Durum bu!

Ansaneri Jova |

Haziran gibi bir pratiği yaşamış bu ülkede iktidarı ‘isteyen’ sol, devletin üzerine yürümek yerine onu bir yerlerden onarmanın peşine düşmüş. Parlamentoya yedeklenme temelinde şekillenen bu sürecin parçalayıcıları hiç kuşkusuz Bahtiyar, Şafak ve Elif’in mavzerini kuşananlar olacaktır.

AnsaneriJova_02

Bir ülke düşünün ki sağcısı alabildiğine örgütlendirilmiş, solcusu alabildiğine dağınık ve kararsız. Her demokrata sorsan öfkelidir, ne haldeyiz diye hayıflanıp durur. Sinirlenir olur olmaz. İyi de bu kızgınlık niye? Neden kızıyoruz? Genel duruma kızgınlığımız eskiden bir şeylerin daha derli toplu ve gerçeğe bağlı oluşundaydı. Gerçekler büyük bir dezenformasyondan geçip ‘gerçek’ olarak karşımıza çıkıyor, çıkartılıyor artık. Bugün sol o kadar geri ki ileri atılmak çok büyük bedeller ödemeyi gerektiriyor. Oysa bu ülkede solun isyanı A4 kağıtlardan, duvar yazılamalarından ve açıklamalardan ibaret değildi.

Bugün hesap sormayı buna indirgeyen sol/sosyalist örgütler geçmişte yoldaşlarının hesabını soran faşizmi inim inim inleten örgütlerdi. Faşist saldırılar, komplolar anında cevabını bulurdu devrim cephesinden. Bakın koskoca Devrimci Yol’un, TDKP’nin, TİKB’nin ve nicelerinin geçmişine. Ama bugün bırakalım faşizme devrimci şiddet temelinde karşı çıkmayı, devrimci şiddeti hedef tahtasına oturtup devrimcileri soldan karalıyorlar. Burjuvazinin mürekkebine banıp kağıt dolduruyorlar.

Ölenler dövüşerek öldüler” diye başlayan bir isyan sloganımız vardır: “Cehennemi yaşatacağız!” yeminidir bu. “Akın var akın güneşe akın” diye biter. Sol güneşi ya unuttu ya da güneş diye başka bir şeye bakıyor artık. 80’lerden, 90’lardan bugünlere neleri yitirdik bir bakmak gerek. Çünkü durum vahim!

Halkı sevmek

Halk sevgisi devrimcinin, komünistin insan sevgisinden gelir. İnsanı seven sömürüye sonsuz öfke duyar. Çünkü sömürü insanı hayvanlaştıran ve ezen gerçekliktir. Bugün sömürü alabildiğine yoğun ve çeşitli… Halk sevgisi için bunu söyleyemeyiz fakat. Çünkü halkını sevenler ona bir zarar geldiğinde kılı kırk yarıp hesap sorarlar. Bahtiyar ve Şafak’ın eylemi tam da “Halkımız sizi çok seviyoruz!” demeden önce yapılabilecek bir şeydi. Halk sevgisi ancak böyle anlatılabilirdi. Faşizm halkı kuşatmaya çalışırken, her yerde baskı ve yasaklarını uygularken halk ancak böyle sahiplenilebilirdi.

Peki, ülkemizdeki onlarca “solcu, devrimci, komünist” örgüt bu eylemin neresindedir? Neden bu eylem sahiplenilmez ya da sahiplenenler neden bu pratiğe yönelmez? Geçmişte vurduğu yerden ses getiren eylemlerin sahipleri olan örgütler bugün hesap sormayı neden basın açıklaması, duvar yazılamasına hapsediyor?

Kendini legalizmin dışında tuttuğunu iddia eden oportünizm, devrimci şiddet eylemini “silahlı propaganda’ya denk düşer”, “öncü savaşçı mantık” diyerek reddediyor ve hem kendi kitlesini dizginliyor hem de silahlı devrimci mücadelenin yükselmesinin önünde engel teşkil ediyor. İdeolojik ve politik olarak çoktandır düşmüş olduğu legalizm bataklığında olduğunu gizlemek için de ‘arada bir’ yapılan silahlı, yarı-legal eylemliklerle “İşte buradayız!” diyor. Bu arada bu yapılan eylemlerin faşizmi gerilettiğini söyleyenler beri yana gelsin de bir konuşalım.

