Ekim Devrimi 100 Yaşında

Hatice Eroğlu Akdoğan |

İnsanın insanı sömürmesine, yeryüzünün insan tarafından yok edilişinin eşiğine getirilmesine karşı da çare bütün eşitsizlikleri, pislikleri temizleyecek olan devrimdir.

Sovyet devrimi

                               “Okullarda çocuklarımız öğreniyor

                                        Ve gökte oğullarımız uçuyor

                                        Kızlarımız traktörleri sürüyorlar

                                        Ve bizde, memlekette bolluk hakim”

                                               (Bir Rus halk anlatımında köylülüğün Lenin’e hitabından)

 

Ezilenler ve emekçilerin, sömürü ve zulmü alt etmek için yüzyıllar öncesinden sürdürdükleri mücadele bundan 100 yıl önce Çarlık Rusya’da meyvesini vermişti. Tabi arada Paris Komün deneyimini bundan ayrı bir yerde tutarsak.

Ekim Devrimi 18. ve 19. yüzyıllarda Avrupa’da hüküm süren açlık ve sömürüye karşı yürütülen çetin mücadeleler ve olağanüstü savaş günlerinin, proletaryanın lehine değişmesinin büyük muştusunu taşıyordu.

Ekim Devrimi’nden çok değil, daha 46 yıl önce Paris proletaryasının iktidarı olan Paris Komünü, Alman-Fransız despotizminin ortak saldırısı sonucu dağılmış, tiranlar Komün savaşçısı ya da taraftarı diye şüphelendiği 100 bin emekçiyi acımasızca katletmişti. Yenilgi ağır; kayıplar korkunçtu. Aralarında Rus, Alman, İspanyol, Macar, Polonyalı, İtalyan devrimcilerin de bulunduğu komünarlar, son nefesine kadar emekçilerin kurtuluş şiarını dillerinden düşürmemişlerdi. Despotlar, ezilenler özgürlük için yeniden ortaya çıkmasınlar; ardıllarına umutsuzluğu miras bıraksınlar diye ortalığı tam anlamıyla ceset dağına ve kan denizine çevirmişlerdi. Oysa ten ölmüş, Komünün yüreği diri kalmıştı. Yıkıntılar arasından sağ çıkabilmiş bir komünar olan E.Pottier yüreğindeki sözleri tam da o sırada kâğıda dökmüştür.  “Bu kan denizinin ufkundan/ Kızıl bir güneş doğacak” daha sonra marş olarak bestelenen  Enternasyonal’i yazmıştı.

Pottier’in imgelemindeki güneş 25 Ekim 1917’de Çarlık Rusya’sındaki emekçilerin elleriyle doğmuştu. Ekmeği bölüştüren, yoksulu bağrına basan, yaşlılara-çocuklara elini uzatan, adaleti sağlayan Paris Komüncülerinin yüreği Ekim Devrimi’nde vücut bulmuştu. Bir bakıma Avrupa proletaryasının, kurtuluş bayrağını eline geçirmek için 19.yüzyılda yenilgi dersleriyle dolu, savaşı Rusya’da kazanılmıştı.

75 yıl yaşayan Ekim Devrimi insan özgürlüğünün, onurun, kardeşliğin, eşitliğin, birleştiriciliğin, dizginsiz gelişimin sayısız dersleriyle doludur. SSCB’nin dağılışı ise sosyalizmin yenilgisi değil, sosyalizm adına uygulanan yanlış politikaların iflasıdır.

Sosyalizm Ekim Devrimiyle birlikte artık bir düş, olası bir umut değil, kapitalist sömürü ve özel mülkiyetin üretenler ve çoğunluğun yararına dönüştürülmesinin somut gerçekliğidir. Üstelik bu gerçek salt SSCB topraklarıyla sınırlı kalmayıp başta Avrupa olmak üzere diğer kıtalarda da bir çok ülkede hayat bulmuş bir üretim biçimidir. Sosyalizmin insan için ne demek olduğunu ise bize en iyi anlatan şey üretimde, bölüşümde ve sosyal hayatta sosyalizm deneyimini yaşamış ülkelerin bugünkü durumu ile geçmişlerinin karşılaştırılmasında yatmaktadır.

