Hangi cumhuriyet? Neyin bayramı?

|

Türkiye Cumhuriyeti Devleti hiç bir zaman halkın devleti olmadı. İstediğimiz şey; sadece AKP’den kurtulmak olmasın.

Karikatür : Cumhur Gazioğlu

Karikatür : Cumhur Gazioğlu

Bugün resmen bayram.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu, 90 yıldır Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm illerinde ve yurtdışı temsilciliklerinde resmi olarak kutlanıyor. Her ülkenin kendi kuruluşunu kutladığı gibi.

Bilirsiniz “resmi bayramlar” sıkıcı olur aslında. Devlet katında, resmi kurumlarda protokol düzeyinde göstermelik davetler, kimi yerlerde resmi geçitler, uzuuun uzun süren ve her yıl birbirinin aynısı resmi konuşmalar, bazen bazı yerlerde gece fener alayları vs. Her  resmi bayram sonrası çocuklar eve geldiklerinde ne kadar çok ayakta bekletildiklerinden, bayılan arkadaşlarından vb. bahseder. Genelde çoğu insan için de “bayram”dan ziyade “izin günü” olarak görülür zaten.

Yalnız son yıllarda ülkemizde resmi bayramlar, özellikle de Cumhuriyet Bayramı  halkın bazı kesimleri için kendilerini ifade ettikleri bir alan oldu. Resmi kurumlardaki kutlamalar göstermelik bir “görev savma” işiyken, halkın önemli bir kesimi bu özel günü Cumhuriyet’i vurgulama, Cumhuriyet’e sahip çıktığını gösterme alanı olarak kullanmaya başladı. En son geçen yıl Gezi İsyanları sonrasına denk gelen Cumhuriyet Bayramı’nda kalabalık kitleler Cumhuriyet’i  sahiplendiklerini göstermek için kendiliğinden sokağa çıktılar. Ardından 10 Kasım’da Anıtkabir’de ziyaretçi rekoru kırıldı.

Peki nedir bu son yıllarda açığa çıkan “Cumhuriyet’i sahiplenme” sevdası?

Hangi cumhuriyet; kimden korunuyor, kime karşı savunuluyor?

“Cumhuriyet elden gidiyor” feryadı gerçekçi midir ya da gerçekten elde sahiplenilecek bir cumhuriyet var mıdır?

Son sorudan başlarsak; yoktur. Farkında değiliz belki ama elimizde mevcut bir cumhuriyet yok ve elimizde olanın adı cumhuriyet değil.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşundan itibaren yazılan bütün anayasalarında “egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” yazsa da, egemenlik hep oligarşik azınlıkta, emperyalist tekellerde ve onlarla işbirliği içinde olan burjuvalarda oldu. Halkın payına ise her zaman adaletsizlik, sömürü, baskı ve ölüm düştü. Tek parti döneminden Mendereslere, Demirellerden Ecevitlere, Erimlerden Evrenlere, Özallardan Erdoğanlara kim gelirse gelsin bu sömürü ve baskı artarak devam etti. Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti Devleti hiç bir zaman halkın devleti olmadı.

Evet, Türkiye Cumhuriyeti Devleti emperyalizme karşı verilen bağımsızlık savaşının sonucunda kuruldu. Ama aynı devlet, yıllar içinde emperyalizme daha köklü bağlarla bağlandı, emperyalist tekellerin halk üzerindeki baskı ve sömürü aracı haline geldi.  

Sabahattin Ali, Rıfat Ilgaz ve Aziz Nesin Marko Paşa’da;

Dostlar! Kalemimiz, fikrimiz Sterlinin kölesi olmasın.(…) Vicdanımız Doların esiri olmasın. (…) Düşmanın çizmeli istilâsını tepelemek kolaydır. Fakat bir kere sinsi sinsi Dolar ve Sterlin emperyalizminin sömürgesi olduk mu, kurtuluş zordur. Hem uşak oluruz, hem de kendimizi efendi sanırız.”  dediğinde yıl 1947’ydi.1

Nazım;

İnsan olan vatanını satar mı?

Suyun içip ekmeğini yediniz.

Dünyada vatandan aziz şey var mı?

Beyler bu vatana nasıl kıydınız?2

dediğinde yıl 1959’du.

Bakın, AKP faşizminden, Tayyipgillerden vb  bahsetmiyorum. Bu cumhuriyet, yıllar önce satılmış, halk hiçbir zaman iktidar olmamış, onlarca yıl geçmiş ve aynen ustaların dediği gibi; hem uşak olmuşuz, hem de kendimizi efendi sanıyoruz.

Evet AKP iktidarı gericidir, tarihin en baskıcı, zalim iktidarlarından biridir. Ama sadece AKP karşıtı olup aynı zamanda bugünkü Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni sahiplenmek, savunmak; “beni öldüren, soyan, baskı yapan katilin, soyguncunun, zalimin adı değişsin, AKP olmasın da başka bir şey olsun” demekten başka bir şey değil.

İktidardaki liderler değişebilir, bazı düzenlemeler değişebilir, bazen laik-cumhuriyetçi olduğunu söyleyen bir parti, bazen de cemaatçi-cumhuriyet düşmanı bir parti iktidara gelebilir. Hatta bir devletin ismi ister Birleşik Devletler olsun, ister Birleşik Krallık, isterse İslam Cumhuriyeti; fark etmiyor egemenler için. Onlar, kazandıklarına bakıyorlar. Sömürülerinde araç olarak kullandıkları devlet mekanizmasının işlerine yarayıp yaramadığına bakıyorlar.

Kutladığımız şey, sömürü ve katliam aracına dönüştürülmüş bu devlet mekanizmasının kuruluşu olmasın.

İstediğimiz şey; sadece AKP’den kurtulmak olmasın.

Biz, gerçekten kayıtsız şartsız halkın egemen olduğu, halktan yana, halkın çıkarlarını savunacak, insanın insanı sömürmesini engelleyecek, tam bağımsız, halkın iktidar olduğu bir cumhuriyet isteyelim, onun için mücadele edelim ve onu kutlayalım.yazisonuikonu

 @mesutors

  1. Marko Paşa Dergisi, 27 Ocak 1947 tarihli sayısı
  2. “Bu Vatana Nasıl Kıydılar” şiiri, Nazım Hikmet, 1959


Yorum yok

Ekleyin