Dürüstlük

İlyas İncir |

Aziz Nesin “Ülkemizdeki insanların % 60’ı aptal” demiş deniyor. Aslında Aziz Nesin haksız. Çünkü o insanlar aptal değil; sadece dürüst değiller.

Kaynak: www.bartolucci.com

Kaynak: www.bartolucci.com

Tarih kitaplarında satırlar dolusu tarih bilgisi adı altında yazılar yazar ama sadece yazıdan ibaretttir bunlar, gerçeği yansıtamaz. Hatta bırakın tarih kitabını, günümüze bakın: ülkemizin doğusunda fırında çalışan iki çocuğun polisler tarafından katledilişini öven ve bu iç çekişmeden belki de habersiz çocukları terörist ilân eden, yandaştan da öte bir medya ve devlet kaynakları var.

Ülkemizin batısında yaşayan ve o çocukların gerçeklerinden bihaber insanlarımıza geçmiş olsun; lanetleriniz geri sizi bulacaktır. Ülkemizin batısında da hüküm süren, maşası yaptığı polisleri destanlaştıran ve aranması dahi olmayan bir şahsı bir arkadaşının evinde on beş kurşunla katleden devletin bağırtaşı medyası fırtınayı koparıyor ve çatışmada öldürüldüğünü söylüyor Günay Abla’mızın.

Tabi doğudaki kardeşlerimiz terörü lanetliyorlar. Ama hiçbirine ölülerini bile istedikleri şekilde defnetmelerine izin verilmiyor. Ölü bedenleri rehin tutuyorlar; üstelik lanetliyorlar. Emin olun: lanetleriniz bir yere varmıyor; geri sizi bulacaktır.

Türk, Sünni, erkek, delikanlı, dürüst…

Herşey bu kadar basit değil aslında. Ortalıkta o komplo teorisyeni var ki; sapla samanın aslında silah olduğunu bile düşündürebilirler size. Kan emici devletimizin sürekli olarak toplumdan vergi adı altında aldığı haraçlarla Kürtler ve Türklerden aldıklarını daha ziyade Türklere, Alevi ve Sünnilerden aldıklarını daha ziyade Sünni inanca, erkek ve kadından aldıklarını daha ziyade erkeğe kullandırmaktadır. Şuanki toplumda Türk, Sünni (özellikle Hanefi) ve erkekseniz zaten devlet sizin için seferberdir. Hele bir de biraz geçmişten gelen mal varlığınız varsa -adalet mülkünüzün temelidir-  devlet sizi korumak zorunda ve siz de devleti korumalı ve kutsamalısınız.

Yeni tanrınıza ettiğiniz biat daim olsun. Ama lütfen bu şartlar altında yüce Türk medyası, Türkiye Cumhuriyeti yetkilileri ve onlara biat edenler delikanlılıktan ve dürüstlükten bahsetmesinler. Onur kelimesini ağzınıza almayın. Delikanlılık değildir dediğiniz PKK saldırıları bile sizden daha delikanlıdır, emin olun. Çünkü birinin elinde Kalaşnikof varken diğerinin elindeki roketatarlarla uzaktan kumandalı füzelerle ve insansız uçaklarla, kameralarla uzaktan zırhlı polis araçlarıyla insanları nasıl vurduklarını izlemelisiniz. Hiç yüzünü ve amacını bilmediği insanları bir bilgisayar ekranından rahatlıkla vurmaktalar akreplerinin, uçakların içinden.

Dürüst olan onlar; öyle mi? Delikanlılık T.C.’nin; he mi?

Karşısındaki insanı yargısız infaz edenler? Yahut şöyle de bir şey var; kendi gibi düşünen, aynı çıkarlar için her şeyi yapabilecek, aynı satılmışlığa inanan yargıçların ve savcıların yargısı mıdır dürüstlük? Ya da dürüstlüğünüz, satılmışlık içindekilerin ilerleyebilmesine müsaade edebilmek midir?

