Eleştirel Gerçekçilik ve İçsel İlişkiler Felsefesi

Erhan Acar |

Toplumu geniş bir perspektifle ele almayı amaçlayan eleştirel gerçekçi yaklaşım anlamaya çalıştığı alana, yapıya, oranın kendi iç dinamiklerini dikkate alarak temas etmeye çalışır. Bu yönüyle Marksistler açısından da bakılması gereken bir alandır.

abstract-painting-textureDünyada bilgi üretmeye konu olabilecek sayısız şey bulunmaktadır. Bizim bunlara dair bilgimiz ise sınırlı kalmaktadır. Kimisi karanlıkta kalır göremeyiz, bu durum onların olmadığı anlamına gelmemektedir. Karanlıkta kalanlar her an bir ışıkla yeniden görünebilir olabilirler. Bundan dolayı olay ve olguları yorumlarken bazı şeylerin karanlıkta kaldığını unutmamamız gerekiyor.

Bilgi, gerçeğe yaklaşabildiği oranla bilimsel olmaktadır. Bilgiyi gerçeğin fotoğrafı olarak değerlendirmek bizi ulaşabilme olasılığımız olan bilgiden de uzaklaştırır. Marx’ın ifade ettiği gibi, her şey apaçık olsaydı bilime gerek kalmazdı.

İçinde yaşadığımız dünyanın toplumsal ve beşeri yönlerini inceleme ve kavrama noktasında sosyal bilimlerin açıklayıcı misyonuna başvururuz. Dolayısıyla günlük pratiklerimizden toplumsal yaşamın her alanına kadar gerçekliğe ulaşma çabası bir yöntem tartışmasını da beraberinde getirmektedir. Yani varacağımız sonuca erişme noktasında kullandığımız yöntemin ne olduğu önemlidir. Buradan hareketle bu yazının amacı eleştirel gerçeklik ve içsel ilişkiler felsefesi üzerinden kısa bir inceleme yapmak olacaktır.

Algımızın dışında bir gerçeklik var

Araştırmaları olgulara dayandıran, metafiziği reddeden, en güvenilir bilginin deneyler yoluyla elde edinilebileceğini savunan felsefe öğretisi pozitivizme tepki olarak doğan eleştirel gerçekçilik, insanın algısının dışında bir gerçekliğin var olduğu varsayımından hareket eder. Eleştirel gerçekçilik hem amprizme hem de idealizme karşıdır. Bilginin yanlışlanabilirliğini kabul etmektedir. Bu bağlamda evrensel bir gerçeklikten söz edilemeyecektir. Eleştirel gerçekçilik, algımız ve gözlemlerimiz dışında kalan bir gerçeklik olduğunu kabul eder. Gerçekliğin ilişkilerin maddi nesnel yapısından oluştuğunu söyler, gerçekliği gözlemlediğimiz şeylerin altında yatan maddi sebepleriyle açıklar.

Eleştirel gerçekçilik, gerçekliği tanımlama düzeyi açısından relativist ve pozitivist tanımlamadan ayrılır. Sosyal ve doğal gerçekliği sosyal aktörlerin meydana getirdiği bilişsel kaynakların ürünü ve sosyal düzenlemelerin maddi ancak gözlenemeyen ilişkisel yapıların ürünü olarak tanımlar. Pozitivist anlayışla; gerçekliği parçalı ve gözlenebilir mekanizmalarla açıklamaları açısından, relativist anlayışla; gerçekliğin algı, bilgi, söylemsel pratik ve yorumlardan bağımsız maddi gerçekliğin varlığını kabul ederek ayrıştırır.1

Eleştirel gerçekçiliğin epistemolojik yaklaşımı, öznelci, pozitivist ve yapısalcı yaklaşımlardan ayrışır. Eleştirel gerçekçilik bilgimiz dışında bilgiden bağımsız bir gerçekliğin varlığını kabul eder, demiştik. Bilgi ne pozitivistlerin savunduğu gibi kuramsal olarak yansız ne de yapısalcıların kabul ettiği gibi kuram yüklüdür.2 Bilginin kuramsal olarak, yansız doğruluk ve nesnellik kriterlerinden bahsetmek olanaklı değildir. Kuramın sağladığı kavramsal olanaklarla dünyanın anlaşılabileceğini ortaya koyar. Ancak bu kavramsal kaynakları dünyanın kendi yapıları tarafından oluşturulmadığını savunur.

Bu noktada eleştirel gerçekçilik, pozitivizmin deneylerle ve gözlemlerle ispatlanabilir şeylerden ibaret saydığı gerçeklik algısına karşı gözlemlenemeyen yapıları da analize katar ve sosyal gerçekliğin bütünlüklü kavranabilmesi noktasında hayli önem taşır. Eleştirel gerçekçilikte, olaylar kendilerini şekillendiren iç ve dış bağlantılardan bağımsız değerlendirilemezler. Dolayısıyla nedensellikler olaylar arası sabit bağlantılardan ziyade toplumsal ilişkilerin karmaşık yapısında bir bütün olarak aranmalıdır.

Eleştirel gerçekçilik pozitivist, atomistik nedensellik anlayışına karşı bir kavramsallaştırmadır. Pozitivizmin nedenselliği iki bağımsız olay arasında sabit ve düzenli bağlantı olarak sunmasını reddeder. Dünyanın deneyimsel görüngülere neden olan karmaşık mekanizmaları olduğunu belirtir. Bir nesnenin nedenselliğinin sahip olduğu gücün kendi içinde değil, yer aldığı ilişkiler ağı içinde tanımlanabileceğini ifade eder. Bir nesne ile nedensel gücü arasında zorunlu ilişki olsa da bu nedensel gücün gerçekleşmesinin olumsal olma olasılığı olduğunu belirtir.3

Marksizm ile kesişen yollar

Eleştirel gerçekçilerin içsel ilişkiler felsefesinden yola çıkarak ulaştıkları bütüncül, ilişkisel ve tarihsel bir toplumsal gerçekçilik kavramsallaştırmalarının yolları her ne kadar Marksizm’le keşişse de, yapılan eleştiriler doğrultusunda, Marksizm’le eleştirel gerçeklik arasındaki ilişkinin tartışmalı olduğunu belirtmek gerekir. Bu bağlamda eleştirel gerçekçiliğin kurduğuna oranla, içsel ilişkiler felsefesinin Marx’la kurduğu ilişkinin daha açık olduğu savunulur.

