Fantezi öldü aman getir

|

Aman getirmek yerine hayal kurun ve onu ileri taşımaya çalışın.

fantezi-oldu

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü, DTK’nın “özyönetim” konusunda aldığı destek kararına “fantezi” dedi.

Özyönetim fantezi ise başkanlık da bir fantezi olarak karşımızda duruyor.

Sanıyorum Cumhurbaşkanı ve çevresi fanteziyi başka bir anlamda kullanıyor. Muhtemelen ben de Cumhurbaşkanı’nın kullandığı anlamda algılıyorum ki yüzümde hafif bir gülümseme belirdi.

Kendimi işçi sınıfından ya da soldan sayıp uzun cümleler kuramıyorum. Sokak kültürüne fazlaca hakim olduğum gençlik yıllarımdan kalan mavracı özelliklerim kötü espriler  yapmama neden oluyor. Olur olmadık yerlerde yaparım. Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü’nün açıklamasını duyunca yine kötü kötü espriler kafamda uçuştu. Kendi kendime gülerek durumu toparlamaya çalıştım. Delilik işte deyip geçeyim.

Fantezi, Güncel Türkçe Sözlük’te; çok süslü diye geçiyor. Müzikte de zaman zaman “fantezi müzük” diye kullanıldığını duydum. Onun dışında pek kullanılmıyor sanki. Fantezi deyince halkımızın aklına ilk cinsel hayat geliyor. Fantezinin karşısına da ahlak çıkıyor birden. Aralarında çapraz bir ilişki kurulmuş. Fantezi ahlaksızlık; çocuk yapmak için cinsel hayat, ahlak.

Ne de olsa Cumhurbaşkanımız üç çocuk istiyor her aileden. Fanteziye  kaçmadan çocukları sıralamak lazım. Gerçi hükümet de 1300 yerine 1200 TL asgari ücret verecekmiş ama o üç çocuğa bakmaya yeter olmalı bu. Ha unutmadan Putin daha fazla veriyormuş. Bak gene kafam karıştı. Konuyu dağıtıyorum hemen. Konumuza dönelim.

Bu “fantezi” ile ahlakın bir çatışması var. Bize ahlak öğretenler, özellikle de din dersleri öğretmenlerimiz hep; “karıya, kıza bakmayın ooolum”, “kızım düzgün otur, oran buran görünmesin” ya da “kafanızda ‘fantezi’ kurmayın şeytana uyarsınız” derlerdi. Oysa İslamcıların iktidardaki yıllarında ahlakın diğer kısımları benim daha çok ilgimi çekti. Mesela; hırsızlık. Mesela; komplo kurma. Mesela; yalan söyleme.

Başları örtülü olduğu için (ya da namazlarını geciktirmedikleri için) ahlaklı kabul edilen hanımefendiler, beyefendiler Twitter’da, Facebook’ta “yalarım”lı, “yutarım”lı paylaşımlar yapıp, “kocamı sadece başbakanımla değişirim” diyebiliyorlar. Bu bir fantezi. Aşkı otoriteyle bütünleştiren bir fantezi hem de. Sokakta gördüğü genç kıza laf atan delikanlının fantezilerinden bir farkı yok. Nerdeyse “şöyle yatırıcan, böyle kaldırıcan” hararetinde. Kapalı kapılar ardında olanı tabi bilemiyoruz. 28 Şubat’ta bu fantezilerin bir kısmı ortalığa dökülmüş, Fadime kızımızdan bayağı ilginç fanteziler duymuştuk.

Ahlâk ise yine Güncel Türkçe Sözlük’te: 1. Bir toplum içinde kişilerin uymak zorunda oldukları davranış biçimleri ve kuralları, aktöre, sağtöre. 2. Huylar, olarak tanımlanıyor.

Bu ak ve sağ töre nasıl bir şeyse artık kendi yaptığı hep meşru ve doğru, başkası yapınca – ki bu başkaları hep kendisiyle aynı düşünmeyen, laik insanlar oluyor- yanlış ve kötü oluyor.

Örneğin bu ak ve sağ töreye sahip bir insanla konuştuğunuzda; “hırsızlık var” derseniz, “Müslüman hırsızlık yapmaz. Yok olmamıştır” ya da “yapıyorlarsa sana ne, onunla cami yapacaklar” deyiveriyor. Sanırım hırsızlık onların lügatinde ahlak kısmıyla ilintili değil. Cinsel hayaller kurmak da aynı kapsama giriyor olmalı. Müslümana her şey serbest. Laiksen ya da ateistsen işler değişiyor. Hoş, laiklik ak ve sağ töre sahipleri için ateistlik demek.

Fantezi hakkında oradan buradan bir şeyler söyledim. Peki Cumhurbaşkanı’na muhalif olanlarda bu fantezi hiç görülmedi mi?

İlk aklıma 8 Haziran sabahı geliyor nedense.

8 Haziran  sabahı sol çevrelerde gülen bir yüz vardı. Erdoğan’ın hakimiyeti bitecek, her şey yoluna girecekti. Çoğu solcu kafada hayatlarını renklendiren fanteziler üretiliyordu. Fanteziler birbirini kovalıyordu. Devrim olmuş mutluluğu yaşayan, üstüne bir de cigara yakanlar vardı. Sonra devreye Devlet Bahçeli girdi. O gülen yüzler somurtmaya başladı. Somurtan yüzler de enerji yitimini hızla yaşadı. Bir şeyleri değiştirememenin sancısı geldi taaa göbeğe oturdu. Bahçeli ve çevresindekiler bize yaşadığımız yerin gerçekliğini gösterdi. Aman vermemiz istendi. Fantezi orada öldü.

