Gezi’de öfke birikiyor: 28-29-30 Mayıs 2013

|

27 Mayıs’ta kovulan yıkımcılar 28 Mayıs’ta geri döndü. Başbakan Erdoğan’ın açıklamaları direnişi ateşledi. Kırmızılı Kadın’ın hüznü 29 ve 30 Mayıs’ta sokaklarda ve sosyal medyada on binlerce kişilik bir direnişin coşkusuna dönüştü.

Çıkan kısmın özeti: 27 Mayıs 2013 Gezi Parkı’nda duvarın yıkıldığı ve ilk ağaçların söküldüğü gündü. Çıkan isyan dalgası egemenlerde Menderes’in sonunu akla getirmişti. İlk saldırıdan sonra Gezi Parkı’nda nöbet başladı.

28 Mayıs: Yıkımcılar geri döndü

Yıkımcılar, ertesi gün (28 Mayıs Salı), sataştığı rakibinden dayak yiyince mahalleden abilerini toplayan yeniyetmeler gibi, daha kalabalık bir polis grubuyla geldiler.

Öğle saatlerinde başlayan ikinci yıkım girişimine karşı direniş, haftalar boyunca sertleşerek sürecek olan polis müdahalesinin ilk simge karesini, suratına püskürtülen biber gazı karşısında kalender bir hüzünle bekleyen “Kırmızılı Kadın” fotoğrafını üretti.

Reuters'tan Osman Orsal'ın fotoğrafı: Kırmızılı Kadın (28 Mayıs 2013, Gezi Parkı)

Reuters’tan Osman Orsal’ın fotoğrafı: Kırmızılı Kadın (28 Mayıs 2013, Gezi Parkı)

Aslında, “Ben sadece büyük bir taban hareketinin parçasıyım, benim gibi yüzlerce kişi aynı gaza maruz kaldı,” diyerek magazinleştirmenin (hareketlerin halksal niteliğini indirgemenin yöntemlerinden birinin) önünü kesen Ceyda Sungur’un yüz ifadesi bu karede pek de seçik değildir. Sol alt köşedeki kahverengi fularlı kadının, çerçevedeki en geniş yeri kaplayan küskün yüzü olmalıdır bize bu duyguyu veren.1

Direnişin bu ilk saatlerinin hâkim duygusu hüzün, özellikle 2000’den bu yana solun hemen her direnişte yaşadığı “yalnızlık, azlık, faşizm karşısında tek başına bırakılmışlık” hislerinin tortusu olsa gerek. Takip eden günler, bu tortunun milyonların dalgasında dağılıp direnişin yerini isyanın, hüznün ve küskünlüğün yerini neşeli bir öfkenin aldığına tanık olacaktı.

29 Mayıs: Erdoğan’ın demeçleri direnişi ateşledi

Mussolini çok konuşuyor TARANTA – BABU!
Tek başına
yapayalnız
karanlıklara
bırakılmış bir çocuk gibi
bağıra bağıra
kendi sesiyle uyanarak,
korkuyla tutuşup
korkuyla yanarak
durup dinlenmeden konuşuyor.
Mussolini çok konuşuyor TARANTA – BABU
çok korktuğu için
çok konuşuyor!

Nazım Hikmet, Taranta-Babu’ya Mektuplar

29 Mayıs’ta  -kendisi ve adı başlı başına öfke vesilesi olan- Üçüncü Boğaz Köprüsü’nün temel atma töreninde Başbakan Tayyip Erdoğan, “Taksim Gezi Parkı şöyle olmuş, böyle olmuş, orada gelip gösteri yapacaklar, şudur, budur vesaire. Ne yaparsanız yapın. Biz karar verdik, verdiğimiz gibi işleyeceğiz,” diye bildiğini işleyeceğini söyleyerek direnişin kitleselleşme sürecinin çarkına ilk hareketi de vermiş oldu.

Öğlen saatleri geldiğinde İstanbul’un her köşesinden binler, yolunu Taksim’e çevirmişti.

Gerçekten de Başbakan’ın demeçleri direnişin en güçlü ateşleyicilerindendi. Direniş gecelerinden bir tanesini evinde geçirmeye karar vermişken Erdoğan’ın konuşmalarını duyunca sokağa fırlayan binlerce direnişçi, “Eğer ‘Gezi gündemi’ Türkiye’nin hâlâ bir numaralı gündemi ise… Bunda Başbakan Erdoğan’ın payı çok büyük… Gezi’ciler kendisine ne kadar teşekkür etse az,diyen çifte kavrulmuş ılımlı-ılımlı-İslamcı Ahmet Hakan’a hak verecektir.

30 Mayıs: Piromanyak devlet

Çatışmalarla geçen günün sonunda nöbet kalabalıklaşmıştı ama hâlâ bir işgal/occupy değil nöbetti. Bu dönüşüm için katalizör görevini bir kez daha polis şiddeti gördü.

Polisin 30 Mayıs Perşembe sabahı saat 5.00’te parkta uyuyan insanlara saldırarak dövmesi, parkı gaza boğması ve -hemen herkeste bir Sivas 93 anıştırması yapan bir jestle- çadırları yakması, hükümetin kuyruğu dik tutmaktan sorumlu üyesi başbakan hariç en yüksek koltuklardan bile eleştiri görecekti; ama daha sonra…

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül arasındaki 3 Haziran görüşmesinin öne çıkarılan yanlarından biri “polisin güç kullanımında zaman zaman aşırıya kaçması” itirafıydı. Hatta, “çadırları polis değil zabıta yaktı” taktiğiyle bazı “piromanyak” belediye görevlileri (tabii bir iki ay sonra görevlerine geri getirilmek üzere) “cezalandırıldı”.

Bu itiraflar elbette “Devenin bir tek boynu eğri, geri kalan her yanı doğru” pasıyla, hızla taca atılacaktı, ama o akşam sokaklardaki kitlenin sayısı beş haneli rakamlara çıkmış, direniş çoktan İstanbul sınırlarını aşmıştı.

Sosyal medya da bir direnişçi ve denklemin çok önemli bir terimiydi artık; yalnızca 30 Mayıs günü #direngeziparki etiketiyle 2 milyondan fazla tweet atıldı.

İlk duyarlılığı da damla damla örmüş olan, başlangıçtaki sınırlı sayının Gezi Parkı’nda birikmesini sağlayan sosyal ağlar, giderek direniş içi haberleşmenin ve kamuoyunda hegemonya oluşturma mücadelesinin temel aktörlerinden biri olacaktı. yazisonuikonu [devam edecek…]

Sanki Devrim | @prometeatro

  1. Fotoğrafın dünya basınındaki yankıları; Ceyda Sungur’un The Telegraph mülakatı; mülakatın ntvmsnbc’deki Türkçe haberi.


Yorum yok

Ekleyin