Halk hazır; ya devrimci hareketler?

Mesut Dağeri |

Ülkede yaşanan “yönetememe” krizi, halkın siyasi ve ekonomik gelişmelerden duyduğu rahatsızlık ve tepki nedeniyle, “devrimci durum” olgunlaşmış olmakla beraber, bir “devrim durumu” yaşanamamaktadır. Peki neden?

Berkin Elvan'ın cenaze töreni

Berkin Elvan’ın cenaze töreni

Seçimler yaklaşırken, sandık-sokak tartışmaları alevlendi. Seçime girilmesini savunanların temel yaklaşımı faşizmin geriletilmesi ve nispi de olsa bazı demokratik mevzilerin kazanılması olarak özetlenebilir. Bu “parlamentarizm; araç mı, amaç mı?” başlığı altında ayrı bir değerlendirme konusudur. Diğer grup ise, seçimlerin çare olmadığını asıl olanın devrim olduğunu ve bunun da seçimlerle olmayacağını savunuyorlar.

Devrimci bakış açısına sahip olanlar biliyorlar ki, her türlü baskı aracıyla iktidarı elinde tutan burjuvazi, iktidarını güle oynaya seçim yoluyla işçi sınıfına devretmez. İktidar, ancak silahlı bir ayaklanmayla (ideolojilere göre, silahlı ayaklanma tanımı farklılıklar gösterebilir) ele geçirilebilir.

Devrimci hareketlerin genel durumlarına baktığımızda ilk göze çarpan, kitle bağlarının çok zayıf olduğudur. Büyük şehirlerde az da olsa bir tabana ulaşabilen devrimci yapılar, özellikle İç Anadolu ve küçük şehirlerde üniversite gençliği dışında ya yok denecek kadar az bir örgütlülüğe sahipler ya da hiç yoklar.
Bu yazının amacı, seçimlere devrim açısından bakanlar için farklı bir tartışma ortamı yaratıp; devrimci örgütlerin nesnel durumlarının incelenmesi, eksiklikler ve sorunların giderilmesi noktasında yapılması gerekenlerin irdelenmesine katkı sunmaktır. Konu çok kapsamlı bir konu olup; hareketler bazında ayrı ayrı incelenebileceği gibi tarihsel süreç içerisinde de incelenebilir. Burada sadece günümüz koşullarında çok kaba ve genel hatlarıyla bir durum değerlendirmesi yapılacaktır.

Öncelikle devrimci hareketlerin genel durumlarına baktığımızda (Yurtsever hareketi bu yazının dışında tutuyorum) ilk göze çarpan, kitle bağlarının çok zayıf olduğudur. Büyük şehirlerde az da olsa bir tabana ulaşabilen devrimci yapılar, özellikle İç Anadolu ve küçük şehirlerde üniversite gençliği dışında ya yok denecek kadar az bir örgütlülüğe sahipler ya da hiç yoklar. Bu nedenle de var olan tepkiyi ve yapılan eylemlerle yaratılan sempatiyi örgütlemekte çok zorlanmakta ya da hiç örgütleyememektedirler. Bu bağlamda, kadro sıkıntısı devrimci örgütlerin önünde yakıcı bir sorun olarak durmaktadır.

Mücadele birlikteliği ve dayanışma

Örgütlü olunan mahallerden başlayarak ülke genelini kapsayacak, mevcut siyasi konjonktüre uygun güç ve eylem birliktelikleri hayata geçirilemediği sürece, solun halka umut olması ve önderlik edebilmesi zor gibi görünmektedir.
Bir diğer mesele de sol içi ilişkiler ve asgari müşterekte mücadele birlikteliği pratiğidir. Buraya baktığımızda da durumun iç açıcı olduğunu söylemek oldukça zor. Özellikle ideolojik tartışmaların tabanda adeta düşmanca bir tavra yol açması (Grup YorumRojava tartışmaları en yakın örnektir) solun aşması gereken bir sorun olarak ortada durmaktadır.

Örgütlü olunan mahallerden başlayarak ülke genelini kapsayacak, mevcut siyasi konjonktüre uygun güç ve eylem birliktelikleri hayata geçirilemediği sürece, solun halka umut olması ve önderlik edebilmesi zor gibi görünmektedir. Bu konuyu örneklemek gerekirse yerel olarak halk meclisleri tarzında (Fatsa deneyimi önümüzde somut örnek olarak durmaktadır) hem halkın mahalle/semt yönetimine katılacağı hem de devrimci hareketlerin birlikte hareket etme ortamının yaratılacağı oluşumlar yaratılabilir.

