Hopa’da “sel”e kapılan sol

Muharrem Demirdaş |

Ölülerin üzerine basarak yürüyoruz bu ülkenin sokaklarında ve giderek çoğalıyor ölülerimiz. Erdal Eren Gedikler çoğalıyor 17 yaşında, Suruç’ta yaşamını yitiren 33 yoldaşımız ellerini uzatıyor, “Halkımız, sizi çok sevdik” diyenlerin sesi yankılanıyor…

hopa2

“Erdal Eren Gedik. Ölü. Yaş: 17”

Hopa’da sel felaketinde yaşamını yitirenlerden birinin adı Erdal Eren Gedik. Ailesi, 17 yaşında asılarak öldürülen Erdal Eren’i yaşatmak, onun 17 yaşının  sonrasını kendi evlatlarının  görebilmesini, yaşamasını  temenni ettiklerinden olacak ki, oğullarına “Erdal Eren” adını vermişler. Fakat Erdal Eren de göremedi 17 yaşının sonrasını. O da “yaşayamacakları”yla birlikte 24 Ağustos’ta ayrıldı aramızdan.

Erdal Eren Gedik

Erdal Eren Gedik

Bu ülke Erdal Erenlerin daha 17 yaşında öldüğü bir ülke, bu ülke “Benim oğlum daha 14 yaşında…” diye ağıt yakan anaların ülkesi ve bu ülke ölü bedenlerin, çıplak bedenlerin sokak ortasına bırakıldığı bir ülke. (Neredesin Antigone!!?) Kokan bir ülke; cesetlerin kokusunun her sokakta duyulduğu bir ülke. Şimdi yeniden televizyonlara çıkılacak, sel felaketinden, alınması gereken önlemlerden, dere yataklarına kurulan yerleşim yerlerinden vb. söz edilecek/ediliyor da.   Bizse ölümlerin ağırlığını unutacağız  “az sonra” , pratik sonuçlara ve yapılması gerekenlere eklemlenerek güzel bir sonbahar ve Dünya Barış Günü dileyeceğiz kendimize. Ölüler halkasının ortasında da, ölüm çemberinin içinde. Şunu da düşünelim! Ölülerin üzerine basarak yürüyoruz bu ülkenin sokaklarında ve giderek çoğalıyor ölülerimiz. Erdal Eren Gedikler çoğalıyor 17 yaşında, Suruç’ta yaşamını yitiren 33 yoldaşımız ellerini uzatıyor, “Halkımız, sizi çok sevdik” diyenlerin sesi yankılanıyor…

Ölüler ülkesinde ne yazık ki 17 yaşının sonrasını görmek, Erdal Erenlere nasip olmuyor… Ölüler ülkesinde çocuklara oyuncak götürenler pusuya düşürülüyor… Ölüler ülkesinde gerilla-bedenler çırılçıplak sokağa atılıyor.  İçimize kadar doldurduğumuz ölülerle birlikte haykırıyor bizim de bedenimiz sonra, haykırmalı da,  “Hayır yalnız değiliz!”,  onlar da bağırıyor… Kevser de, Berkin de, Bahtiyar da, Erdal Eren Gedik de… “Sorarlar bir gün…Sorarlar…./Sabahın bir sabahı var…” Evet diyoruz sonra,  “yalnız değiliz”leri çoğaltmalıyız.

Üstyapısal olarak hiçbir dönüşümün sol anlamda yaşanmadığı Hopa’da, tüm alanlar hemen hemen sağ/liberal/kapitalist/muhafazakar cenahın elinde şimdi ve CHP sürecinden sonra da AKP son darbelerini indiriyor Hopa’ya.
Bu yazıyı yazarken Hopa’da yaşadığım iki yıla ve bunun aynı zamanda Hopa’da “sol” bir partinin “Belediye Başkanlığı” yaptığı bir döneme denk gelmesine sığınıyorum ve tabii yapılmayanların sorumluğunu tüm “bizim mahalle”nin üzerine alıyorum…(Sel felaketinin yaşandığı gün de Hopa’da olduğumu eklemeliyim.) Karadeniz’in “sol” ucu, Doğu Karadeniz’in vicdanı Hopa,  maalesef ki uzun bir dönemdir iyi bir sınav veremedi/veremiyor. ÖDP’den sonra belediyeyi CHP, şimdi de AKP devralmış durumda. Burada parlamentarizmin, yerel yönetimlerin asla başlı başına bir yol/yöntem olabileceklerini söylemeden, ama bu olanakların da sağlayabileceği imkanlara bakarak bir  değerlendirme yapmak niyetindeyim.

ÖDP Belediyesi döneminde ÖDP’nin kendi içindeki sıkıntıların aynı anda Hopa’da hissedildiği bir dönemde Hopa Belediyesi daha çok yapmadıkları ve tercihleriyle gündemdeydi. Nihayetinde ÖDP, Hopa’da gerçekleşemeyenlerin sorumluluğunu dönemin ÖDP Belediye Başkanı Yılmaz Topaloğlu’nun üzerine yıkarak kendini “ak”lamaya çalıştı ama olmadı, bir sonraki  de seçimi CHP kazandı zaten. Hopa’yı yakından bilirim, üç döneminde de, ÖDP-CHP-AKP döneminde de zaman zaman ziyaret etmişimdir Hopa’yı, ama dikkat çekmek istediğim nokta bu üç partinin de yönetim anlayışının neredeyse aynı zemine oturması. Şimdi feryat ediyor eski “sol” yöneticiler, dinliyoruz televizyondan, yapılmayanlardan söz ediyorlar, dere yataklarının imara açık olmasından, onların denetlenmemelerinden… Ama bu söylenenler, Hopa’da kalan ve yaşayanlar için yeni sorular, cevaplar ve en acısı “buruk, istihza dolu bir tebessüm” yaratıyor sadece.

