Darbe-i masal

Hıfzı Süha Ölçer |

Kara kış uykusuna yatan bazı ayı oğlu ayılar derinden derine mışıl mışıl uyur iken; rüyalarında ormanla kaplı memleketi birkaç parçaya bölüp, her bir parçasında kafalarına göre eğleşmek isteyen isyankâr tipleri görerek birden bire uyanıverirler.

OsmanliMinyaturu

Merhaba, ehlen ve sehlen ey canlar ve dahi cânanlar!

Memleketi birden bire esir alan, aç kurtları çayıra salan kara kış, bendeniz gibi yalınayak başı kabak kulları zangır zangır titreterek nihayet ateşler içerisinde yatağa düşürüveriyor. Tabiat ananın beyaz gelinliğe büründüğü bu mevsimde, hafazanallah beyaz kefene sarılmak işten bile değil.

Bu arada, kara kış uykusuna yatan bazı ayı oğlu ayılar derinden derine mışıl mışıl uyur iken; rüyalarında, asırlık ağaçların boy verdiği, ormanla kaplı memleketi birkaç parçaya bölüp, her bir parçasında kafalarına göre eğleşmek isteyen isyankâr, nabekâr tipleri görerek, zıpkın yemiş gibi birden bire uyanıveriyorlar.

Henüz balta girmemiş, medeniyet görmemiş yemyeşil ormanlara sahip bu güzelim memlekette “Aslan da benim kral da benim, bütün işler benden sorulur gayri!” diyerekten kükreyiveren ayıcağızlar, kış uykusuna yattıkları yerden hücuma geçerek, “Hepimiz bir fidanın güller açan dalıyız, bu toprakların birer parçasıyız“ gibisinden çatlak sesler çıkaran haddini bilmezlere postasını kovuvermekte.

Ayıdan post, tekeden süt çıkmayacağını anlamayan, ille de hak-hukuk diye şakıyan bölücü, hain ve dahi oyunbozan yaramazlara oh olsun gayri!

Ecdat yadigârı memlekette tek bir sağlam çivi dahi bırakmayarak yerinden sökmeye çalışan, orman kanunlarına başkaldıran saltanat düşmanları, önlerine geleni devirip tam gaz yol alıveriyorlar. Mübarek şüheda ile aynı kan grubuna sahip aziz vatan evlatları arasında ne huzur kaldı, ne de emniyet, a cancağızlarım!

Hassaten, kanadı kırık bir şekilde uçuşan ve dahi hürriyet aşkıyla ötüşüp durmakta inat eden bazı sivri gagalıları, gagasından tutup kafese tıkmasan, iyice gemi azıya alacaklar.

Çam kokulu ormanların, gürül gürül akan derelerin, ırmakların, tepesi karlı yüce dağların, irili ufaklı çakıl taşlarının bile bir başka asalete ve dahi mukaddesata sahip olduğu bu topraklar üzerinde asırlardır yan yana, sırt sırta, kuyruk kuyruğa verip aynı kaderi paylaşan iki, bilemediniz dört ayaklı hayvanlar âlemi, uzak ve dahi yakın tehlikelere duçar oluvermekte.

Binâenaleyh, enva-i çeşit nebatat ile binbir meşrepteki mahlûkatı bünyesinde barındıran bu cennet vatana göz koyup, nasılsa ileride boy verir diyerekten bereket fışkıran toprağına nifak tohumları eken cümle yaban domuzlarının oyununa gelmemek iktiza eder.

Filhakika, kocaman ormanda tek başına kral kesilen kimi Tarzan kılıklılar, daldan dala atlayıp, kuyruk sokumuna kadar çamura bulanmış dallamaları başına toplayarak, herkesin kuzu kuzu uyuverdiği nizama karşı muntazaman kükreyen aslanları, kaplanları hizaya sokma peşindeler.

Eskisi gibi ne hizaya, ne saza, ne de söze gelen işbu âsi ruhlular, ormanın yerli ahalisi arasında kök salmış millî hedeflere kıçını dönerek gaflet ve dahi hıyanet içerisinde debelenip duruyorlar.

Nitekim, kuyruğunu birbirlerinin boğazına dolayıp, ot yerine et ile beslenen ve dahi geviş getirip istikrar içerisinde yüzenlerin sinirleri iyice gerilmiş bulunuyor. Nice senedir aynı dereden su içip birbirleriyle huzur içerisinde kardeş kardeş geçinen cümle orman ahalisi birbirine düşman kesilerek, haricî ve dâhili fetbazların ekmeğine yağ sürüvermekteler, a cancağızlarım!

Cumhur-u Ormaniye’nin idaresini cebren ve hileyle ayakta tutuvermek isteyen büyük başlı, çatık kaşlı cins öküzler de, yabanın “güç bende!” diye öterek hızla yol alıveren trenini aval aval seyre dalmış bulunuyorlar.

Ormandan öte bağ-bahçe mi var zihniyetiyle her tarafa on kürek dolusu pislik saçıp, söğüt dalına yuva yapma cür’etinde bulunan gözü gönlü doymaz mandalar ile maskaralıkta yüz arpa boyu yol alan şebekler ise, ahalinin sırtından gününü gün eyliyorlar. Dişine kan değen gümüş tasmalı bazı aç kurtlar ile onun bunun artığıyla beslenen çakallar da boş durmuyor, sürüler halinde âleme meydan okuyorlar.

Gelgelelim; yeşilin her tonunu, yemişlerin en lezizini bağrında barındıran bu mübarek diyardan, ya develeri gütmeye razı oluverip, veyahut da başka diyarlara göç eylemek mecburiyetinde kalan biçare koyunlar, olur olmaz yerde meleyerek başına büyük belalar alıvermekte.

Mamafih, ormanın derinliklerinde gizlenen birtakım sırtlanlar, “Aman ormancı, canım ormancı”, “Hey ormanlar ormanlar”, “Orman sana canım feda” gibisinden türküleri ulumasını bilmeyen; üstelik et ile otu, sap ile samanı, çakmak taşı ile kayayı, Hanya’yı ve dahi Konya’yı birbirine karıştıran, ayarı hepten bozuk âsileri tek hamlede parçalayıp, yutuvermekteler.

Aslan postuna bürünmüş ormanlar kralına biat etmeyen, ha bire ileriye doğru zıplamayı marifet belleyenlere, zinhar aman vermeye gelmez gayri!

Kanla, irfanla, bir avuç çalı çırpı ve dahi ekstra ithal ağaç tohumlarıyla temeli atılan koskoca ormanı yakıp yıkarak, yerine her türden ağaç, çiçek, börtü böceğin bulunduğu İrem bağlarına benzer bir bağ-bahçe kurmayı murad edenlerin tepesine “küt!” diye vurup, darbedar etmek gerekir, vesselam… yazisonuikonu



Yorum yok

Ekleyin