Darbe mi oldu?

Volkan Koyutürk |

AKP iktidarında demokrasinin zerresi yoktur, olamaz da. Darbe denilen girişimin doğalında demokrasiye karşı olduğu bir hamasettir.

15-temmuz-darbe-girisimi

Türkiye gibi yeni sömürge ülkelerde darbeler günlük siyasetin bir parçasıdır. Yarım yüz yıllık tarihimize bakmak bile bunun için yeterli. Çünkü bu tip ülkelerde yönetememe krizi süreklidir. Bu kriz iki safhada meydana gelir:

  1. Halk ile iktidar güçleri arasında
  2. İktidar güçlerinin kendi arasında

Yönetememe krizi derinleştikçe bu çelişkiler had safhaya ulaşır. Darbeler işte bu krizin mevcut yapı içerisinde çözülemediği durumlarda oligarşinin başvurduğu bir araçtır. 15 Temmuz akşamı  yaşananlar da bu yönetememe krizinin bir ürünüdür. AKP uzun süredir artık ülkeyi yönetememektedir. Yönetemedikçe saldırganlığı daha da artmıştır. Temmuz 2015’de Kürt illerinde saldırganlığının artırması bu krizin bir parçasıdır. Bu saldırganlık o günlerden belliydi ki Kürt illeriyle sınırlı kalmayacaktı, kalmıyordu da. Batıda da devrimcilere karşı her fırsatta saldırısını sürdürdü. Yürüttüğü savaş politikası düzen içerisinde muhalefet yapan grupları  siyaset üretememe durumuna getirdi. Sermaye içerisindeki büyük bir grubu ise şimdilik sindirdi.

Dış politikada ise AKP’nin kullandığı bütün argümanlar  iç politikayı desteklemeye yönelikti. Büyük Osmanlı ideolojisi kendi kitlesine bir ideolojik zemin sunmakta, taban yaratmaktaydı. Ama  AKP’nin  Suriye’deki yenilgisi kaçınılmaz olarak onu yeni arayışlara itti. Çünkü AKP’nin Ortadoğu’daki bu yenilgisinin iç politikayı etkilememesi kaçınılmazdı. Bu yüzden AKP’nin yönetememe krizini giderebilmesi ve iktidarını sağlamlaştırabilmesi için başkanlık sistemine ihtiyaç duymaktadır.  Fakat bu istek oligarşik iktidar arasındaki güç ilişkilerine takılmaktadır.

15 Temmuz akşamı yaşanan “darbe girişimi” bu gelişmelerden bağımsız değildir. Oligarşi arasındaki güç ilişkileri diyebilirsiniz buna ya da bir kurgu; fakat her iki durumda AKP’nin başkanlık politikası ve muhalif kesimlere karşı saldırı için güçlü bir zemin oluşturacaktır. Öncelikle her iki ihtimal de bizi şaşırtmaz. Bu girişimin bir tezgah olması bizi şaşırtmıyor  çünkü faşizmin bir yönetim biçimidir bu tip tezgahlar.

Faşizm bir toplumsal paranoya yaratır ve bu paranoyayı elinde bulundurduğu kitle iletişim aletleriyle öyle bir yayar ki yarattığı paranoya gerçeklik haline gelir. Bu durumun yarattığı korku insanları endişeye sevk eder, güvenli bir yer arayışı içine iter. Bu arayış iktidara kanalize olmaktır. Böylece faşist iktidarın yönetememe krizi halka karşı halkla birlikte giderme haline gelir. Önce darbeye karşı demokrasi kahramanı olur kendi kitlesi sokağa çıkar. Paramiliter unsurlar olarak devreye girer. Mağdur edebiyatı her zaman en önemli argümandır. Sonra ülkenin yönetilemez durumda olduğu söylenir, meclis kısa sürede lav edilir, geçici bir başkanlık ardından kalıcı bir başkanlık gelir. Bunlar birer komplo teorisi değildir, çünkü tarih bize bu tip durumları sıkça göstermiştir. Bir iktidar ya da kişi  böyle bir komploya kalkışabilir mi? Evet tarih bize göstermiştir ki halkına yabancılaşmış her iktidar kendi halkına karşı komplolarla ayakta kalabilir. Bizim gibi sürekli krizin olduğu ülkelerin yönetim argümanlarından biridir komplolar.

Darbeler ya da bu tip durumlar her biri özü gereği halka karşıdır. Halka karşı işlenecek suçların meşru zeminidir. Olayların daha gecesi bu durumun halka karşı bir savaşın ilk adımları olduğunu gösterdi. Gazi, Okmeydanı gibi devrimcilerin, Alevilerin, Kürtlerin güçlü olduğu mahallere cihatçı faşist güruhların saldırısı söz konusu oldu.  Bu tip saldırıları daha çok göreceğiz gibi.

AKP iktidarında demokrasinin zerresi yoktur, olamaz da.

Evet öyle veya böyle 15 Temmuz bir darbe girişiminin ve Erdoğan’ın iktidarını güçlendireceği,  halka karşı baskısını artacağı günün adı . Faşizmin daha da artacağı bir dönem geliyor, sol salt darbe karşıtlığı içerisinde ya da AKP karşıtlığından darbeyi savunmaya düşmemelidir. AKP iktidarında demokrasinin zerresi yoktur, olamaz da. Darbe denilen girişimin doğalında demokrasiye karşı olduğu bir hamasettir. Darbeye bel bağlamaksa halka güvensizliktir. Ama bugün darbeyi AKP karşıtı halk savunmakta gibi görünüyor, çünkü halk böyle bir girişimi çözüm olarak görüyor, ona bel bağlıyor.

Solun tavrı ise açıktır: darbeye ve AKP diktatörlüğüne karşı halk iktidarıdır. Fakat bu gün sol hala düzen içi politikalar geliştirmekte, halk ise umutsuz ve yılgın durumdadır. Türkiye’de yaşayanların büyük bir çoğunluğu, ülkeyi terk etmek istiyor artık. Büyük bir kesim bu halktan bir adam olmaz demekte ve umutsuz bir durumdadır. Faşizm umutsuzluktan beslenir. Çünkü umutsuzluk bireycileştirir. Bu durumdan elbette reformist solun da etkisi söz konusudur. Seçimleri o kadar gözlerinde büyüttüler ki 1 Kasım yenilgisi halkta ciddi oranda ‘bu düzen değişmez‘ inancını geliştirdi.

15 Temmuz’un da halkta büyük bir endişeye yol açacağı kuşkusuz, çünkü AKP şimdiden camilerden verdirdiği anonsla, kendi kitlesini sokağa yığmasıyla halkı baskı altına almaya çalışıyor. Daha büyük terör kampanyalarıyla bunu destekleyecek. Demokratik birçok kazanımlar askıya alınacaktır. Bu noktada solun da kendi öz gücüne ve halka güvenip devrim, sosyalizm mücadelesini yükseltmesi gerekir.  Solun iç savaştan korkması değil hazırlıklı olması gerekir.

Göreceğiz ki gelecek günler daha çok şeylere gebe.



Yorum yok

Ekleyin