Çünkü zaten özgürsün?

|

Özgür olmadığını söyleyenlerin sesine kulak vermek anlamsız gelir. Çünkü zaten özgürsündür. Peki ya iliklerine kadar özgürlüğü tattıran, senden yepyeni bir sen yapan, ama bitince her şeye geri döndüğün o his? Ona nasıl güvenmezsin?

Resim: Fanny Aisha. 2013 bahar aylarından itibaren, yani Gezi'yle aynı dönemde, Kanada'da Elsipogtog bölgesinde bir kaya gazı projesine karşı gerçekleştirilen yerli protestolarına dair. (Resmi tam boyutlu görmek için tıklayın.)

Resim (Fanny Aisha), 2013 bahar aylarından itibaren, Gezi’yle aynı dönemde, Kanada’nın Elsipogtog bölgesindeki kaya gazı projesine karşı gerçekleştirilen yerli protestolarını gösteriyor (tam boyutlu görmek için tıklayın.)

Bazen her gün yürüdüğün yolu değiştirip, daha önce hiç geçmediğin bir sokaktan geçerken, bazen denize doğru taş sektirirken, bazen içip kontrolü nihayet elden bırakabilmek için gereken bütün cesareti topladığında, nasıl olduğunu bilmediğin yepyeni bir hisle bir anda seni sarıp sarmalayan bir ağacın çiçeklerine bakarken, hep yaşamış olduğundan başka bir şehrin sokaklarını yalnız adımlarken ve senin çoğaltabileceğin bir sürü başka anda.

Bir şey hissedersin, bir şey, iliklerine kadar. Hep olmaz, tanımlamakta bile zorlanırsın, bambaşka bir histir o. Saçının telinden, ayakucuna dek bütün hücrelerinde hissedersin. Yepyeni hissedersin, yeniden “bütün” hissedersin; karmakarışık değil, çok sade, tek ve en güzel duygu bu dersin. “İliklerime kadar özgürüm!

Bu kadar eksiksiz, bu kadar tam, bu kadar nadir hissettiğin bir duygudur bu. Katışıksız, gerçek, derin. Ne yazık ki geçici. Çünkü geri döndüğün bir şey var. Geri döndüğün. Her neyse o. Bu anın dışında kalan her şey. “Her şeye” geri dönersin ve o güzelim duygu silinir.

Her şeye geri dönersin, adil olmadığını aslında çok iyi bildiğin “adalet”li düzene, birbirinin aynısı, geceleri de çoğunlukla yasaklı sokaklara, avm’lere tıkılı kalabalığa, keşmekeş trafiğe, sevmediğin işine, katlanamadığın patronuna, zorunlu ilişkilerine, evlilik baskısına, evliysen devam ettirmek gerekliliğine, illa ki anne olma fikrine (ya da baba), niye orada olduğunu bilmediğin okuluna, emekli olmak için zaman saymaya, biraz adil olabilmişsen muhalif olduğun her an gördüğün baskıya, olamamışsan içinde uyanan şüpheleri, sırf o zamana kadar sabitlediğin fikrini ve belki kendini inkar etmek demek olacağı için aklına geldiği an kovmaya, senden daha çok “bi şey” olduğu için seni görmezden gelenlere, senden daha az “bi şey” olduğu için görmezden geldiklerine, gücüne giden her şeye ve yine senin çoğaltabileceğin bir sürü başkasına.

Halbuki tüm bunlarla yaşayıp giderken hep zaten özgür olduğunu düşünmüşsündür. Zaten özgürsün. Zaten. Yine de hep şunlar sana mucizevi, büyülü ya da heyecan ve arzu dolu gelir: Uçmak, gökyüzünde olmak, bir dağın doruğunda olmak, başka bir yerde olmak, başka ilişkiler içinde olmak. Ve yine senin çoğaltabileceğin bir sürü bambaşka şey.

Şimdi şu an özgür olmadığını, bunun için çabalamak gerektiğini, mücadele etmeyi, başka bir yaşamı kurmak, örmek, özgürlüğe ulaşmak, varmak zorunluluğunu seslenenlerin sesine kulak vermek de çoğunlukla anlamsız gelir, beyhude gelir. Çünkü zaten özgürsündür.

Oysa bazen bir melodi için bile “beni alıp başka yerlere götürüyor” dersin. Hiç geri dönmek istemediğin bir yere.

Ama sen zaten özgürsün. Bunun aksini sesiyle, sözüyle, mücadelesiyle anlatanlara kulak vermezsin çoğu zaman. Belki güvenmez, belki güvenmek istemezsin.

Peki ya o hissettiğin? Ona nasıl güvenmezsin? O bir an, küçücük ama hakiki o his. Seni alıp götüren ve iliklerine kadar özgürlüğü tattıran, senden yepyeni bir sen yapan, ama biten, bitince her şeye geri döndüğün o his?

Bütün bir yaşam boyunca kaybetmek istemeyeceğin ama hep bir anda parlayıp sönen, iliklerine kadar özgür olma hissi. Ne güzeldi onu bir anlık da olsa yaşamak. Peki, tersinden o his, sana şimdi özgür olmadığını söylemiyor mu? Anlatmıyor mu aradığının ta kendisi olduğunu? Neden onun peşine düşmüyorsun? Ve bunu hep birlikte yaşıyorsak, düşmüyoruz hep birlikte?

Hep birlikte. Her sokakta, her yerde hep o hisle var olmak. O hissi taşımak, kalıcılaştırmak ya da en azından sadece o anları çoğaltmak. Ondan geriye kalan, hep geri dönmek zorunda olduğun o “her şeye” teslim olmaktansa, sadece özgürlüğe teslim olmak, onu aramak, hep birlikte. Daha kolay bulmak için hep birlikte. Hep aramakla geçecekse bile.

Bundan daha güzel bir yaşama sebebi olabilir miydi hiç? yazisonuikonu



Yorum yok

Ekleyin