Refleks temelinde getirilen devrimci şiddet eylemlerinin genel devrimci mücadeleye hâkim kılınması adeta korkunçmuş gibi lanse ediliyor. Bunun olabilmesi için de milyonların proletarya partisi saflarına gelmesi bekleniyor. “Milyonlar olduktan sonra silahlı mücadele” mantığının mimarı Devrimci Yol hareketinin bugün durduğu nokta herkesin malumudur.

Bahtiyar ve Şafak’ın devrimci çizgisinin Devrimci Yol ile ayrılığında ortaya konulan “Devrimci Yol hareketinde tasfiyecilik ve devrimci çizgi” isimli bildirinin bugün hayatta bir karşılığı yok mu? Hareketin geleceği ortaya konmamış mı? Bugün aynı hatalar gözlerimiz önünde tekrarlanıyorken susmak suçtur.

Haziran ayaklanması sonrası faşizmin içinde kalan korku bugün faşizmi zordan vazgeçemez bir noktaya getirdi (kaldı ki faşizm zordan hiçbir zaman vazgeçmemiştir.) Öncesinde bir takım hakları ve özgürlükleri tanımak zorunda kalmış olsa da bugün hepsini bir bir çiğnemekte tereddüt etmiyor. Ve bunun karşısında verilen mücadele onun ‘bu dönem öncesi’ koyduğu sınırları aşamıyor ne yazık ki.

Haziran gibi bir pratiği yaşamış ülkede iktidarı isteyen sol, devletin üzerine yürümek yerine onu bir yerlerden onarmanın peşine düşmüş. Parlamentoya yedeklenme temelinde şekillenen bu sürecin parçalayıcıları hiç kuşkusuz Bahtiyar, Şafak ve Elif’in mavzerini kuşananlar olacaktır. Çünkü Dimitrov’un dediği gibi “Faşizme karşı devrimci şiddeti kuşanmamış bir hareket yenilmeye mahkûmdur.

Berkin Elvan gibi toplumsal belleğe yerleşmiş bir gerçekliği, yaşadığı ayaklanma şoku ile şaşkına dönen faşizmi geriletmek için şiar edinmeyen sol hareket ne yazık ki ortaya çıkan bu somut “adaletsiz düzen” gerçeğini kitlelerden kaçırıyor. Fakat sol bu geriliğinin bedelini kitlelere ödetemeyecek çünkü bu adaletsizlik milyonlarca insan tarafından bilinmekte ve isyan edilmekte. Onları harekete geçirecek güç tam da Çağlayan’dan geçiyor işte: Oligarşi, yönetim şeklinden ve devlet gerçeğinden dolayı kitleleri silahlı mücadelenin olmadığı ortamda gayet rahat yönetebiliyorken, silahlı mücadeleye bu kadar uzak durmak ancak ideolojik-politik iflasla açıklanabilir.

Ülkemiz ve dünya devrimci mücadelelerini incelediğimizde çok açık bir şekilde görürüz ki devrimci şiddetin ve gerillanın yaygın olduğu dönemlerde mücadelenin ivmesi artmış, kitleler devrimci saflara akın etmiştir. Gerileme ve durağanlaşma dönemlerinde ise sol, sosyalizm adına reformist, gerici teoriler ayyuka çıkmış ve legalizm soluk almıştır.

Bahtiyar ve Şafak’ın mavzeri bu soluk borusunu kesmiştir!

Artık devrimci mücadeleyi şekillendirecek, kitlelere yön verecek ve iktidar mücadelesini büyütecek somut bir güç yeniden ortaya çıkıyor. Ve bu güç faşizmin zoru karşısına devrimin zoru ile çıkmayı esas alanlardan oluşuyor. Bununla birlikte, tüm akademik-demokratik-ekonomik mücadeleyi bu mücadeleye tabi kılanlar halkın gündeminde yer alır; giderek halkın gündemini belirlemeye de başlayacaktır. Bahtiyar ve Şafak aynı zamanda bu pasif duruma isyanın adı olmuşlardır.

Devrimcilere, sosyalistlere düşen görev sükûnet ve sağduyu çağrıları yapmak değil, çoktandır yangın yeri olmuş ülkemizde halka onları en çok kimin sevdiğini göstermektir. Silahlı-silahsız, legal-illegal bütün mücadelelerle…yazisonuikonu

 

Bir halkı sevmekle başlar her şey

Çağlayan Ruhu



Yorum yok

Ekleyin