çektin mi, çektin mi?”

“Çektim. Hamileymişsin, yeğenime de iyi bakacakmışım, öyle dedi Hakan abi.”

“Ucube yakalarsam seni, yeminle ilk siktiğim karı sen olacaksın, aşşağılık orospuuuu.”

Kamerayı aldı izlemeye başladı. Bir kadın asla bir erkek için bu kadar ağlayamazdı. Bu kadar içten ve gerçekçi. Daha sonraları mektup yazdık beraber. Askere gideli neredeyse iki ay olmuştu ama Emrah hiç evden çıkmamıştı. Ben birkaç kere babasını ziyaret edip gözükmüştüm sevgili taklidimle Hakan Abi’nin mahallesinde. Telefonda ben konuşuyordum, Emrah da dinliyordu.

“Aşkım. Canım sevgilim. Seni öyle özledim ki bilemezsin. Sensizlik içimi yakıyor bitse de gelsen artık.”

Gülmemek için kendimi zor tutsam da arada piçliğimi yapmaktan geri kalmıyordum.

“Evimin direği, yatağımın erkeği gel artık.”

Bir gün Hakan Abi’nin mahallesinden Emel Abla arayıp kahve içmeye çağırdı. Özlemişler beni. Evde bir sessizlik vardı, anlamadım. “Mehmet Amca nasıl” diye sordum ses yok, “evde mi, uğrayayım mı” dedim ses yok.

“Kızım daha gençsin bak niceleri var, sakın üzülme salma kendini.”

Elime bir poşet tutuşturdular. Künyesi ve gönderdiğimiz mektuplar. Kulaklarımda Emrah’ın sesi, başım dönmeye başladı. Nasıl söylerdim? Ne derdim? Nasıl anlatırdım? Nasıl tutardım onu ayakta? Mehmet Amca “gelin kızımız bir daha gelmesin” demiş. Eve bıraktılar beni.

“Ne o kız bugün müşterin azdı her hal? Yoksa yükselirim diye müdüre verdin de boşa mı çıktı. Kız zaten sen anca böyle şef falan olursun, yoksa zor senin bu halin.”

Dolaba koştum, rakıyı aldım, iki kadeh koydum. Bir ona bir kendime doldurdum. Kusasıya içtik. En sonunda çıktı o lanet kelime ağzımdan.

“Ölmüş. Hakan Abi ölmüş, Hakan Abi ölmüş, Hakan Abi ölmüş, ölmüşşş anladın mı ölmüşşş lannn ölmüşşşş.”

Hiçbir şey söylemedi. Usulca ağladı. Ertesi gün işten döndüğümde halen yatıyordu. En az bir ay sadece tuvalet ve mutfak vardı hayatında. Ta ki o akşama kadar. Aşağılık iki şişe votka içmiş, hıçkıra hıçkıra ağlıyordu.

“Özür dilerim, özür dilerim. Kardeşim özür dilerim.”

Onuncu kattan aşağıya attı kendini. Siktiğimin ambulansı gelinceye kadar bir saat geçti. Üstüm başım kan, ellerimde ölüyor ve halen özür diliyordu benden.

“Lan şimdi bana kim kaltakspor diyecek, kim bana aşkı, kadınlığı öğretecek amına kodumun çocuğuuu.”

Usulca fısıldadı.

“Korkma! Aşk bildiğin değil, yaşadığındır…”

 



Bir yorum

Ekleyin

Yeni yorum ekleyin.