Direnişin hakkını teslim etmek bu kadar zor mu?

|

Henüz açlık grevinin başındaydı, herkesin politik aklını çarpıştırabileceği kadar erkendi, o zaman bile kendimde “vazgeçin” demeye hak görmedim.

nuriye-gulmen-semih-ozakca-aclik-grevi

Dün Nuriye ve Semih hocaların yanlarından ayrılıp sohbet ettiğimiz bir arkadaşım ile şunu sorduk: Bir direnişin hakkını teslim etmek bu kadar mı zor?

Bir sürü insanı hakkında konuşturan, konuşmayacak olanı konuşmak zorunda bırakan, 184 gündür bilfiil aralıksız devam eden, dönüşümlü destekler ile her tarafa sıçrayan, kolluğu gözaltına almaktan yılmaz bir direnç ile pes ettiren; bize geçtiğimiz sene sokakları kan gölüne çeviren art arda patlamaların ve 15 Temmuz‘un ertesindeki bitmeyen hükümet sponsorlu Kızılay mitinglerinin sonrasında neye dönüştüğünden endişe duymaya başladığımız sokağımızı, Yüksel‘i yeniden KAZANDIRAN, sayelerinde ülke ortalamasına yakın bir ilgisizlik seviyesindeki babamın bile akademisyenlere ne olduğundan haberdar olup gururla söz ettiği bir direnişin hakkını teslim etmek bu kadar mı zor?

Ben tanıştığım hayli günden beri onlara bir kerecik “Vazgeçin!” demeye had görmedim. Henüz açlık grevinin başındaydı, herkesin politik aklını çarpıştırabileceği kadar erkendi, tek kelime edemedim. Ne yapacağımı, ne diyeceğimi bilemediğim günler oldu, tek kelime edemedim. Altmış günden sonra herkesin söyleyecek pek çok lafı oldu, ben yine tek kelime edemedim.

Onlar için endişe edenler, “Size bir şey olmasa” diyenler, vazgeçsinler isteyip yine de haddini hududunu tartanlar; onlara zaten gözleriyle yalvarıyordu, ellerini tuttuklarında o sıcaklığın yitip gitmesini istemediklerini sessizce bağırıyordu.

Ben Nuriye ve Semih Hoca’ya ne anlatmak istediysem bir tek gözlerimle söylemeye cesaret edebildim.

Sesini bilmiyorum, onları tanımıyorum ama vazgeçsinler!” ve benzeri söylemlere öfkeleniyorum. Bu insanlar fersah fersah uzakta değil, en çok yolumuzun düştüğü yerdeler. Tanışmak için maniniz nedir?

Biz ziyaretlerine gidip yanlarından ayrılıp gözyaşı döktük bazı zaman; aklımıza o acı son düştüğü için, yüzlerini küçülmüş, bedenlerini ufalmış gördüğümüz için. Yine de onlarlayken gülümsedik. Enerji kısıtlaması olmadan 64 gündür aç olan insanların enerjilerinden çalmaya hakkımız var mı?

Zaman zaman korkuyorken, korkmakta  haklıyken ama korkumuzu teorize ettiğimiz anda samimiyetsizleşiyorken, çoğunlukla eylemsizken ya da biz de zaten başarılı olup olmadığı tartışmaya açık, çoğunlukla denenmiş, sonucu zafere varmış ya da varmamış bir dizi denenmiş eylemliliğin içinde deviniyorken, “Bu eylem bir yere varmaz, daha önce şöyle bir acı örneği var,” demek anlamsız ve gülünç değil mi?

Çocukluğumda televizyondan gördüğüm, aklıma çakılmış bir eylem var, eylemcinin adı neydi, kimdi hatırlamam. İranlı bir adamdı, kardeşi idam edilmiş. Meydana çıktı, hiçbir propaganda sözü etmedi, başından aşağı bir bidon benzini boşalttı ve bedenini ateşe verdi. Konuşmadı, ikna edilmeyi beklemedi, durdurulamayacak bir kararlılıktı. Kimse müdahale edemedi. Dehşet verici bir eylemdi, unutulmayacak birkaç dakika.

Ben Nuriye ve Semih Hoca’nın gözünde insanı sarsan, dehşet verici o kararlılığı görüyorum. Bunu görmek için o gözlere bakmanız gerekir. Hiç bakmadan göremezsiniz. yazisonuikonu

Açlık grevi ne zaman yapılır?



Yorum yok

Ekleyin