Dürüstlük ne siyasilerin işine gelmekte, ne de din adına fetvalar veren Diyanet’in. Ayrıca ülkenin gidişatı açısından her ne kadar siyasilerin birbirlerine kuyruk sallayıp, göz kırpıp, öpücük ve el hareketleriyle işvelerine şahit olmuşsak dahi; halen onların peşinde gitme gafletine devam ediyoruz.

Aziz Nesin “Ülkemizdeki insanların % 60’ı aptal” demiş deniyor. Aslında Aziz Nesin haksız. Çünkü o insanlar aptal değil; sadece dürüst değiller. Çünkü hepsi kendi evine hırsız girdiği zaman yakınıp lanetler ediyorlar. Hırsızı bulsalar alnının ortasından vurma hevesindeler ama hemen hemen bu % 60’ı oluşturanlar, o hırsızlıklara ortak olduklarını kendilerine itiraf edemiyorlar.

Medyanın “Özenti kültürü onda var; sende de olması lazım,” tavrı düpedüz teşviktir. RTÜK adı altında kurulan bu kurul sadece ve sadece gerçeklerin halktan gizlenmesi için çalışıyor. Çağlayan eyleminde bütün medyanın ağzına tıpayı bastılar ve sizi cezalandırırız dediler. Medyamız da kaniş köpeği gibi öte gidip başka bir çöp tenekesi aradı.

Ne mutlu dürüstüm diyene (!)

Dürüstlük öncelikle şahıs bazında çok önemlidir. Kendine ve karşındaki insanlara güven verirsin. Ama ne yazık ki kendimize karşı bile dürüst olmaktan âciziz. Bazen anası öz hakiki evlat doğurmuş dediğimiz insanlar çıkıyor; çıkmıyor değil. Gezi olayları sırasında Bezm-i Alem Camii’nin imamı gibi mesela.

Ancak insanlar dostları için yalan söylemeyi bir sanat haline getirmiş. Oğlunun canı istemediği için okula gitmediğinde annesi okulu arayıp hasta diyebiliyor. İşverene tanış doktorlardan sahte raporlar alınabiliyor. İşverenler işçilerine paraları bankada faize yatırıp “Bugün ödemeyi yapmadılar; yarın inşallah,” diyebiliyorlar. Kendisine yakın hissettiği için yalan söyleyebilmek bir dostluk belirtisi olmuş durumda. Yakın hissediyorsan onu asla kötüleme, ayıplarını ört, ötekileri yerin dibine sok.

Kanına girdiğimiz kardeşimizden, özellikle komşumuz açken tokluğumuzdan, çünkü onda yok bende vardan, az ötede ölen tinercinin kardeşimiz olmamasından mutluyuz. Doğuda ömrünü o sokaklarda yaşamış insanlara sokakların yasaklanıp duvarların kevgire dönüştürülmesinden mutluyuz. Oralarda hayat süren Kürt siyasi hareketini bir çırpıda eleştirip yerin dibine sokmada çok dürüstüz. Ama Kürt siyasi hareketi için canını vermiş insanlara kendi kardeşimiz olmadığı, kendi evladımız olmadığı sürece leş kelimesini kullanacak kadar şeref yoksunu bir dürüstlüğümüz var bizim.

Dürüstüz hepimiz; kıyımıza vuran çocuk cesetlerinden bahsedemeyecek kadar dürüstüz. Ya da havan topuyla parçalanan çocuklarımızdan bahsetmemeliyiz. Baldırıçıplaklar ordusu karşımızdayken dürüstüz. Ya da televizyonlarda traşlanarak yansıtılan bilgilerle dürüstüz. Gazetelerde sağa sola çekilen yalan gerçeklerle dürüstüz. Hepimiz dürüstüz aslında.

Batsın bu dürüstlüğümüz be! yazisonuikonu



Yorum yok

Ekleyin