Dindar oluşumların “siyasal tarafsızlığı”

Aydın Tonga |

Egemen İslamcı paradigma yüzyıllardır siyasetin merkezinde durduğu halde “tarafsız” argümanıyla kitleleri adeta zehirliyor. Halifesi suça karışır, padişahı cinayet işler, kralı saray yaptırır ama ne gam örgütlü İslamcı yapılar için.

Fotoğraf: www.akparti.org.tr

Fotoğraf: www.akparti.org.tr

Yedi Haziran seçimleri kâfi gelmeyince bir seçim daha yapalım dedi iktidar partisi ve yaptığı seçimde de umduğunu aldı. Oylarını kısa bir sürede ciddi oranda arttırarak tek başına iktidara geldi. Bu son derece dikkat çekici siyasal gelişmelerin sonuçları ve etkileri uzun uzadıya konuşulacaktır şüphesiz.

Ben bu yazıda iktidar partisine oy veren “muhafazakâr” seçmen ve tabanın siyasetle olan samimiyetsiz sınavına değinmek istiyorum.

Bilindiği üzere Türkiye’de neredeyse bütün cemaat ve tarikatlar, hatta “dini” sivil toplum örgütleri özellikle emek-sermaye, işçi hakları ve sınıfsal sorunlarla ilgili ne tek kelime kalem oynatırlar ne de bu tür meselelerde eylemlilik içerisine girerler. Bunun sebebi sorulduğunda ise “kendilerinin siyasetin dışında oldukları ve dolayısıyla politik konularda söz almadıkları” cevabı ile karşılaşırız.

Görmeyiz onları asgari ücret eylemlerinde, iş cinayetleri protestolarında, yoksul mahallelerde, işçi grevlerinde. Böylesi aranan yerlerde dernekleri ile, cemaat ve tarikatları ile adeta buhar olurlar. Aslında yerleri bellidir. Televizyonu olan, kendisine din adamı denen birini konuk etmiştir. Fıkıhtı, sünnetti, helal-haramdı derken koyu bir sohbet alır ortalığı.

Aynı paralelde cemaat binaları da konuşur bu konuları. Üstelik hocaları “daha bir takvalı”, sakallı, cübbeli ilim irfan sahibi kimselerdir(!). Öyle vakitlerini dünyevi konularla sürdürmezler. O kadar mühim mesele varken, şimdi sırası mıdır milyonlarca yoksulun, dar gelirlinin sorunu.

Ha bu arada kimi “İslamcı” cemaatlerin hakkını yemeyelim. Onlar yoksulluk konusunda oldukça duyarlıdırlar. Yardım paketleri hazırlarlar, telefon mesajları ile bağış paraları bile kabul ederler. Her ne kadar kendileri ile ilgili “usulsüzlük” iddiaları gündeme gelse de ve akabinde kimi yargı kararları bu iddiaları onaylasa da onlar “yardım etmekte” ısrarcı davranırlar.

Daha fazlasını yapmazlar ama. Daha fazlası komünistlerin işidir çünkü!Aç insanların karnını doyurduğum zaman bana kahraman diyorlar. Bunların neden aç olduğunu sorduğum zaman ise bana ‘komünist’ diyorlar.” Ne güzel söylemiş Ernesto Che Guevara; evet, “İslamcı kurumsal yapılar” sorgulayanların karşısına aynen bu söylemle çıkıyorlar.

Diyeceğimiz hani kendilerini siyasetten bu kadar uzak tuttuklarını söylüyor ya İslamcı örgütlenmeler. Hani alanlarda yoklar, grev çadırlarında yoklar, gazete ve televizyonları ile memleketin gündeminde yoklar. Öyleyse nasıl oluyor da bir bütün halinde eşzamanlı olarak iktidar partisinde toplanabiliyorlar? Siyasal atmosferin dışında kalıpta en kararlı politik iradeyi nasıl gösterebiliyorlar?

Gösterebiliyorlar çünkü başta örgütlü İslamcı yapılar olmak üzere “dindar” taban siyasetin uzağında falan değil. Öyle politika ve siyasetle ilgilenmedikleri savı da gerçeklerle bağdaşmıyor. Taban, ağırlıklı olarak politik rotasını cemaatlerin, muhafazakâr kitle örgütlerinin yönlendirmesi ile belirliyor. Çok yaygın bir medya ve basın ağı ile de siyasal katılım kanallarından haberdar oluyor.

Öyle “siyaset yapmıyoruz” bahanesiyle emek mücadelesinden uzak durduklarına bakmayın. Emek mücadelesinden uzak duruyorlar; zira beslendikleri kültürel, iktisadi ve politik görüş ve yayınlar onlara bu “düsturu” öğütlüyor, dahası emrediyor. Uzak duruyorlar; zira egemen İslamcı dünya görüşü ve onların temsilcileri emeği değil sermayeyi ve sermayenin çıkarlarını temsil ediyor.

Hal bu olunca kendini “muhafazakâr” olarak tanımlayan seçmen de, bütün yoksulluğuna rağmen kendini sokak yerine bir cemaat evinde ya da dini bir televizyonun karşısında buluyor.

Buluyor bulmasına ama “tarafsız” değildir artık o. Fakat sıradan yoksul bir dindar seçmene neden izlediği televizyonun, okuduğu gazetenin, mensubu olduğu cemaatin yaşadığı sorunlara yer vermediği sorusu yöneltildiğinde, karşılaşacağınız cevap “onların tarafsızlığı” yönünde oluyor işte.