Ekim Devrimi özgürleştirdi, birleştirdi, geliştirdi

Devrim öncesinde Rusya “Halklar Hapishanesi” olarak da nitelenirdi. Ruslar dışında hiçbir milliyetin kıymet-i harbiyesi; kimsesi, kimlik hakkı yoktu. Çar’a karşı muhalefet etmenin, hak istemenin ve isyanın cezası çok ağırdı. Karnı tok olanlar sadece despotun zincirinde birer halka olanlardı. Milyonlarca işçi ve köylü yığınları cehalet ortamında ölesiye çalışıyor ama yine de aç ve sefil ölüyorlardı. İşte Ekim Devrimi aç ve çıplak olarak yerlerde sürünen emekçi yığınları ayağa kaldırarak kendi yönetim erklerini sağlamaya başlamıştı. İşçileri, köylüleri, milliyetleri tutsak kılan zincirler parçalanmış, özgürlüğün, ilerlemenin kapıları sonuna kadar açılıvermişti. Üstelik bu devrim bir dünya savaşı ortamında doğup, yıllarca da burjuvaların ve zengin köylülerin çıkarttığı iç savaşın yıkıntıları karşısında tutunmayı başarmıştı.

Devrimden iki yıl öncesinde Çar’ın yaptırdığı bir araştırmaya göre Rusya imparatorluk topraklarının doğu kesiminde yerleşik hayattan uzak, kendilerine özgü dilleri olsa da okuma-yazma nedir bilmeyen topluluklar/milliyetler yaşıyordu. Ve araştırmayı yapan sosyal bilimcilerin öngörüsüne göre bu topluluklar ancak 100 yıl sonra gelişmiş yerleşik bir hayata geçebilirlerdi.  Rusya’nın özellikle değişik Türk boylarının yaşadığı doğu bölgesinde üretim kapalı, yaşam tarzı çok geriydi. Oysa Ekim Devrimi ile birlikte söz konusu toplumlar 10 yıl gibi kısa sürede tarımda ve sanayi dallarında uygulanan sosyalist ekonomi politikalarının birer halkası haline dönüşmüş, kendi dillerinde eğitim görmeye başlamışlardı. Ekim Devrimi ulusları özgürleştirmiş, yine bu temel üzerinde SSCB’yi kurmuştur.

Ekim Devrimi, kapitalizmin insan emeği üzerinden maliyet ve pazar hesabının zincirlerini de parçalamıştı. İnsan emeğinin dizginsiz gelişimini esas alan planlı ekonomi politikaları hedefinden sapmadan başarılara yeni başarı eklemiştir. 1928 Ekiminde başlayan Birinci 5 Yıllık Plan, hedefine 4 yıl 3 ayda ulaştı. Planın başlangıcındaki 1,5 milyon işsiz tamamen yok oldu. Planın uygulandığı yıllarda 1500 modern işletme kuruldu. Birinci 5 Yıllık Planı, İkinci 5 Yıllık Plan takip etti (1933-1938). Özellikle kırsal kesimdeki kapitalist kalıntıları yok etmeyi amaçlayan İkinci 5 Yıllık Plan’ın sonuna doğru sosyalist mülkiyet mevcut üretim fonunun %98.7’sine ulaşmıştı. İkinci 5 Yıllık Plan SSCB’yi birinci plana göre 4 misli, 1917’deki duruma göre 14 misli büyütmüştü. Kıyaslamalı olarak şu bilgiyi vermek de yine o derece önemli: 1933 yılında sanayi gelişimi ABD’de %64.9, İngiltere’de 86.1, Almanya’da 66.8, Fransa’da 77.4 iken SSCB’de 201.6’dır.

Kapitalizm pazara sosyalizm insana yatırım yapar

Kapitalist sistem özü gereği insan emeğinin özgürce harcanması ve gelişimi önünde engeldir. İşçiyi sokağa atar, işsize kapılarını kapatır, evine, iş yerine yüksek duvarlar örerek sefalete sırt çevirip, gözünü kapar. Oysa Ekim Devrimi işsizliği ortadan kaldırdığı gibi, işçinin insanlık ve sosyalist toplum yararına tüm enerjisini, yaratıcılığını ortaya koymasına olanak tanımıştır. İkinci 5 Yıllık Plan sürecinde çalışanlar ortaya çıkardıkları ürünü misli misli fazla üretmeye başlamışlardı. Demirin işlenmesinden, kömürün çıkarılmasına kadar her alanda insanın emeği ile iradesi arasında müthiş bir yarış ve sosyalizmin tüm bu fazlalıkları sindirebilecek bir mekanizması vardı. Tek bir otun yeşermediği çorak topraklar Sovyet insanının yaratıcı zekası ve gücü sayesinde canlanıp yeşermiştir.

