“Gözmektupları”nın öyküleri

|

“Kadınların gözleri uzun mektuplar yazar ve sadece kadınlar okuyabilir gözmektuplarını. Bunu senden öğrendim. Uzun uzun gözlerime bakan ve hiçbir mektubumu okuyamayan senden.”

keşiş2

“Keşiş dersiniz bana. Kemancı diyeniniz de var, ille bir isim takacaksınız ya… Benimse hiçbirine aldırdığım yok, doğamı yaşarım. Yakın temastan hoşlanmam. Kimse dokunmasın bana, sokarım. Başımın üzerindeki keman desenine kanıp romantik filan olduğumu sanma. Küçücük gövdemden umulmaz ama zehrime bulaşan iflah olmaz. (…)

Yine de sen benden çok kendi cinsinin kuytusundan kork. Bir münzeviyim ben. Üstelik, senin dil altında sakladığın zehir, daha şiddetli benim zehrimden.”

Konuşan bir keşiş örümceği… Onun konuşmasıyla başlıyor öykülerden oluşan bu kitap ve hayatın damarlarının içinde bir yolculuğa çıkarıyor sizi.

Dışardan sabah işine-gücüne gidip akşam evine dönen “düzgün görünümlü” hallerimizin derinliklerinde kopan fırtınalar, kimi zaman da inceldiği yerden kopma anları.
On üç kısa öykü var. Her biri tanıdık. Günlük yaşamda hepimizin kıyısından köşesinden ya da tam ortasından yaşadığımız şeyler. Öyküleri farklı kılan, tanıdığımız bu günlük yaşam gerçeklerine içimizdeki derin kuyulardan ayna tutuyor olması.

Derinlik deyince anlaşılması zor ve sonu gelmez uzun cümleler gelmesin aklınıza. Berat Alanyalı sözcükleri oldukça ekonomik kullanan bir yazar. Bazı öyküler bu yönüyle “küçürek öykü”, “minimal öykü” vb. olarak adlandırılan tarza yakın. Uzun mekan tasvirlerine girmeden, karakter yaratma, aşama aşama ilerleyen olay örgüleri vb. olmadan sadece o an yaşananı gösteren, hissettiren bir anlatım tarzı bu. Hacmi az, yoğunluğu çok.

Hasat böyle öykülerden biri örneğin. Bir maden işçisinin ölümüne ve ardında kalan acıya dair yazılmış. Topu topu 162 kelime kullanılmış. Uzun betimlemeler veya giriş-gelişme-sonuç gibi ilerleyen bir olay örgüsü yok. “Maden” kelimesi bile geçmiyor öyküde. Ama okuyunca o acıyı ve çaresizliği hissediyorsunuz. İşçinin babasından kendisine, kendisinden çocuğunun dünyasına kadar bütün bir çaresizliği…

Öykülerin kahramanları genelde kadın, bazılarında erkek, bazılarında çocuk. Ama hepsinin ortak yanı insanın değişik hallerini yansıtması. Öykülerin bazılarında “modern zaman” kent insanlarının bazen acımasız, bazen arayışlar içinde, çoğunlukla bencil halleri var. Dışardan sabah işine-gücüne gidip akşam evine dönen “düzgün görünümlü” hallerimizin derinliklerinde kopan fırtınalar, kimi zaman da inceldiği yerden kopma anları.

Bir öyküde madencilerin acılarına tanık olurken, başka bir öyküde katıldığı ölüm orucu sonucunda Wernicke-Korsakoff sendromu yaşayan bir siyasi tutsağın ailesiyle tanışıyoruz.
Bazı öykülerde de topluma mal olmuş kimi önemli olayların tek tek kişilere yansımalarını bulmak mümkün. Bir öyküde madencilerin acılarına tanık olurken, başka bir öyküde katıldığı ölüm orucu sonucunda Wernicke-Korsakoff sendromu yaşayan bir siyasi tutsağın ailesiyle tanışıyoruz. İçinde “deprem” kelimesinin hiç geçmediği bir öyküde, 17 Ağustos 1999 Depremi‘nin derinlerdeki acısıyla karşılaşabiliyoruz.

Akıcı, anlaşılır bir üslupla anlatıyor öykülerini Berat Alanyalı. Tekdüzeliğe düşmeden kullandığı özgün benzetme, imge ve metaforlarla dilini zenginleştiriyor. Bir yerde bakışları “mektup” metaforuyla anlatıyor ve “gözmektupları” diye bir kelime türetiyor örneğin.

“Kadınların gözleri uzun mektuplar yazar ve sadece kadınlar okuyabilir gözmektuplarını. Bunu senden öğrendim. Uzun uzun gözlerime bakan ve hiçbir mektubumu okuyamayan senden.” (syf.23)

Devamında aynı metaforu erkeklerin bakışları için de kullanıyor:

“Erkeklerin gözleri okunaksız mektuplar yazar ve bilmezler bunu. Gözlerini kaçırmasalar bile gölgelidir yazdıkları. Okunması zaman ister, bedel ister.” (syf.24)

Öyküleri çoğunlukla bir anlatıcı anlatıyor. Bazı öykülerde “iç ses”, ikinci kişi olarak bu anlatıcıya eşlik ediyor. Diyalog ağırlıklı tek öykü bir ayrılık öyküsü. Birlikte yaşanmış anların iki tarafta nasıl farklı yaşanabildiğini diyaloglar gösteriyor bu kez.

      “- … Dert ortağımdın sen benim, en güvenli dayanağım… O koşup sükûnetine sığındığım, sırtımı korkusuzca sana verip dinginleştiğim geceler…

  – O susup kendimizi sadece müziğe verdiğimiz geceler… Uzun uzun bakışırdık…”

Bu “ayrılık öyküsü”nün finalinde okuru bir sürprizin beklediğini de söyleyelim. Bu sürprizi görünce öyküyü tekrar okumak isteyeceksiniz.

Kitabın son öyküsü Yüzyılın Masalcısı isimli, 2012  Homeros Kısa Öykü Ödülü’nü kazanmış olan bir öykü. Berat Alanyalı’nın daha önceki öykü kitabı Ömrün Yazı da, Dil Derneği’nin verdiği Ömer Asım Aksoy Ödülü’ne hak kazanmıştı. Türkçe’yi kullanmadaki yetkinliğiyle az sözle çok şey anlatmada ustalaşan Berat Alanyalı’nın yeni kitabı Keşiş Örümceği de hem edebi niteliği, hem de anlattığı öykülerin konularıyla dünyanıza iyi gelecek.yazisonuikonu

Keşiş ÖrümceğiKesisOrumcegi
Berat Alanyalı

Ekim 2015

95 Sayfa

Bilgi Yayınevi



Yorum yok

Ekleyin