Gün ve Ay yine doğmakta

Hatice Eroğlu Akdoğan |

Evlatları alınan anaların gücü tanrılara hükmedecek kadar direngendir.

Hayri Tunç

Ancak ve ancak onlar yapabilirdi çarşaf gibi açılan bembeyaz şafaklara kan lekesi düşürmeyi. Onlar yapabilirdi bir dolu hayatı sırtında taşıyıp savaşın kör ettiği sokaklara indirmeye yol alan gül yüzlü gençlerin ortasında patlatmayı.

Onlar… Onlar… İnsanlığın, insanca oluşuna karşı ne işliyorsa onlarda… Var mı ötesi “akan suya düşman” dedikten sonra…

Söz bittiğinden yine edemedik. Bir kez daha çarpılıp, nefes almayı bekledik.

Bağcılara serpilen o şafağa da bu minvalde kan sıçrattılar.  Çocuklar bütün saflıklarıyla uykudayken, onları hayalleriyle birleştirme çabası veren Günay ablaları aralarından çekilip alınmıştı.

Güneş pencereden bakıp, yerde yatan kadını gördüğünde utandı hem kendinden ve renginden.  “Herkese ve herkese aynı yerden bakıyor, aynı parlaklıkta veriyorum ya ışığımı. Ne bu hazımsızlık” dedi.  Etrafa baktı: Kötülük yayanlar telaşlıydı, zalim oldukları kadar da korkulu.  Güneş tez davranıp pencereden çekildi. Hafta başı başlattıkları çalışmanın son dilimini tamamlamak için işe yollananlar mutsuz ve karamsardı.

Çocuklar uyandığında, Günay Bağcılar’dan cansız olarak çekilmişti.  Kan akıtmak zalimlere yetmemişti. Günay’ın cansız bedeni üstlerinde dağ gibi omuzlarına çöküyordu. Bir an önce dercesine hız alıyorlardı. Korku! “ Tanrım kaldır şu ağırlığı üstümüzden” diye çığlıklar atıyorlar… Onların yükünü taşımaya tanrıların iktidarı yetmiyor ki.  Evlatları alınan anaların gücü tanrılara hükmedecek kadar direngendi. Tanrıları savuşturup, gözlerini yavrularına çevirdiler. En masum ve sihirli sözleriyle etrafı titrettiler.

Bir şafağın sabahına kanı damlatılan genç kadın, çokça yürüdüğü Gazi sokaklarına yüzünü gökyüzüne çevirmiş olarak geri döndü. Kan damarından çıkmış, bedenine kızıl bir elbise olmuştu.  Günay “kendi giysimizi kendimiz dikeceğiz” diye atölye kurmakla uğraşırken yolu Gazi’den de geçmişti. Demek Gazi’ye kırmızı bir elbiseyle dönecek, demek gökyüzüne bakıp güneşi kıskandıracak, Ay da İstanbul’un puslu örtüsünü aralayıp geceye misafir olan Günay’ına hoşgeldin diyecekti.

Öyle kolay değildi vurulup da toprağa girmek. Bunun için daha çok yol gerek. Günay Gazi’deki son yolculuğunu tamamlayacak ama önce yolun açılması gerek. Yollara yığılan savaş makineleri ve zalimlerin korkusu. Ha bire kusuyorlar! Ne gaz, ne bomba, ne kurşun korkuyu azaltmaya yetiyor.  Tepelerine çöken Günay’ın düşleri, umutları, Günay’ın emeği, alınteri Günay’a ak sütünü helal eden anası, bir de öteki Gazi’dir.

Yol açıldı. Şafak’a atılan taşlar geldiği yere tek tek geri gönderildi.  Giyimi çiçeğe durmuş kara gözlü kız yerinden sıyrılıp kadınlara elini verdi.  Gökyüzü onu o gökyüzünü takip etti. Sonra göğü bırakıp toprağın arasına süzüldü. Gün ve Ay yeniden doğmak için gerideydi.yazisonuikonu

 



Yorum yok

Ekleyin