İlk 5 Yıllık Plan sonucunda elde edilen  20,5 milyar ruble ulusal gelir, İkinci 5 Yıllık Plan sonucu 50,5 milyar rubleye yükselmiştir.

Çarlık Rusya’sında okuma yazma bilmeyenlerin oranı %76 idi. Devrim bu cehaleti de hızla ortadan kaldırmaya başladı. 1934 yılında okuma-yazma bilmeyenlerin oranı %10’a düşmüştü. Yine Çarlık Rusya’sında 91 yüksek okul varken, SSCB’de İkinci Dünya Savaşının başında bu sayı 778’e yükselmişti. Aynı yıllarda eski Rusya’da 153 tiyatro, SSCB’de ise 729 tiyatro vardı.

Rakamlar akla gelebilecek her alanda devrim öncesi ve devrim sonrası, hatta en gelişmiş kapitalist ülke ve hatta eski SSCB topraklarındaki bugünkü ekonomik, sosyal, siyasal tabloyla karşılaştırıldığında Ekim Devrimi’nin başta SSCB halkları olmak üzere bütün insanlığa ayna tutan nasıl bir başarıya imza attığı daha iyi görülecektir.

İkinci Dünya Savaşı sonrası tıpkı 1871 Mayıs ayı Paris’inde olduğu gibi ortada bir kan denizi ve enkazı vardı. Sosyalist yönetim enkazın üstünden kısa sürede doğrularak ülkeyi kısa sürede her açıdan onarmayı başarmıştı. Söz konusu başarı hiçbir kapitalist sistemin ne geçmişte ne de günümüzde gösterdiği bir başarı değildir. Çünkü sömürünün hakim olduğu kapitalizmde insan emeği kâr ve pazar ilişkilerine tabidir. Bunun sonucu yoksulluk, yokluk ve işsizlik had safhadadır. İnsanı koşullandırıp, kuşatan çevre  bir kâr ve sömürü aracıdır; kirletilir ve katledilir. Kafa ve kol emeğinin gelişimi kapitalist ilişkilerinin  yasalarıyla sınırlıdır. Sosyalizmin aksine sömürü toplumunda dinamik genç unsurlar işsizliğin yakıcı ortamında körelip harcanırlar. Sovyet devrimi ise köylerdeki okuma yazma bilmeyen çobanların, toprakta ilkel usullerle tarım yapan kadınların kendi alanlarında verimli olabilmek için enstitü bitirmeye kadar ilerleyen eğitimlerinin sayısız örnekleriyle doludur.

Daha çok Ekim Devrimi

Ekim Devrimi’nin önemini, anlamını daha da iyi kavramak için rakamları, karşılaştırmaları bir yana bırakıp SSCB’nin dağıldığı 1991 yılından sonraki eski Sovyet ülkelerindeki duruma şöylece bakmak da yeterli: Ekonomik belirsizlik ve durağanlık, gelir dağılımı arasındaki uçurum ve işsizlik… Siyasal açıdan gerilik olan monarşik ve otokratik yönetim biçimleri. Sosyal hayatta sefalet; Geçmişte vatan savunmasında kazanılmış madalyaların işportaya çıkışı, fuhuş, dolandırıcılık, mafya yapılanması, emek ve eğitim göçü… Öncesinde birbirine kardeş, şimdilerde düşman olan milliyetler;  Rusya, Ukrayna, Gürcistan, Çeçenistan, Azerbaycan, Estonya, Ermenistan vd.  Bitmeyen toprak ve ham madde kavgaları…

Salt eski Sovyet topraklarında yaşayan milliyetler, halklar için değil bütün insanlığın içinde bulunduğu acımasız yaşam şartları için ne denebilir ki; Yüz kez, bin kez “Yaşasın Ekim Devrimi” demekten başka…

İnsanın insanı sömürmesine, yeryüzünün insan tarafından yok edilişinin eşiğine getirilmesine karşı da çare bütün eşitsizlikleri, pislikleri temizleyecek olan devrimdir. 100 yıl önce gerçekleşmiş, 75 yıl yaşamış Ekim Devrimi bunun deneyimleri ve dersleri ile doludur. yazisonuikonu



Yorum yok

Ekleyin