Ekolojist politikalar mı yoksa çevre korumacı yaklaşım mı?

Ahmet Soysal |

Sermaye kaçamadığı yerde çevreciliği de kendi düzenine eklemliyor.

ekoloji

 

Artan endüstriyel üretim, ham madde kaynaklarının hızla tüketilmesi, büyüyen atık sorunu, toprak, hava ve su kirliliği sorununun gün geçtikçe önlenemez hale gelmesi, toplumların sermaye tarafından yönetilen bir tüketim toplumu haline getirilmesi II. Dünya Savaşından sonra özellikle bu sorunları yaşayan batı ülkelerinde ekolojik sivil toplum hareketlerini başlattı.

üretilen çözümler ve teknikler ekolojik sorunları gidermek şöyle dursun; tersine çevre sömürüsünü ve insanın doğaya tahakkümünü gizleyici ve sürdürücü bir işlev gördü

1970’li yılların başına kadar sivil toplum kuruluşlarının (STK) çalışmaları ile giden ekolojik yaklaşım; kısa sürede sermayenin kontrolüne girerek; insanın doğayı sömürüsünün sorgulanmadığı; tam tersine bu sömürünün neden olabileceği tehlikeleri azaltacak teknikler geliştirerek çevrenin sömürülmesinin önünü açtı. Bu nedenle üretilen çözümler ve teknikler ekolojik sorunları gidermek şöyle dursun; tersine çevre sömürüsünü ve insanın doğaya tahakkümünü gizleyici ve sürdürücü bir işlev gördü.  Çevre korumanın sadece çevre kirlenmesini önlemeye yönelik önlemler almak olmadığını söyleyerek reformcu çözümlere karşı çıkan birçok ekolojist düşünür 1970’li yılların başında önemli bir kamuoyu duyarlılığı oluşturdular ve kapitalist, tahakkümcü yapının kontrolü ve etkisi altında olan çevre korumacı hareketten ayrı olarak; daha radikal önlemleri savunan ekoloji hareketinin ortaya çıkmasını sağladılar. Çok kısa sürede birçok ülkeye yayılan ekolojist akımların talepleri genel olarak dört başlık altında toplanıyordu:

  • Yaşadıkları toplumda daha fazla söz hakkı
  • Çevrelerine sahip çıkmak
  • Çevre sorunlarını ve çözümünü ‘insan merkezli değil, canlı merkezli olarak’düşünmek ve
  • Daha küçük topluluklar halinde; daha özgür yaşamak…

Hareket “ekonomik” taleplere dayanmıyordu ve daha çok  “sosyo-kültürel” tabanlı bir hareket olarak ortaya çıkıyordu. Uzun tartışmalar sonucu ekolojik hareket bir çok ülkede STK’lar yerine siyasi partiler olarak örgütlendiler. Sonuçta Avrupa ülkelerinin hemen tamamında ise 1980’li yılların başında Yeşil Partiler kuruldu.

Sermaye kısa bir şaşkınlık dönemi geçirdi; daha sonra toplumu etkileyen; gereksiz tüketime, her türlü eşitsizliğe karşı çıkan, “pazarın daralmasına” neden olan ekolojik hareketin önünü kesmek için “çevre korumacı yaklaşımı” desteklemesi gerektiğini fark etti.

Başlangıçta günlük iktidarı hedeflemeyen; insanın birbirine ve doğaya sömürüsüne karşı politikalar yürüten ekolojist çizgideki yeşil partiler; sermayenin müdahalesi ile zaman içinde ciddi iç tartışmalara sürüklendiler.

Ekolojist politikaları sürdürmek isteyenler hayalperestler (fundemantalistler), sermaye tarafından desteklenen ve çevre korumacı politikalara dönerek; günlük iktidarı hedefleyenler ise gerçekçiler (realistler) olarak nitelendirildi.

Alman Yeşiller Partisi içinde realistlerin yönetime gelmesi ile bu partiler özellikle ekolojist çizgiden uzaklaşarak; kapitalist sisteme hizmet eden “çevre korumacı” partiler haline geldiler

Avrupa da örgütlenen yeşil partiler başlangıçta nükleer santrallere, fosil yakıtlar kullanarak elektrik üretimine ve silahlamaya karşı ortak ve etkili kampanyalar yürüttüler, toplumdaki dezavantajlı gruplara sahip çıktılar. Bu dönemde merkez kapitalist ülkelerde çok sayıda “çevre korumacı” yaklaşım ile mevzuat düzenlemesi yapıldı.

Sonuçta sermaye amacına ulaştı ve Avrupa’daki en güçlü yeşil parti olan Alman Yeşiller Partisi içinde realistlerin yönetime gelmesi ile bu partiler özellikle ekolojist çizgiden uzaklaşarak; kapitalist sisteme hizmet eden “çevre korumacı” partiler haline geldiler, alternatif olma özelliğini yitirerek “sistemle uyumlaştılar”. Bunun sonucunda başta küresel iklim değişikliği olmak üzere çeşitli çevre sorunlarına karşı tutum ve önerileri; büyük bir hızla sorunların çözümü değil; ötelenmesi anlamına gelen; “çevre korumacı” çizgiye kayarak diğer partilere yaklaştı. Merkez kapitalist ülkelerin “çevre korumacı” yaklaşım ile kendi ülkelerini alıcı ortam kirliliği, atık sorunu gibi çevre sorunlarından korurken bu sorunları çevre kapitalist ülkelere ihracına da sessiz” kaldılar.

