Devrim cinayeti – 3

Ferzend Gülserin |

Acılar, ihanetler, kaybedişler ve terk edişler hep var. Ama insanoğlu işte, hep var olana sevdalı, hep var olana vurgun ve düşkün.

Fotoğraf: Şakir Yıldırım (Cloud Coffee / Bulut Kahves)

Fotoğraf: Şakir Yıldırım (Cloud Coffee / Bulut Kahvesi)

Öykünün önceki bölümleri

Nusret Baba’nın kapısının önüne geldi ama hemen kapıyı çalmadı Baran. Önce üstünü başını düzeltti. Eliyle saçlarının dağınıklığını toparladı. Derin bir nefes aldı, çaldı kapıyı.

Nusret Baba hiçbir zaman ilk çalışta açmazdı kapıyı. Biraz bekledikten sonra tekrar çaldı, o sevecen ses geldi içeriden.

– Geldim Baran geldim, bekle az bir, dedi.

Birçok sefer Nusret baba anlıyordu kimin geldiğini. Bunu nasıl yapıyordu kimse bilmiyordu ama hiç yanıldığını gören yoktu. İçinden ‘Ne garip adam yahu şu Nusret Baba…’ diye geçirirken kapı açıldı. Her zaman gülen yüzü bu defa asıktı. Baran, bir şeyler olduğunu sezdi hemen.

İçeri buyur etti Nusret baba. Mutfağa doğru yöneldiler. Baran kahve yapacaktı, Nusret Baba da gününü anlatacaktı ona. Kahve pişince radyonun sesini hafif kısacaklardı ve camın kenarında oturup uzun bir muhabbete başlayacaklardı.

– Hoş geldin evlat! Nasılsın bugün?

– Ben iyiyim Nusret baba da senin yüzün asık, hayırdır? Bir sorun mu var?

– Sorma evlat, bu üst kattaki terörist öldürecek beni bir gün.

– Kim baba, anlamadım?

– Üst katta oturan komşumuz Meryem Hanım yok mu yahu, işte o.

–  Hıı! E hayırdır baba, ne yaptı sana Meryem Teyze?

Bu kaçıncı. Geçen hafta da çocuğu yıkayacağım diye öldürüyordu az kalsın, bütün bina duydu yavrucağın ağlamasını. Çocuk teröristi bu kadın. Nasıl babaanne olmuş, anlamış değilim!
– Biliyorsun, her Perşembe torununu getirip ona bırakıyorlar. Oğullarının işleri mi ne var diye. Bugün de getirdiler. Ben de dedim, gidip az bir seveyim keratayı. Yukarı çıktım, kapıyı çaldım, bir de ne göreyim; bu havada çocuğu yarı çıplak salonda oturtturuyor. Tepem attı benim de. Söylendim, indim aşağı. Perşembe günlerini iple çekerdim o kerata yüzünden, ama sağ olsun Meryem Hanım burnumdan getirdi bugün. Hem ilk olayı da değil. Bu kaçıncı. Geçen hafta da çocuğu yıkayacağım diye öldürüyordu az kalsın, bütün bina duydu yavrucağın ağlamasını. Çocuk teröristi bu kadın. Nasıl babaanne olmuş, anlamış değilim!

– Amaaaan! Boş ver be Nusret baba! Sinirlenmeye değer mi? Hem bak ne diyeceğim sana, Meryem teyze tek yaşıyor, sen de tek yaşıyorsun. Neden evlenmiyorsunuz yahu siz? İkinci baharınızı yaşarsınız, birbirinize arkadaş olursunuz, yoldaş olursunuz.

– Dalga mı geçiyorsun ulan hergele! Kahveni pişir hadi sen, konuşma fazla.

– Tamam, tamam baba sakin ol şaka yaptım, dedim gülerek.

– Böyle şakaları sevmiyorum oğlum, biliyorsun. Ben hâlâ Nuran’a aşığım. Hem de ilk günkü gibi. Ondan başkasına ne gözlerim değdi ne de ellerim. Bu saatten sonra da değmez. Deme öyle şeyler. Yaşlı adamım ben, istemeden de olsa kalbini kırarım, üzülürüm.

– Tamam baba, özür dilerim. Moralini bozuk görünce biraz takılayım dedim sana.

