Ernesto Che Guevara ve Eduardo Galeano

|

Che Guevara, adaletsiz ve sömürü dolu bu dünyaya karşı büyük bir suçlamadır.
Eduardo Galeano’nun kitapları ise bu suçlamaya ortak olan büyük yapıtlardır.

Che ve Galeano

Kolaj: Çağlar Mirik

Havana’da bir odada, 1964 Ağustos’unda bir akşam. Her hareketi ve sözü tarihsel öneme sahip olan bir adam ile “yaşlı tarihin bildiğini bugünün insanına aktaran” genç bir adam konuşuyorlar. Sohbet bir pingpong topu gibi konudan konuya, ülkeden ülkeye, anıdan anıya atlıyor; devrimin deneyimleri ve özlemleri konuşuluyor ve araya şakalaşmalar giriyordu.

Bu iki adamdan birisi Che Guevera diğeri ise henüz yirmi dört yaşında genç bir gazeteci olan Eduardo Galeano idi.

— Elimin nesi var anlamıyorum? Sanki büyülü? dedi Che Guevara.
 Nasıl büyülü?
— Düşünsene Frondizi’yi selamladı ve Frondizi devrildi; Jaino Quadros’u selamladı, o da aynı akıbete uğradı.
— Devrilmeyeceğim için şanslıyım, cevabını verdi genç gazeteci.

Ve gözü Che’nin eline takıldı. Kim bilebilirdi ki günün birinde düşmanları Che’yi öldürdükten sonra korkudan ellerini bile keseceklerdi?

cheedu

Bakışları taze bir sabah kadar duru

Ernesto Che Guevara konuşurken tartışmaya hep açık ve temkinliydi. Odada tur atıyor, purosunun külünü silkip göğüs hizasında tutuyor, alnını kırıştırıyor, oturuyor, konuşmaya ara veriyor ve her olayı çok basit bir şekilde izah ediyordu. Her söylediğini var gücüyle savunmak için hep tetikte bekliyordu. Onda içten gelen olağanüstü bir güç kendini hep tekrar tekrar gösteriyordu. Gözleri içinden geçenleri ele veriyordu. Bakışları niyetinin kanıtlarıydı.

Bunun üzerine gazeteci genç adam aradan geçen yıllardan sonra bir yazısında şu notu düşecektir: “Hala temiz, taze bir sabah kadar duru bakışlarını çok iyi anımsıyorum; ancak bir şeye yürekten inanan insanlar böyle bakar.”

Kuskuşuz ki bu bakışlarda Latin Amerika’da devrim olacağına, bunun dikenli yollarına, sosyalizmin geleceğine ve yaratacağı yeni insana yürekten inanışın pırıltıları vardı. Che konuşurken insanın kanını kaynatan bir sıcaklık ve coşku sarıyordu her yeri. O konuşurken ellerini, sözlerini, bakışlarını kullanmayı çok iyi biliyordu. Odaya yerleştirdiği bir tahtaya gerektiğinde yazarak, çizerek fikirlerini somutlaştırıyor, örnekliyor ve daha detaylı izah ediyordu. Ancak bunu karşısındaki genç gazeteci adama hocalık taslamak için değil, genel ekonomik hesaplama yöntemleriyle ilgili polemik, piyasa yasalarının sosyalist bir toplumda geçerliliği veya geçersizliği, üretim normları gibi konularda daha belirgin vurgular yapmak için yapıyordu.

Devrimleri başlatan kişi

galeano-encasa-1975

Eduardo Galeano Küba’da, 1975.

Eduardo Galeano’ya göre Che Guevara masa başı adamı değildi. O devrimleri başlatan kişiydi, insan bunu ona baktığında anlıyordu. tam olarak yönetim işlerinin adamı da değildi, ancak zorunlu olarak istemediği halde öyle olmak durumundaydı. Olaylara derin bakış açısıyla yaklaşıp bütün soğukkanlılığına rağmen sanki O, dağlardaki savaşı özlüyordu. Ondaki heyecan, coşku ve direngenlik hep aynı…

Bu özleme karşın Ernesto Che Guevara, silahların zaferiyle gelen devrimden sonra üstlendiği her görevde yorulmak bilmez bir emekçi olarak çalışıyordu. Küba’da onun -tıpkı Fidel gibi- hiç uyumadığı söylentisi dolaşıyordu. Bazen günlük işleri bir haftayı bulabiliyordu. Pazar günleri de gönüllü olarak şeker kamışı kesmeye gidiyordu. Bununla beraber konuşmalarını yazmaya, tartışma ve söylevlere, ülke sorunlarını çözmeye nasıl da zaman bulabiliyordu, şaşmamak elde değil.