Maalesef bugüne has bir problem de değil bu. Egemen İslamcı paradigma yüzyıllardır siyasetin merkezinde durduğu halde “tarafsız” argümanıyla kitleleri adeta zehirliyor. Halifesi suça karışır, padişahı cinayet işler, kralı saray yaptırır ama ne gam örgütlü İslamcı yapılar için. Çünkü onlar tarafsızdır! Sermaye işçileri inim inletir, bağnaz din anlayışı despotizmi getirir, ülkeler işgal altında bırakılır ama ses çıkmaz muhafazakâr mahalleden. Çünkü onlar tarafsızdır!

Çok açık ve net olan şu ki, bu “tarafsızlık” iddiası gerçekdışı olduğu kadar ucuz da bir söylemdir. Öyle ki siyasi bir partinin etrafında kenetlenip, toplu olarak oy verdirecek kadar politize olan bu yapılar, grev çadırlarını değil de, konforlu “dost sohbetlerini” ekrana getiriyorlarsa, yaptıkları da ucuzluktur, başka bir şey değildir. yazisonuikonu



  1. Profesyonel Yezid

    “Buluyor bulmasına ama “tarafsız” değildir artık o. Fakat sıradan yoksul bir dindar seçmene neden izlediği televizyonun, okuduğu gazetenin, mensubu olduğu cemaatin yaşadığı sorunlara yer vermediği sorusu yöneltildiğinde, karşılaşacağınız cevap “onların tarafsızlığı” yönünde oluyor işte.”

    Gardaşım bu hadise halkı savaştırmak,savaşı halklaştırmak iddasında olan devrimcilerin sorunu. Biz devrimci gençliğin dindar halk kitlesiyle bi çayı çorbası selamı sabahı var mı, yok. Dindar halkla selamı sabahı çayı çorbası olan elemanlar kimler cemaatler, akp vesaire. Kendin demişsin adamların popüler kanalları var, ellerinde devlet aygıtı var o var bu var. Bak yine de bu insanlara kendilerince neyin ne olduğunu söylemek için örgütler yaratmışlar insanlarla selam sabah çay çorba işine giriyolar. Senin benim elimde medya yok gazete yok devlet aygıtı yok, sen ben iktidar iddasındayım, herkesten çok doğruyu bildiğimi söylüyorum cennet vaatediyorum ama cennet vaat ettiklerim benim vaat ettiğim cenneti bilmiyo. Ben vaatettiğim cenneti bu insanlara anlatmaya, pratikte göstermeye çalışmaya, elimde devlet aygıtı, milyon dolarlık bütçeli kanallar olmadığından her yere, herkese dokunmak için gerekli aygıtları yaratmaya uğraşmaktansa, dindar olmayan senin benim gibi solcuların okuduğu bir platformda kendine jakoben yurdum aydını edasında bu adamlar hiçbir hak mücadelesinde yoklar diyorum. İktidar o kadar zulmüne rağmen bu kitleyi kendi arkasında konsolde edebiliyo ben hak-hukuk-adalet vaadimle kimseye dert anlatamıyorum. Yoksa anlatmıyo muyum. Problem kimde ? Yıl olmuş 2015 cemevi solculuğu, üniversite solculuğu, belirli gün ve haftalar solculuğu bitmedi. Açık ve net hafız beni tanımayan etmeyen adama lan benim lafıma uy savaş, grev yap, diren demem mastürbasyondur. Cemaat adamın açlık-yoksulluk sorununa eş-dost-ahbap-örgütlülük sorununa çözüm yaratıyor, ben yaratmıyom-yaratmaya bile çalışmıyosam, islama inanan yoksul kesim, ben kimim neyim benden değil devletin ağzından öğreniyosa ve ben bunu kendime dert edinmeyip steril solcu ortamında halk bizi anlatmıyo, celladına aşık olmuş bu millet tribine giriyosam asıl samimiyetsizlik bendedir. Devrim yapacam, hak alacam, zulmü yıkacam, öncülük edecem iddasındaki adam önce kendini sorgular. Senin yazdığın şeyler dediğin gibi bugünün meselesi değil, bugüne kadar biz aklı evvel, herşeyi bilen , hayatın sırrına vakıf devrimciler bu işi çözemediysek dönecez kendimize bakacaz. Jakobenlik iyi güzel de jakoben kendi vizyonunu allem edip kallem edip geniş kitleyi inandırabilene denir. Kendi vizyonuna kimseyi inandıramayıp, herşeyi herkesten iyi bildiğine ama insanların salak ve samimiyetsiz olduğunu iddaa edene ne denir, ben demeyim ortalık zaten karışık.

  2. Kizil Gezgin

    ”Sınırsız bir baskı ve işçi kitlelerinin aptallaştırılması temeli üzerine kurulu bir toplumda, dini önyargıların yalnızca propaganda ile ortadan kaldırılabileceğine inanmak saçmadır.İnsanlığın üzerindeki din baskısının, toplum içindeki ekonomik baskının ürünü olduğunu unutmak, burjuva dargörüşlüğüne işarettir.Proletarya, kendiliğinden desteklediği, kapitalizmin karanlık güçlerine karşı mücadele aydınlatamıyorsa, kitaplarla, propaganda ile aydınlanacağını beklemek boşunadır.”

    V.İ.Lenin – Novaya Jizn- No: 28


Yeni yorum ekleyin.