– Yok evlat yok, artık şaka kaldıracak yaşı geçtik biz. Torun sevecek, huysuzluk yapacak yaşa geldik ama gördüğün gibi, el alemin çocuklarına sırnaşıyoruz.

– Üzme be baba kendini! Bak ben de senin oğlunum, hep yanındayım, biliyorsun.

– Biliyorum evlat, biliyorum. Öz oğlum gibi seviyorum ben de seni. Ama üzüntümü kapatmaya yetmiyor bu. Hâlâ Nuran’ın gidişi kahrediyor beni. Çok erkendi evlat, çok. Daha gözüm açılmamıştı.

– Çok mu sevdin baba?

– Çok sevdim be evlat!

– Kahve hazır baba, gel içeride devam edelim. Hem radyoda senin şarkı çalıyor, Sorma ne haldeyim, diyor.

– Yürü hergele, yürü! Geçen sene ölürüm diyordum ama sen geldin, ölme fikrini erteledim. Ulan, insana hayat veriyorsun ,ama gözlerinde hep bir keder var. Ben çözemedim seni.

– Otur baba şöyle. O verdiğim hayatın yarısını ben görebilsem inan böyle olmazdım baba. Ama işte hep başkalarına faydamız.

– Başkası mıyım ulan ben?

– Yok, baba öyle demek istemedim. Senin dışında.

– Haa! Tamam o zaman. Neyse, fabrikada işler nasıl?

– İyi Nusret baba, bugün ustabaşı erken bıraktı bizi. Ben de tatil ettim kendime akşamı, sokaklarda gezdim.

– Arada bir yaparlar bunu kıymetini bil bak. O değil de dedikodu hâlâ dolanıyor mu fabrikada?

– Hangi dedikodu baba? Karısını öldürmüş dedikleri mi?

– Başka şeyler de mi konuşuluyor?

– Ohooo! Neler neler var baba, bir bilsen. Ama artık pek konuşmuyorlar. Yani en azından eskisi gibi.

– Boş ver evlat, duyma hiç birini. Aslında bana kalırsa çek git bu memleketten. O kadın aklına geldikçe daha çok acı çekeceksin. Bazen arka odaya geçtiğimde geliyor sesin. Konuşup duruyorsun kendi kendine. Gençliğine yazık oğlum, sana yazık.

– Baba, hani sen dedin ya, “Çok sevdim be evlat!” diye. İşte ben de öyle. Çok sevdim baba, çok sevdim.

– Ama artık yok oğlum. Nuran’la o kadının durumu farklı. Nuran’ı kaybettim ben. O kadın ise seni kaybetti. Seni öldürdü o kadın. Çek git buralardan. Başka bir şehirde nefes alırsın, ama anılarınızla dolu bu  sokaklarda olmaz.

– Haklısın baba, haklısın. Her sokakta bir iz, bir hatıra. Zorlaşıyor her geçen gün nefes almak. Bunalıyorum. İsyan ediyorum. Kaçmak istiyorum her defasında ama yapamıyorum. Ruhum bu kaçışa hazır değil.

İntikam nasıl alınır? Kanla mı? Sözle mi? Bakışla mı?

– Senin ruhun kaçmaya hazır aslında ama intikam almak istiyorsun hâlâ. Doğru mu?

– Evet baba ama intikam nasıl alınır? Kanla mı? Sözle mi? Bakışla mı? Nasıl?

– İntikam susarak alınır evlat.

– Ben zaten 289 gündür susuyorum.

Biraz daha sustum, sonra

– Neyse, canını sıktım senin de Nusret baba, dedim. Boş verelim bunu. Bir hikâye anlatsana eskilerden. Keyiflenelim.

– Havamda değilim evlat, ilişme bana bugün.

– Nasıl dersen baba.

Bir süre sustular ikisi de. Pencereden akıp giden hayata baktılar. Evlere baktılar. Evlerde yanan lambalara baktılar. Herkeste bir keder vardı belki ama en büyük keder o gece oradaydı. İçlerinde.

Baran, ihanetle yanıyordu, ölüyordu. Nusret Baba ise kaybedişle. Acılar, ihanetler, kaybedişler ve terk edişler hep var. Ama insanoğlu işte, hep var olana sevdalı, hep var olana vurgun ve düşkün. yazisonuikonu

Devrim cinayeti – 2



Yorum yok

Ekleyin