Soruyoruz Hopa’nın geçmişini de yaşayanlar olarak: Siz neden yapmamıştınız? Niçin oluşturulması gereken mahalle meclisleri oluşturulmamıştı? Hopa’da dere yataklarına sizin döneminizde kaç ev yapıldı veya yapılanlar denetlendi mi? Sizin döneminizde dere yatakları imara kapalı mıydı peki? (Biraz daha acımasız olmak zorundayız!) Sizin döneminizde de Hopa,  Doğu Karadeniz’de uyuşturucu trafiğinin en yoğun olduğu yer değil miydi ve insanlar Doğu Karadeniz’in diğer bölgelerinden “fuhuş” için Hopa’ya gelmez miydi? Sizin döneminizde belediye hizmetleri ücretsiz miydi peki?  Sol bir kültür oluşturmak veya geleneksel olarak devamı olduğunuzu söylediğiniz yapıyı korumak/yaşatmak için neler yaptınız? Soruları uzatabiliriz tabii… Ama burada söylemeye çalıştığım sol kültür ve onun oluşturulma olanakları, onun her defasında rafa ilk kaldırılan, kendisinden ilk vazgeçilen olması. Solun ancak biçimsel olarak var olduğu ve bunun da geçmişin devrimci mirasının (1980 öncesi Hopa kastediliyor)  sonucu olduğu Hopa’da, insanlar siyasal tercihlerini hala Laz-Hemşin ilişkileri üzerinden yaparken, solun  biçimsel olarak Hopa’da artık  “duvar yazıları”ndan başka bir görünürlüğünün kalmadığını söyleyebiliriz sanırım.

Belki bu soruların yerinin ve zamanının bir sel felaketinin sonrası olmadığı da söylenebilir ama… Çok geciktik dostlar, yoldaşlar; kaygım daha fazla ölmeyelim diyedir.

Şimdi yeni bir hayat kol geziyor Hopa sokaklarında ama bunu ilk adımları Hopa’da,  henüz “sol” dostlarımız belediyeyi yönetirken de mevcuttu. Üstyapısal olarak hiçbir dönüşümün “sol” anlamda yaşanmadığı Hopa’da, tüm alanlar hemen hemen sağ/liberal/kapitalist/muhafazakar cenahın elinde şimdi  ve CHP sürecinden sonra da AKP son darbelerini indiriyor Hopa’ya. Kıyılar zengin lokanta ve cafelerle dolmuş,  yabancı uyruklu kadın oranı ve dolayısıyla “fuhuş” daha da artmış, eğitim ve kültür olanakları daha da daralmış, garip-anlamsız bir eğlence sektörü almış yürümüş  Hopa’da.

Şimdi söylemek lazım, sormak lazım aynı zamanda;  mekanlarımızı, yaşam alanlarımızı, hayatlarımızı egemenlere teslim ederek nasıl var olacağız ve nasıl var olacak Hopa’da sol, ya da “sol” sözcüğünü kullanmaktan kaçınanlar için “demokrasi” ya da “devrimci demokrasi?” Belediye elinizdeyken kullanmadığınız olanakları şimdi sokakta neden kullanmıyorsunuz peki? Niçin dere yataklarına kurulmaması gereken evlerin bu kadar geç farkına vardınız, Karadeniz Sahil Yolu’na karşı sessiz-sedasız/içinizden direndiniz, sahil yeniden imara açılırken sustunuz ya da fuhuş ve uyuşturucu Hopa’ya yerleşirken bu kadar umursamaz davrandınız? Sorular çoğaltılabilir, belki bu soruların yerinin ve zamanının bir sel felaketinin sonrası olmadığı da söylenebilir ama… Çok geciktik dostlar, yoldaşlar; kaygım daha fazla ölmeyelim diyedir, bedenimiz çırılçıplak soyulup sokak ortalarında teşhir edilmesin diyedir, Erdal Eren Gedikler sel sularına kapılıp gitmesin diyedir; birbirimizin gözlerinin  içine bakarak yalan söyleyemeyelim diyedir… Sol;  iktidar alanlarını mahallerde de, ilçelerde kurmaya başlasın diyedir, kültür alanlarına, yaşamına, sokağına, geleneğine ve geleceğine sahip çıksın diyedir. Sol tabelalardan ve geçmişin mirasından ibaret değildir ve kalmasın diyedir, sindirilen-teslim alınan hayatlarımızdan kurtulalım diyedir.

Şimdi kan var 1 Eylül’de uçurulacak güvercinlerin kanatlarında. Erdal Eren Gedik’in kanı,  Kevser Eltürk’ün kanı, Yunus Emre Şen’in kanı… Ve heyhat… Bu kanda bizim de payımız var…Yapmadıklarımızla, yapmayı ertelediklerimiz ve bıraktıklarımızla.yazisonuikonu



Yorum yok

Ekleyin