Eylül Kuzgunbay’la performans sanatı üzerine

|

Eylül Kuzgunbay’a 8 Mart kapsamında Ankara Mimarlar Odası için sokakta sahnelediği Antigone başlıklı çalışmasını sorduk.

antigone-performans-02

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü etkinlikleri kapsamında bir sokak performansı gerçekleştirdiniz. 6 Mart 2017 günü TMMOB’a bağlı Ankara Mimarlar Odası’nın davetiyle Konur Sokak’ta, Mimarlar Odası önünde sizi izledik. Bize biraz çalışmanızdan bahseder misiniz?

Sofokles’in Antigone, Dario Fo’nun Medea ve Ulrike metinlerinden oluşturan bir kolajdı bu. Metin düzenleme ve konsept bana ait. Antigone başlığını seçtiğimiz çalışmanın koreografisini Ali Haydar Coşar üstlendi. Gösteri sırasında arka perdeye yansıtılan ve performansın bir parçası olan video art çalışmasında ise Alper Fidaner imzası var.

Ne kadar sürdü bu çalışma?

Aslında 4 dakikalık bir çalışma. Ancak sokaktan geçenler eklemlendikçe üç kez üst üste tekrarladık.

antigone-performans-01

Severek izledik, ama yine de okurlarımız için bize çalışmanızı tarif eder misiniz?

Antik Yunan tiyatrosunun en ünlü karakterlerinden biri olan Antigone’nin konuşmasıyla başladık. Koreografımız Ali Haydar oynadı. Kardeşini gömdüğü için iktidarın öfkesini üstüne çeken bu kadın karakteri bir erkek oyuncunun oynaması bizim seçimimizdi. Bir erkeğin bedeninden bir kadının nasıl görünür kılındığını ifade etmek istedik. Antigone’nin ardından sözü hücrede katledilen RAF önderi Ulrike Meinhoff aldı, bu karakteri ben canlandırdım. Üçüncü kadın karakterimiz yine Antik Yunan’dan Medea’ydı ve Başak Polat tarafından oynandı. Bu üç kadın figürünü bir müzik kutusunun üzerinde gördük. Vurgumuz bu üç kadının yazgılarının aynı olduğuydu. Ama yazgı ile kastımız bu üç kadının ortak “trajik” sonu değildi. Bizi ilgilendiren yazgı, tarihin bu kadınları olumlamasıydı. Tarih bu kadınları böyle yazacak diye düşündük.

Bu fikri vermek için “yün çilesi” imgesine başvurduk. Mimarlar Odası çevresinden on beş kadın ellerindeki şişlerle yünleri ördüler ve kullandıkları ipin ucu biz oyuncuların bedenlerine sarıldı.

Oldukça çarpıcı bir görüntü oluştu. Sormak uygun mudur bilmiyoruz ama, buradaki meram neydi?

Kadınlar yaralarını birlikte sararlar. Bizim beyaz giysilerimizin üzerine sarılan renkli ipler, kadınların birbirlerini tamamlamasını dışavuruyordu.

Buna sokak tiyatrosu değil de performans diyorsunuz. Bu terim seçimini açıklayabilir misiniz?

Performans sanatı yalnızca “gösterme” değil “tamamlama” fikrini de içerir. Bir şeyi anlatmanın yerine orada bulunmak geçer. Sözün yerini beden alır. Tekrarı olmayan, bir kez yapılan bir şeydir performans doğası gereği. Ve seyirci, sanatçının yaptığı işi tamamlar ve aslında bu süreç seyircinin doğrudan katılımı olmaksızın tamamlanamaz. Bu yüzden de bizim yaptığımız gösteriyi en iyi bu kavram karşılıyor diye düşünüyoruz. Seyircinin tamamladığı, sözün bedenle ifade bulduğu, renksizliğin katılımla renklendiği bir süreç.

Çok teşekkür ediyoruz.

Ben de sorularınız için çok teşekkür ederim. Bu vesileyle, kentlere kadınların gözüyle akan Ankara Mimarlar Odası Yönetim Kurulu’ndan Tezcan Karakuş Candan ve Ayşen Gül Şimşek’e, sanata duydukları saygıdan ve bizlere verdikleri emekten ötürü teşekkür ediyoruz.  Ve elbette asıl teşekkürümüz bizimle birlikte çalışmamızı var eden seyircimize… yazisonuikonu



Yorum yok

Ekleyin