Aynı dönemde ülkemizde de batıdaki örneklerinden daha zayıf olsa da bir ekolojik hareket başladı. Bu hareketin önemli kazanımları da oldu; toplumun desteğini sağlayarak; nükleer santral projelerinin durdurulmasını; kömürlü termik santral projelerinin tartışmaya açılarak Aliağa Gencelli örneğinde olduğu gibi bazılarının iptal edilmesini sağladılar.

sermaye, batı ülkelerindeki örneklerinden daha zayıf olmak üzere bazı çevre korumacı yasa ve yönetmelikler çıkarılmasını sağladı

Sonuçta sermaye ülkemizde de bu harekete bilim çevrelerinin ve toplumun desteğinin önünü kesmek için batı ülkelerindeki örneklerinden daha zayıf olmak üzere bazı çevre korumacı yasa ve yönetmelikler çıkarılmasını sağladı. 1993’de çıkarılan çevresel etki değerlendirmesi (ÇED) yönetmeliği de bunun sadece bir örneğidir. Bu yönetmelik 1983 tarihli Çevre Kanunun 10. maddesi gereğince çıkartılmış; ancak yönetmeliğin çıkarılması için on yıla yakın beklenmiş; sermaye “basit çevre korumacı” önlemler için bile ülkemizde fazladan para harcamak istememiştir. Ancak gelişen kısmı özgürlük ortamında ekolojik hareketlerinde gelişmesi sermayenin kontrolünde bu yönetmeliğin yayınlanmasını sağlamıştır. Yönetmelikle batı ülkelerine benzer şekilde ekolojist akımlara karşı toplum desteğinin önlenmesi amaçlanmış; ayrıca yönetmelikle mühendislik alanında belli bir meslek grubuna iş alanı sağlanarak; meslek odalarının “çevre duyarlılığının” önüne geçilmesi hedeflenmiştir. ÇED ücretini “yatırımcının” ödediği raporunun özel firmalarca hazırlanması, içinde sağlık etki değerlendirmesi ile ilgili unsurlar barındırmaması; sadece endemik türleri koruması vs. yönetmeliğin yayımından bu yana toplumun gözünden kaçırılmış ve üstelik ekolojik muhalefetin toplum desteğini kaybetmesinden yararlanarak 1993’den bu yana yönetmelik 16 defa değiştirilerek sermaye için basitleştirilmiştir.

Halen başta internet ortamı olmak üzere her türlü yayın organlarında özel şirketlerinvakti olmayan yatırımcılar” için “hızlı ve basit yollardan güvenceli ÇED raporu” alma reklamları vardır.

ayrıca yönetmelikle mühendislik alanında belli bir meslek grubuna iş alanı sağlanarak; meslek odalarının “çevre duyarlılığının” önüne geçilmesi hedeflenmiştir

Son dönemde bu durumda biraz da olsa farklılaşma görülmüş; ülkemizin bazı yörelerinde ekolojist hareketler yeniden başlamıştır. Bu durum sermayenin yıllar önce zaten işlevsiz yarattığı; daha sonra iyice işlevsizleştirdiği ÇED yönetmeliğine, gelişmeye başlayan ekolojik hareketlerin önüne geçmek için yeniden sarılmasına yol açmıştır. Tartışmanın yoğunlaştığı bölgelerde ÇED raporlarını hazırlayan firmalar; raporlarının özellikle sağlık etki değerlendirmesi (SED) açısından boşluğunu kapatmak için halk sağlığı akademisyenlerinden ek rapor talep etmişlerdir. Bugüne kadar SED açısından tüm çevre korumacı baskılara rağmen adım atmayan sermaye çevrelerinin bu yaklaşımı yeni bir “taktik”dir.

Aslında tartışmanın temelinde “çevreye bakış açısı” daha açıkça belirtirsek; ekolojik politikalara karşı sermayenin ürettiği “çevre korumacı yaklaşımlar” var. Batı ülkelerinde ekolojik muhalefeti önlemek için “çevre korumacı” yaklaşımları gerçek boyutları ile uygulayan sermaye; ülkemiz de ise ekolojik politikaları önlemek için “çevre korumacı” yaklaşımları bile gerçek boyutları ile uygulamıyor; uygular gibi yapıyor.  Son gelişmeler de bunu ispatlıyor…

Önümüzde duran; çevre sorunlarını ve çözümünü ‘insan merkezli değil, canlı merkezli olarak’ görüp görmediğimizdir; soruna ekolojist açıdan bakıp bakmadığımızdır;  başka bir şey değil…yazisonuikonu

 

Not: Bu yazı daha önce halkın sağlığı sitesinde yayınlanmıştır.

Kaynaklar

  1. Bookchin M., Ekolojik Bir Topluma Doğru. Çeviri: Abdullah Yılmaz, Sümer Yayıncılık, İstanbul, 2013.
  2. Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği; Resmi Gazete Sayısı:29186 25.11.2014.
  3. Bahro R., Nasıl Sosyalizm ? Hangi Yeşil ? Ne için Sanayi ? Çeviri: Tanıl Bora, Ayrıntı Yayınevi, İstanbul, 1989.
  4. Ağaçkakan Dergisi, Sayı:1-42, SOS Akdeniz Derneği, Altındağ Matbaacılık, İzmir, 1992-2003
  5. Şahin Ü., Mert A., Savaş Emek Anlatıyor. Üç Ekoloji Dergisi, sayı: 5, İstanbul, 2006.


Yorum yok

Ekleyin