Helalleşmek

Fatih Çelebi |

Baktın yemiyor kıçın; patlat düzenle bir helallik alma töreni, yat hepimiz kardeşiz ayağına… Tutmama şansı yok bu ülkede!

FatihCelebi_01

Neden ve nasıl başladığına dair daha önce pek kafa yormadığımı bugün fark ettim. Adeta gündelik yaşamımızın bir parçası, gerçeği, gerekliliği haline gelmiş, yaşamlarımızda yer etmiş. Ara sıra bizlerin de başvurduğu son derece insani bir eylem gibi değil mi?

Aklımda sorular

Neden helalleşme gereği duyarız? Bir ihtiyaç mıdır? Kim veya kimler sokmuştur bu eylemi hayatımıza? Gerçekten insancıl mı? Affetmek ve helalleşmek arasında bir paralellik var mı? İlk helalleşen insan veya insanlar kimdir/kimlerdir? Helalleşmenin faydaları nelerdir? Helalleşme bir tür refleks midir? Korkudan mıdır? Yahut iyi niyetten mi? Nasıl vazgeçeriz bu helalleşme meselesinden? Aklımda aslında cevabını bildiğim/çoğumuzun bildiği çoğaltarak sorabileceğimiz sorular… Gel gelelim, bilmek yetmiyor ki…

Bilgiyi bilinç düzlemine taşımakta mesele. Yani bilgiyi işleyip, hayatta kullanılabilir, pratik edilir hale getirmekte. Hala düşünüyorum. Zihnim zamana meydan okuyor. Dakikalar saatlerle al takke ver külah halinde…

Sadece bir insan olarak yaklaşıyorum sorduğum sorulara. En su katılmamış halini buluyorum iyi niyetin ve yanında kötü niyetin tabii. Zira insan, her zaman ve her durumda iyi değildir, kötü olmadığı gibi. Helallik isteyen iyi bir insan da olabilir. Tam tersi, kötü bir insan olabileceği gibi.

Ama cevabını bildiğimiz bir iki soru sormadan daha edemiyorum. Neden iyi insan helallik ister ki? Kötü helallik isterken farkındaysa yaptığı kötülüğün, ne kadar samimidir? Nedir helalleşmenin cazibesi?

Eskiden de böyleydi

Zamanda bir yolculuğa çıkıyorum. Bir sahne canlanıyor gözümde. Çocuğum henüz, beş-altı yaşlarında. Tutmuşum elinden annemin, mahallemize bohçacı gelmiş. Tüm kadınlar alış verişte. Bir fasıldır gidiyor. Herkes helallik peşinde. Anlamıyorum ne olup bittiğini.

Bir gün komşular toplanmış; hafta sonu sineması izleniyor evde. Filmdeki acıklı sahnelerden insanların ağladığı zamanlar. Gaddar mı gaddar bir adam bağırarak helal edeceksin diye köylü kadının tepesine binmiş esip gürlüyor. Çaresiz kadın helal ediyor hakkını. Gözyaşları sel olmuş.

 

Hayata izleyerek mana vermeye çalıştığım zamanlar. Beş ya varım ya yokum.

Bizim evde toplanmış yine bir grup. Allah allah deyip kol kola girmiş dönüyor herkes. Çok sonraları öğreniyorum zikir denen ayinin o olduğunu. Herkes giderken helalleşme faslında.

İyi bir şey olsa gerek.

Şimdi de böyle

Zaman makinesinden çıkıp şu an ki zamana geliyorum. Saat gecenin ikisine yaklaşıyor. Şehrimde aydınlık bir gece. Bir emekçi, bir komünist olarak sınıf bilinçli bir insan olarak yaklaşıyorum mevzuya. Helalleştiğimi biliyorum ara sıra başkalarıyla. Ki hep soran karşı taraf oluyor. Helal etmek bir çeşit gelenek olmuş. Ediyorum çoğumuz gibi.

Geçmişte çalıştığım işyerinin patronu olacak adamın bizden helallik istediğini hatırlıyorum. Hep beraber aynı kanıdayız. Herkesin yaptığı yediği kâr kalıyor. Kendimi o adam gibi hayal ediyorum şu an. Hak yiyen üstüne üstlük yapılan işlerden memnun olmayan bir adam olarak her an işçileri azarlayan bir adam olarak… Günü geldiğinde sihirli sözcükler dökülüveriyor dudaklarımın ucundan. “Bu ne yaman çelişki?” diyemeyeceğim. Biliyorum olmadığını. Nereden baksan tutarsızlık nereden baksan ahmakça!

Sebebi ne olursa olsun yapıyoruz işte. Helalleşiyoruz çoğu zaman. Kökeninde tüm insanlığın kaygılarını barındıran bir eyleme ama soran, ama sorulan kişi olarak iştirak ediyoruz.

Tatminsizliklerimiz, kendimizden emin olmayışımız, çaresizliğimiz, tereddütlerimiz, dinsel arka plan, toplumsal alışkanlıklarımız sebebi ne olursa olsun… Ezilenlerin saflarındaysak genelde sorulan taraftayızdır, sineye çekiyoruzdur. Ki bu aynı zamanda “Elden bir şey gelmiyor!”un ifadesidir.

Ezenler mi?

Onlar zaten kapıyı açan bu sihirli kelimeleri/eylemi bulan taraf oldukları için oldukça memnunlar hallerinden. Baktın yemiyor kıçın; patlat düzenle bir helallik alma töreni, yat hepimiz kardeşiz ayağına… Tutmama şansı yok bu ülkede!

Bakın daha bayram öncesiydi. “Bayramı bir vesile olarak görüp gelin hep beraber selamlaşalım ve helalleşelim.” dedi bir unsur. “Biz çaldık, çırptık, katlettik şimdi köşeye sıkışmış durumdayız; iyisi mi gelin helal edin hakkınızı, aramızda anlaşalım.” demeye getiriyorlar. “Eh, etmezseniz, vallahi saraydaki deliyi durduramıyoruz!”un özeti olan bu demeçle aba altından sopa gösteriyorlar.

Bazen küçük, samimi ve bir o kadar masum olan bir adet/alışkanlık/davranış bir anda koca bir toplumu sessiz, uzlaşmacı ve bir o kadar da çaresiz kitleler haline getirmenin sihirli yolu olabiliyor.

Bu nedenle artık tetikte olmanın tam vaktidir. Kurtulduğumuz her kötülük/alışkanlık yeni bir başlangıcın öngünüdür. yazisonuikonu



Yorum yok

Ekleyin