Dik dur eğilme, bağdaş kur seğirme

Hıfzı Süha Ölçer |

Memleketin başına çorap örenlerin kellesini uçurmasın da, bal börekle mi beslesin?

dik-dur

Merhaba, ehlen ve sehlen ey canlar ve dahi cânanlar!

Kavurucu yaz sıcakları hükmünü kaybedip, hava birazca serinlemeye dursun; memleketin hal ve gidişatını kızıştıran fitne ateşi içimizi ve dahi dışımızı yakmaya devam ediyor.

Memleketin düz yolda ilerlemesini, ayaklarını yerden kesip dikine kalkınmasını, yeşilden usanıp griye boyanmasını çekemeyen şer odakları, maraza üstüne maraza çıkarıp, ha bire arızaya sebep oluyorlar.

Cennet vatanın cinnet geçiren kulları bir olup, Halife-i Ruy-i Zemin’e karşı dudak büken, dil uzatan, parmak şaklatan, başkaldıran isyanın fitilini ateşliyorlar.

Külyutmaz lakin dumanı üflemeye alışık ahaliden bazıları ise, “sarayın yolları taştan, sen çıkardın beni baştan” diyerek, padişahımız efendimizin altını oyup tahtını sallıyorlar.

Durduk yere düşman çatlatan bu hainler ne yaptıklarını biliyorlar mı gayri!

Bu güzelim memleket elden giderse; ne yer, ne içer, nereye def-i hacet eyleriz, hiç düşündükleri yok bu nankörlerin. Varsa yoksa; adâlet, müsâvât, hürriyet… Bu kafayla gidenlerin zürriyeti kurutulsun da; dünya kaç bucakmış, devlet -i âliye nasıl bir kucakmış, görsünler bakalım!

Devlet-i ebed müddet’in hayır ve selameti içün kendini bin odalı saraya kapatarak binbir düşünceye dalan yüce padişahımız, elifi görse mertek, merteği görse “bu ne la!” diyen yaramaz kullarına pabuç bırakacak değil herhalde.

Binâenaleyh, gözleri fıldır fıldır, devletlû padişahımızın hânedan-ı saadeti hakkında ileri geri laflar ederek ortalıkta gezinen çapulcu taifesi ile saraydakileri birbirine düşürüp, devlet-i âliyeyi  ele geçirmek içün inlerinde yetiştirdikleri ağaçlara çaput bağlayan nur yüzlü, fena kalpli kimselere hadleri bildirilmiş ve dahi fırsat verilmemiştir.

Bunlardan bazılarının kökleri kurusun diye, kireçli su ile dolu bol bol gaz fışkırtılmış; diğerlerinin de daha fazla dal budak salmasını önlemek içün dipten budama yoluna gidilmiştir.

Eyyy padişah düşmanları! Siz kim oluyorsunuz da haddi aşmaya, taşlı ve dikenli yollarda çıplak ayakla koşmaya kalkıyorsunuz?

Ağzına kadar süt ile dolu kazanı devirmek, hak aramak, ayrı telden çalmak, yoldan sapmak, kafa karıştırmak size mi düştü bre densizler!

Mamafih, karda yürürken “kart-kurt” sesler çıkaran ve izini dahi belli etmeyen âsilerle aradaki buzlar çözüldü derken, bu defa dağlardan koparak gelen çığın altında kalma tehlikesi baş gösterdi.

Ele avuca sığmaz küçücük bir kartopu iken, yuvarlana yuvarlana devâsa çığa dönüşen işbu âsiler gürûhu, son devrin sultanının sarayını başına yıkacak duruma geldiler.

Dağları mesken tutup, padişah fermanı dinlemeyerek hıyanet-i vataniye cephesinin ön saflarında yer alan âsiler, nihayet gözlerinin boyandığını, hile-i saltanat ile haklarının gasp edildiğini bahane ederek hücuma geçtiler.

Artık anadillerinde bile laf anlamaz olan bu şirretler, kılıç geçirmez çelikten zırhını kuşanan padişahımız efendimizin hiddet ve celâdeti karşısında diz çökmeyip, iyice tepesini attırıyorlar.

Bir yandan sarayın muhafızları ile cenk eylerken, bir yandan da güvercin uçurmaktan geri durmayan bu acâibul mahlûkâtlar, padişahımız efendimizin mübarek ağızlarına lâyık pişmiş aşa su katmakla kalmayıp, başından hiç eksik etmediği yeşil takkesini yerinden oynatarak kelinin ortaya çıkmasına sebep oldular.

Lütuf ve kerem sahibi devletlû padişahımızın paşa gönlünden kopan nimetleri az bulan, azıcık tebessüm ile yüz bulan şu cüretkârların zoruna bakın hele!

Oyuna gelmemek içün yerim dar diyerekten kafalarının dikine giden bu âsilerin hevesleri kursağında kalmasın diye elleriyle sırtlarını sıvazlayan bazı hainler de boş durmuyor, maşallah.

Ellerine birer teneke alıp gümbür gümbür çalarak vaveyla koparıyorlar. Kapı kapı gezerek, kafasında kırk tilki dolaşıp da kırkının kuyruğunu birbirine değdirmeyen haşmetli padişahımızın aklî muvazenesinin bozulduğundan dem vuruyorlar.

Beştepe’deki sarayında beş vakit namaz kılıp, beş kuruş etmez adamların zoruyla tahttan inmemek içün dua ve niyazda bulunan padişah hazretleri gazaba gelmesin de ne olsun, ey ihvanlar!

Çivisi çıkan, gacır gucur sallanan memleketin başına çorap örenlerin kellesini uçurmasın da, bal börekle mi beslesin?

Neyse ki, damarlarında akıp duran asil mavi kanları yerinde duramayacak kadar kaynayıveren dini bütün, aklı yarım ahaliden bazı kullar devreye girerek, behemehâl istikrar ve dahi istikbalin korunması uğruna ellerinden geleni artlarına koymuyorlar.

Mazlumların hamisi son devrin sultanının her daim arkasında durarak abdest tazeleyen, kılıç-kalkan kuşanan Ümmet-i Muhammet’ten ak yüzlü, kömür gözlü yiğit erler, “dik dur eğilme, bağdaş kur seğirme, bu ahali her daim seninle!” diyerek, devletlû padişahımızın kordan yumağa dönüşen gönlüne su serpiyorlar, vesselam…yazisonuikonu



Yorum yok

Ekleyin