Bütün bir Latin Amerika devrimi hayali!

Eduardo Galeano bir gazeteci olarak tartışmalı konularda da sorular soruyor, örnekler gösteriyordu. Mesela o dönemdeki Çin-Rus tartışmasına dair, “Biz bu işe karışmıyoruz.” cevabını almıştı Che Guevara’dan. Hemen ardından -kim bilir belki de sinirle- eklemiştir Che: “Küba dışındaki bu olayları tartışmak ilgimi çekmiyor.”

Çünkü onun aklında tüm bir Latin Amerika devrimi ve onun merkez karakolu olan Küba’nın sorunları vardı. Buna rağmen pek çok uluslararası sorundan da bahsedip fikir alışverişinde bulunmuşlardır.

Böylelikle Eduardo Galeano, Che’yi yakından tanımaya başlamıştı. Che’nin bütün kavgacılığına rağmen, hatalarını da kabul eden bir özveri sahibi olduğunu biliyordu. Galeano bu Küba gezisinde sokaklarda da Che’nin etkisini görmüştü. Rastladıkları köylüler, işçiler, öğrenciler veya teknisyenlerin en az Lenin ve Fidel‘den olduğu kadar Che’den de alıntılar yaparak konuştuklarına şahit olmuştur:

Tek kültür geri kalmışlık demektir; Che bunu çok net biçimde açıkladı ya da Che’nin hep söylediği gibi, devrim ancak özveriyle kazanılır azizim.

Dahası Kübalılar’ın kendi aralarında “Dikkat, Che geliyor!” diye birbirlerini uyardıklarını da görmüştür ve bu şaka yollu cümlede Che’ye karşı gösterilen saygının ciddiyeti de vardır.

Paul Nizan‘ın bir sözü vardır: “Varlığıyla dünyayı suçlamayan hiçbir büyük yapıt yoktur!”

Che Guevara, adaletsiz ve sömürü dolu bu dünyaya karşı büyük bir suçlamadır. O aynı zamanda bencilleri, koşulları değiştirmek için hiçbir şey yapmayanları ve korkakları ve bu koşulları kabullenenleri de suçlamaktadır.

Eduardo Galeano da bu cümleden hareketle Che Guevara için şöyle der:

“Onun ölümü bugün ve tüm gelecek için bir suçlamadır.”

Eduardo Galeano’nun kitapları ise bu suçlamaya ortak olan büyük yapıtlardır. yazisonuikonu

Cesur bir adam: Ernesto Che Guevara

Kısa, kesik, kesin metinlerle galeyana getirilen akıl



Bir yorum

Ekleyin
  1. Kızıl Gezgin

    Bu yazıda -belki niyetten bağımsız, bir hata/yanlışlık vardır.
    Che, tüm devrimci yaşamı süresince ML PARTİ ÖNDERLİĞİNE inanmış, devrimin
    ancak ve ancak PARTİ ÖNDERLİĞİ ile gerçekleşeceğini her duruşuyla ispatlamış ML bir komutandır.
    Çoğunlukla benzer makalelerde olduğu gibi,burada da ASKERİ ÖNDERLİK örgütlenmenin temeli olarak yansıtılmıştır.
    Bu makalenin öznesi -niyetten bağımsız olsa da- Focisme olarak oluşmuştur.
    Komutan Che anlatılırken, reformist bir teori olan Fokoculuk’tan KÜBA devrim mücadelesini korumak, CHE NEZDİNDE TÜM DEVRİMCİLERE SAYGININ BİR GEREĞİDİR.


Yeni yorum ekleyin.