Havva Ana’ya mektup

|

Elinde koruduğun yaylanın ağacının dalından yapılmış bastonunla haykırırken gördüm seni.
“Devlet kimdir” diye haykırıp soruyordun.

Elinde koruduğun yaylanın ağacının dalından yapılmış bastonunla haykırırken gördüm seni. “Devlet kimdir” diye haykırıp soruyordun.

Devlet bizim sayemizde devlettir. Biz halkız. Yeşil yol adı altında yapılan yeşil katliamına karşı “Beni ha buraya gömün” haykırışın yankılandı o dağlarda.

Ah anam ah, altı üstü bir duble yol yapacaklar. Daha ne köyünü yaktılar ne de oğlunu gözünün önünde vurdular. Cumartesi günleri “Oğlumun kemiklerini bari verin” diye de haykırmıyorsun Galatasaray Lisesi önünde.

Bir oğlunu askerde bir oğlunu da dağda kaybetmemişsin. Devlete karşı bu öfken niye? Altı üstü bir yol yapılacak be güzel anam, hem de dublesinden. O yaylalara Mehmet Cengiz’ler gelecek. Sizlerle, analarımızla görülmesi gereken bir hesap varmış.

Güzel annem benim.

Kardeşim ağaçlar kesilmesin diye çıktığı sokakta polis tarafından başından vurularak katledildi tam 2 sene önce. Annem 2 senedir bir ağaç için katledilen oğlunun hesabını sormak için 2600 km yol gitmekte. Bu yola baş koyduğunu, hesap sormadan ölmeyeceğini söylüyor.

Abdocan ta İstanbul’daki Gezi Parkı’nda ağaçlar kesilmesin diye mücadele ederken katledildi. Antakya nere, İstanbul nere. Eminim Abdocan hayatta olsaydı şimdi yanında olur, olamasa da Antakya’da düzenlenecek ilk eylemde “yeşil yola hayır” sloganıyla sokakta olurdu.

Belki de bu eylemde polis ne talep ettiğine bakmadan onu katlederdi. 2 yıl önce Gezi Parkı eylemlerinde medya “dış mihraklar”, “devlet ve Türkiye düşmanları” diyerek bizi terörist ilan ediyordu. Bu vatanın bir ağacı için can veren bizler devlet tarafından terörist ilan edildik, hakkımızda davalar açıldı.

Şimdi sanırım bizim terörist olmadığımıza kanaat getirmişsindir. Etrafına baktığın zaman bizleri, Abdocan’ları görürsün çünkü asıl vatanseverler bizleriz. Çinli diye Koreli döven dangozları etrafında göremezsin. Onlar Çin’deki Uygurlar için timsah gözyaşları dökerken yanı başlarındaki sizleri görmezler. “Irmağının akışına ölürüm Türkiye’m” türküsünü söylerler ama iş o ırmağı korumaya gelince yalnız kalırsın, onlardan tekini göremezsin. Yanında bu ülkede terörist ilan edilmiş bizler, devrimciler olur her zaman.

Havva Ana’m bu devlet yandaşa peşkeş çekilmiş, parsel parsel satılmıştır. Satarken de tabii ki size sormadılar. Şimdi “en büyük asker bizim asker” dediğin Jandarma tarafından tartaklanıp yerlerde sürülmektesin; oysa sen değil miydin oğluna kına yakıp onu askere gönderen? Oğlunun eli sana, Havva Ana’sına nasıl kalkar?

Zordur bazı şeyleri anlamak. Devlet sizin yaylanızdan, doğanızdan, derenizden ne ister? Doğuda ne istediği ortadaydı; aynısını şimdi sizden istemekte. Havanızı, suyunuzu, toprağınızı istemekte. Çocuklarınızın, torunlarınızın geleceğini istemekte. Elbette vermeyeceksiniz, vermemek için sonuna kadar direneceksiniz.

Yalnız olmadığınızı, bir ağaç için evladını kaybetmiş Hatice Anne’min, bizlerin yanınızda olduğumuzu söylemek isterim. Şimdi oturup şunu düşünür müsünüz bilemem ama İkinci Dünya Savaşı sırasında bir kilisede rahip olarak görev yapan Martin Niemöller şunları yazdı bir gece bütün olanlardan sonra:

Önce Yahudiler için geldiler
Sesimi çıkarmadım –
Çünkü ben Yahudi değildim
Sonra komünistler için geldiler
Sesimi çıkarmadım –
Çünkü ben komünist değildim
Sonra sendikacılar için geldiler
Sesimi çıkarmadım –
Çünkü ben sendikacı değildim
Sonra benim için geldiler
Ve artık ses çıkaracak kimse kalmamıştı…

Devlet dozerleriyle, askerleriyle yayalanıza gelene kadar belki de bihaber olduğunuz devlet zulmü görmüş bizleri, siz o dozerlerin, askerlerin önünde karşısında dururken -etrafınıza iyi bakın- bizi göreceksiniz – devlet zulmünü iliklerine kadar hissetmiş bizleri. Yalnız kalmayacaksınız; buna emin olabilirsiniz. yazisonuikonu



Yorum yok

Ekleyin