Geç kalan samimi bir özür

|

Bizim vergilerimizle yapılan her şey bize bir lütufmuş gibi sunulurken, devlet kılıcını başımızdan hiç eksik etmedi. Bizi köleleştirmek için verdiği çabayı onların “terörist” dedikleri kırmaya çalıştı, çalışıyor.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Hep samimiyet aramışımdır insanlarda. Şimdi samimi ve dürüst olma sırası bende.

Hani Gezi günlerinde bir söz dolaşıyordu ortalıkta. Tüm satılmış medya penguen belgeseli gösterirken akıldan geçenler şuydu değil mi: 2013’te teknoloji çağında satılmış medya olayları bu kadar çarpıtırken Kim bilir 90’larda Kürtlere ne yapıldı ve yandaş medya bize bunu nasıl yansıttı.

Evet ben de bu soruyu çok sordum kendime, çocuklarımızı bu devirde gözümüzün önünde katledenlerin 90’larda bebekleri katletmediğine inanmak ahmaklık olur herhalde. Maraş, Çorum, Sivas olayları devlet kontrolünde ve gözetiminde yapılmamış mıydı? Peki ya Hayata Dönüş operasyonu adı altında hücrelerinde hapishanede katledilen canlar?

Benim kardeşim katledildi Gezi direnişinde binler arasında. 2 hafta sonra 2 yıl olacak. Zorlu bir mücadele sonucu, savcıların ve devletin tüm engellemelerine rağmen katili bulduk ve yargı önüne çıkarılmasını istedik, ama heyhat 2 senedir hala görevi başında devletin tetikçisi katil polis, vergilerimizle hâlâ maaşını almakta. [Bu sürecin ayrıntılarını şuradan okuyabilirsiniz: Abdullah Cömert’in katili nasıl bulundu?]

Biz katilin yargılanması için mücadele verirken devlet de bize karşı boş durmuyordu. Annem hakkında açılmak istenen cumhurreisi tehdit davası, gizli tanıklarla babama açılan dava ve benim hakkımda eylemlere katılma gibi birkaç dosya vardı. Sonra eylemleri yönettiğime karar kıldı devlet ve bunun hakkında da dava açtı. “Yakında beni örgüt lideri yaparlar” espirisini yaparken tekrar aldılar ve “teröristsin” dediler.

Ulan kardeşimin katledildiği yerde hâlâ Türk bayrağı dalgalanırken siz benden nasıl terörist diye bahsedersiniz, nasıl beni terörle suçlarsınız? sorularım yanıtsız kalır. Evet, her şey bu kadar basitti devlet için, üç dört A4 kâğıdını delil sayarak seni terörist ilan edebiliyor. Sosyal medyada herkesin tanıdık bildikleri de var “Kırmızı Fularlı Kız”, puşisinden dolayı hapse atılan veya birkaç gün önce yeşil gömlek yeşil pantolon giydiği için şu an hapis yatan Mahmut Koçyiğit.

Berkin Elvan’ın Katili Nerede?” dediği için bir buçuk ay içeride tutulan, çıktığı gün tekrar gözaltına alınan Sıla Abalay daha 16 yaşında. Devlet sesini çıkaran herkesi ya mezara sokmakta ya da hapse tıkmakta. Siz yeter ki bu bozuk düzene bu çürümüş sisteme karşı durun, devlet zindanları, silahlarıyla karşınızda.  Faşizme karşı direnenlerin sayısı az değil ama yeteri kadar çok olmadığı için faşizmin zindanları şu an katil, tecavüzcü ve hırsızlarla değil devletin “terörist” ilan ettiği devrimcilerle dolu.

Başa gelmeden anlaşılmıyor bazı şeyler. Başıma geldi ve bu bende bir kırılma noktası oldu. Benim köyüm yakılmadı, yerimden yurdumdan edilmedim, biz Aleviler Hatay’da bayramlarımızda Hrisi (Aşure) dağıtırken Özel Harekât bayram yerini basıp bizi taramadı, 12 yaşında çocuğum 13 kurşunla katledilmedi, kızım bir havan topuyla paramparça edilmedi, benim annem her Cumartesi Galatasaray Meydanı’nda oturarak oğlumun bedeni nerede diye sormuyor, bunların hiçbiri bana yapılmadı, ama toplumsal bir olayda kardeşim katledildi.

“Toplumsal olay” dediğime bakmayın, bu Gezi’yi küçültmek için değil. Güneydoğu’da halka yapılan zulmün daha iyi anlaşılması için yazıyorum bunu. Orda binlerce insan vardı, başkası da düşebilirdi o gün ama Abdocan düştü.

Şimdiye kadar yaşananlar acaba sorusunun ötesine taşımıştı beni Kürt Özgürlük Hareketi için, ama ne zaman ki bana terörist sıfatı devlet tarafından eklendi işte o zaman ben samimi bir özür dilemem gerektiği kanısına vardım.

Çoğu kişi yazdıklarımı anlamayacak, bana farklı farklı yaklaşımlarda bulunup benim için olur olmaz konuşacaklar. Umurumda değil. Benim fikirlerim değişebilir ama cesarete, dürüstlüğe ve samimiyete verdiğim önem hiç bir zaman değişmeyecek.

PKK terör örgütüdür” diyenler, “DHKP-C terör örgütüdür” diyenler şöyle durup bir düşünün: Bunu kim diyor? Devlet. Faşist devlete güvenilmeyeceğini parmaklıklar arkasına girmeden veya sokak ortasında katledilmeden öğrenmek gerekiyor.

Bizim vergilerimizle yapılan her şey bize bir lütufmuş gibi sunulurken, devlet kılıcını başımızdan hiç eksik etmedi. Polisi savcısı hakimi hep bize karşı durdu. Bizi köleleştirmek için verdiği çabayı onların “terörist” dedikleri kırmaya çalıştı, çalışıyor. Bunu anlamak için bazılarının bir adım geri atıp az biraz düşünmesi gerekiyor. Bir kez daha tüm samimiyetimle özür diliyorum. yazisonuikonu



Yorum yok

Ekleyin