İçsel ilişkiler felsefesi eleştirel gerçeklikle birçok noktada ortaklaşır. Marx’ın yazdıkları üzerine inşa edilen ve içsel ilişkiler felsefesi olarak tanımlanan yöntemin Marksizm’den etkilendiği açıktır. Yine de Marx’ın kurduğu alt yapı – üst yapı ilişkisini de eleştirir. İçsel ilişkiler felsefecilerine göre Marx, toplumsal olayları, kesin sınırlarla ve kurumsallıkla çizmemiştir, aksine bunların birbirleriyle etkileşim içinde olduğunu ifade etmiştir. Çünkü Marx’a göre gerçeklik tek başına, kendinde tanımlanamaz.

İçsel ilişkiler felsefesi, eleştirel gerçekçiliğin soyutlama, içsel/dışsal ilişkiler, geri dönüm gibi kavramlarını paylaşırken, toplumsal görüngüler arasındaki içsel ilişkileri daha fazla vurgular. İçsel ilişkiler felsefesi; sermaye, emek, ücret gibi toplumsal görüngüleri kendinde tanımlamaz, belirleyen ve belirlenen arasında mantıksal olarak birbirinden ayrı, zorunlu olmayan, olumsal bir ilişki olduğunu savunur. Dışsal ilişkiler felsefesini eleştiren içsel ilişkiler felsefesi, alt yapı – üst yapı, devlet – sermaye gibi kavram çiftlerini dışsal olarak ilişkilendirilmiş ilişkiler olarak algılanmasını eleştirir, bunların toplumsal üretim ilişkilerine içsel olduğunu savunur.4

İçsel ilişkiler felsefesi, Marx’ın tarihsel materyalizmi üzerinden yaptığı tarihsellik vurgusu ile ilişkisel, bütüncül bir gerçeklik kavrayışını tamamlar ve bunlarla ilişkisini vurgular. Marx’ın üst yapıya dair söylediklerinin analizinde de, içsel ilişkiler felsefesi, toplumsal bütünlüğe vurgu yapar. Bu bağlamda devlet, toplum, ekonomi, sınıf, altyapı/üstyapı gibi toplumsal görüngüler arasındaki ayrımın ontolojik bir ayrım olmadığı belirtilir. Bu kategori ve görüngülerin ancak ait oldukları toplumsal ilişkiler bütünü içerisinde tanımlanabileceğini, dolayısıyla aynı toplumsal üretim ilişkilerine ait içsel ilişki ve görüngülerin gerçek birbirleriyle dışsal ilişkili olamayacağını ve bu anlamda aralarında da belirleyen-belirlenen ilişkisi kurulamayacağını öngörür.5

İç dinamikleri kavrama çabası

Yukarıda tartıştıklarımızın ışığında, yöntem açısından öne çıkan dört önemli vurgu vardır:

  • Kapitalizmi tanımlayan en önemli özelliğin meta birikimi olmasının ve burjuvazinin tüm ilişkileri meta dünyası etrafında kurmak istemesiyle ondan başka her şeyi görünmez kılma çabasının olduğunun belirtilmesidir. İçsel ilişkiler felsefesinin ele alış tarzının aynı toplumsal üretim ilişkileri içindeki kategori ve görüngülerin birbiriyle içsel olduğu analizi, metayı ortaya çıkaran ilişkileri açıklamayı kolaylaştırabilir.
  • İkinci vurgu, toplumsal değişimleri açıklamaya çalışırken bu ilişkilerin ardındaki maddi ilişkileri görmektir. Eleştirel gerçekçilik tam da bu noktada gözlemlediğimiz şeyleri alta yatan maddi ilişkiler yapısıyla açıklar. Tüm bunlarla birlikte bilginin kimler tarafından üretildiği yani bilgideki özne-nesne ilişkisinin açıklanması ve bu bilgide kurulan nedensellik ilişkileri sonucunda yapıların değişebilme olasılığının görülmesidir.
  • Üçüncü ve dördüncü vurguyu beraber ele almak gerekirse, bunlardan biri bilginin kimler tarafından üretildiği yani bilgideki özne-nesne ilişkisinin açıklanması ve bu bilgide kurulan nedensellik ilişkileri sonucunda yapıların değişebilme olasılığının görülmesidir.

Sonuç olarak toplumu geniş bir perspektifle ele almayı amaçlayan eleştirel yaklaşım anlamaya çalıştığı alana, yapıya, oranın kendi iç dinamiklerini dikkate alarak temas etmeye çalışır. Bu yönüyle çağdaş düşünsel tartışmaların izlenmesi ve anlaşılması Marksizm açısından da önemlidir. Eninde sonunda iç dinamikler Marksizm’in de asıl kavramak istediği şey değil mi? yazisonuikonu

  1. Ozan, E. D. (2001). “Sosyal Bilimlerde Gerçekçi-İlişkisel Yaklaşımın Anahatları”. Praksis. 3. Yaz.
  2. agy., s.13.
  3. agy, s. 14.
  4. agy, s. 15.
  5. agy, s. 20.


Yorum yok

Ekleyin