Eski zamanlarda Müslüman toprağına giren bir başka din mensubunun o topraklarda yaşayabilmesi, ticaret yapması ya da serbestçe gezebilmesi için “aman” istenirdi. Aman, bir tür diplomatik izin belgesiydi. Osmanlı da 2. Mahmut dönemine kadar bunu uyguladı. Aman getirmek deyimi buradan gelir. Aman’ı olmayan bir yabancı öldürülür ya da tutuklanırdı.

Bugün artık IŞİD ya da Suriye’de peydahlandığını gördüğümüz cihatçı örgütlerin mantığı Türk ve Müslüman insanlara sinmiş durumda. Ankara Katliamı’nın olduğu gün oynanan futbol maçında yapılan saygısızlık, ardından Paris’te yapılan katliam sonrasında aynı tavrın sürdürülmesi bu durumu kanıtlar nitelikte. “Gerçek Müslümanlık” tartışmasında gelinen durum da bu oldu.

Hendekler konusunda da “azcık muhalif olan” medya bile cengaver “Anadolu’dan Görünüm” formatına geçti. Kürtler “çözüm süreci” içinde silahları şehirlere yığmışlar, hendeklerin planlamasını yapmışlar. Bunun karşısında TSK’nın da aynı şekilde hazırlıklarını yaptığı, sokağa çıkma yasaklarını önceden planladığı bir Sri Lanka benzeri hareket içinde olduğu görülmüyor. Siz ne derseniz deyin onların çizdiği çerçevenin dışında bir şey olmayacak yoksa “aman” isteniyor.

Bu aman meselesi solda bir kafa karışıklığı da yarattı. Gezi’deki barikatları öve öve bitiremeyenler Kürtlerin hendeklerine sırtını döndü. Kötüledi. Hendekleri teorik olarak eleştirip; “bu kurtarılmış bölge taktiğidir, orası düşünce size bir fayda sağlamaz” tarzında bir cümle de kurulmadı. “Aman yapmayın, aman etmeyin, etrafı daha fazla kızıştırmayın”. Söylenenin özeti buydu bence.

Sol kesimlerde bir enerji düşmesinden bahsettik. Bunu fark etmemek imkansız halde. “Olmuyor işte”, “oy verdik ama şurda şöyle oldu, burda şu bunu yaptı” gibi cümleler bu enerji, moral yitimini özetleyen cümleler. Benim merak ettiğim ise; bundan önce bu durum yok muydu? Bence vardı ama pek kabul edilmek istenmiyordu.

2 Kasım sabahında, daha önce merkez sağ olarak görülen yerin ortadan kalkması mı bunu değiştirdi? Yok öyle bir şey. Merkez sağ dediğiniz şey aslında sistemin daha az sorunla götürülebilirliğini sağlayan bir olguydu. Krizler geldikçe sosyal demokratlarla ortak hareket edebilen ya da etmeyip milliyetçi cephe oluşturan bir olguydu. Cumhuriyet’in devrimci yönü tırpan yiyip, laiklik de tek kale maç edasıyla bombardımana tutuldukça “merkez sağ”a gerek kalmadı. Sağ her şeyden önce sistemden beslenmek demekti ki sistem karnını daha iyi doyurabilmek için “ahlak” olarak gösterdiği olguları da ayaklar altına alınca kendi gerçekliğiyle başbaşa kalmış oldu. Sağ sağdır. Merkezi olmaz.  Her şey kendi gerçekliğine dönüyor. Aslında bu daha iyi.

Nedense bunun kötü olduğunu düşünüyor “solcular”. 12 Eylül’den beter bir saldırganlıkla karşı karşıya olmak, her an tutuklanma riskini yaşamak, sağda solda konuşamamak, ülkeden kaçıp gitmeyi hayal etmek enerjimizi yerine mi getirecek? Getirmez. Enerjimizi geri getirecek olan tek şey tarihsel haklılığımıza inanmak olacaktır. Susmayla, köşeye sinmeyle ya da kaçıp gitmeyle bunu yerine getiremeyiz ki. Bulunduğumuz yerde daha dik durarak kazanabiliriz. Bunun için de hayal gücümüzü geri kazanmamız gerekiyor.

Ben fantezi deyince hep bu hayal gücünü anlıyorum. En zor zamanlarımda “ne yapabilirim?” derken hayalim devreye girer bir çıkış yolunu bulurdum. Hayal ettiğimi eksiğiyle gediğiyle gerçeğe dönüştürmeye çalışırdım. Başarılı olma şansımın az olduğu durumlarda bile bir şeyler yapmış olmamın hazzını yaşardım atıl kalmak yerine.

“Fantezi”den vazgeçmeyin. Aman getirmek yerine hayal kurun ve onu ileri taşımaya çalışın.

Üstümüzde bir toz var ama bu ölü toprağı değil.

Değişime hayalle başlayalım.yazisonuikonu



Yorum yok

Ekleyin