Merkezi anlamda da devrimci hareketler, “bağımsızlık-demokrasi” ya da “anti-faşizm/anti-emperyalizm” gibi temel asgari müştereklerde anlaşabilecekleri bir metin ile kitlelere birlik mesajı verip, ortak zeminler yaratarak mücadelenin yükseltilmesinin ve halkın örgütlenmesinin önünü açabilirler.

Sol içi ilişkilerde bir başka sorunlu kısım ise “devrimci dayanışma” noktasındadır. Söylemlere baktığımızda her yapı devrimci dayanışmayı fazlasıyla savunmakla beraber, pratiğe baktığımızda bazı ideolojik ve sübjektif nedenlerle bu olgunun yeterince hayata geçmediğini görmekteyiz (Çağlayan eyleminden sonra YDG-H‘ın olumlu, ESP‘nin ise olumsuz tavrı örnek olarak verilebilir). Özellikle cenaze törenleri ile demokratik kurumlara yapılan saldırılar devrimci dayanışmanın yaygın olarak sergilenebileceği ortamlar olarak önümüzde durmaktadır.

Devrimciler ve halk

Üçüncü nokta ise, halk ile devrimci örgütler arasındaki ilişkidir. Örgütlenmenin daha güçlü olduğu bazı semt ve mahallelerde kısmen aşılmış olsa da devrimci hareketlerin halkla bağının kopuk olduğu açıkça görülmektedir.

Devrimci hareketler halkla ilişki kurmakta zorlanmakta, yakalanan ilişkilerin bir kısmı da ya kişisel hatalar ya da “sekter” bazı davranışlar yüzünden tekrar kaybedilebilmektedir. Örneklemek gerekirse bir sempatizandan veya halk ilişkisinden devrimci hareketin tavrı beklenmekte, bu tavrı gösteremeyenlerse dışlanmakta ya da ilişki minimuma indirilmektedir. Unutmamak gerekir ki herkes “savaşçı” ya da “militan” olacak diye bir kaide yoktur. Herkes yeteneğine, sosyo-ekonomik yapısına göre mücadeleye katkı sunabilir.

Özellikle Halk Cephesi ile Yurtsever Hareket’in uyuşturucuya karşı mücadelesi olumlu bir örnek olarak önümüzde durmakla birlikte; mahallerdeki yol, su vb. sorunlarla ya da nükleer enerji gibi sorunlarla ilgili yeterince çalışma yapılmamaktadır.
Bir başka sorun, halkla daha kolay ilişki kurmak ve demokrasi mücadelesini daha da yükseltmek için kurulan Demokratik Kitle Örgütleri’nin genellikle 5-10 kişiyle sınırlı kalması, halkla bağ kuracak (kültür-sanat etkinliklerinden, kurs ve seminerlere kadar) etkinlikleri yeterince hayata geçirememeleridir.

Ayrıca yapılan çalışmaların siyasi olması; halkla daha kolay bağ kurabilecek, halkın ekonomik ve sosyal sorunlarıyla doğrudan bağlantılı çalışmaların ve kampanyaların olmaması ya da çok cılız kalması başka bir sıkıntıdır. Örneğin özellikle Halk Cephesi ile Yurtsever Hareket‘in uyuşturucuya karşı mücadelesi olumlu bir örnek olarak önümüzde durmakla birlikte; mahallerdeki yol, su vb. sorunlarla ya da nükleer enerji gibi sorunlarla ilgili yeterince çalışma yapılmamaktadır.

Unutulmamalıdır ki, halkın sorunları ile birebir ilgilenildiği ve çözüm üretilebildiği sürece halkla kalıcı ve sağlam bağlar kurulabilir ve bu bağlar kurulabildiği sürece de halkın daha yoğun olarak siyasi faaliyetlerin içerisinde yer alması sağlanır. Berkin Elvan‘ın cenaze töreni bu açıdan önemli bir örnektir. Berkin vurulduktan sonraki dokuz ay boyunca neredeyse her gün eylemler, açıklamalar yapılarak, Berkin sürekli gündemde tutulmuştur. Bu sayede halkın vicdanına yerleşen Berkin’in cenazesi yaklaşık üç milyon kişi tarafından kaldırılmıştır.

Konuyu toparlayacak olursak; ülkede yaşanan “yönetememe” krizi, halkın siyasi ve ekonomik gelişmelerden duyduğu rahatsızlık ve tepki nedeniyle, “devrimci durum” olgunlaşmış olmakla beraber, yukarıda kısaca özetlemeye çalıştığım olgular nedeniyle bir “devrim durumu” yaşanamamaktadır. Devrim, devrimci hareketlerin önderliğinde gerçekleşecekse (ki gerçekleşecek), yukarda özetlemeye çalıştığım sorun ve eksikliklerin giderilmesi için gerekli adımların atılması büyük önem arz etmektedir. yazisonuikonu

Devrim’in neyi eksik?



Yorum yok

Ekleyin