Cinnete davet

|

Başta örgütlü kesimler olmak üzere, kendi aralarındaki eleştirileri bir yana bırakıp, sokaklarda bir araya gelip, en geniş kapsamlı Faşizme Karşı Birleşik Cephe tarzında bir birleşik mücadeleyi örgütlemenin zamanıdır. Bugün değilse ne zaman?

HDP Genel Merkez binasında dün gece yakılan bölüm

HDP Genel Merkez binasında dün gece yakılan bölüm

90’lara mı dönüyoruz derken şimdi 70’lere mi dönüyoruz?

90’larda fail-i meçhulleri, gözaltında kayıpları, “yasal katliamları”, hapishaneleriyle azgın bir devlet terörü vardı

70’lerde ise bunun yerine ağırlıkla MHP’nin komando kamplarında eğitilmiş sivil faşistlerin kullanıldığı cinayetler, provokatif saldırılar ve katliamlar.

“Sokaklarda ellerinde Türk bayrakları, Atatürk posterleri olan güruh çevreye saldırarak ilerliyordu”

Bu cümle, 6-7 Eylül 1955’te katliam, yağma, tecavüz ve sonunda zorunlu göçle sonuçlanan gayri-müslim halka dönük saldırıları anlatıyor. Organize edenlerden biri 36 yıl sonra “muhteşem bir örgütlenmeydi. Amacına da ulaştı.”” diye bahsetmiş, bu da bu saldırının, öyle basında yansıtıldığı gibi öfkeli halkın kendiliğinden sokağa çıkmasıyla gelişen bir olay değil de bizzat iktidar tarafından örgütlenmiş, merkezi ve organize bir saldırı olduğunun en önemli kanıtlarından biri olmuştur.

Tam 60 yıl sonra 6-7 Eylül 2015 tarihlerinden itibaren yine sokaklarda ellerinde Türk bayraklarıyla dolaşan, gördükleri Kürtlere veya yasal bir parti olan, seçimlerde altı milyondan fazla insanın oy verdiği HDP’nin binalarına saldıran, kıran, döken, yakan insanlar görmeye başladık.

Nedir bu? Ne oluyor?

“Askerlerin ölmesine tepki gösterip kendiliğinden sokağa çıkan öfkeli kalabalıklar” mı bunlar gerçekten?

6-7 Eylül 1955’te sokağa çıkan saldırganlar da kendiliğinden çıkmıştı zaten.

1978’te Maraş’ta katliam yapanlar da kendiliğinden çıkmıştı değil mi?

1993’te Sivas’ta insanları yakanlar da kendiliğinden yapmıştı bunu.

Hepsinde aynı yalan söylendi: “Kendiliğinden sokağa çıkan, tepkisini gösteren öfkeli kalabalık.”

Bunun böyle olmadığını, yine kontgerilla devleti tarafından örgütlenen merkezi ve organize bir harekat yürütüldüğünü görmek için illa organize edenlerden bir “devlet büyüğünün” 36 yıl sonra çıkıp itiraf etmesini mi bekleyeceğiz?

İşte TSK’nin Yarbay kademesindeki biri bile, kardeşinin ölümüyle ilgili Kürtleri veya HDP’yi suçlamıyor. Doğrudan devlete yönelip “katil kim?” diye soruyor. Son bir ay içindeki çoğu asker cenazesinde de benzer tepkiler görüyoruz, “vatan sağolmasın, oğlum sağolsun” diyen anneler, babalar görüyoruz. Kardeşi ölenler, oğlu ölenler, evine ateş düşenler bile böyle derken sokağa çıkıp gördüğü Kürtlere saldıracak, gidip bir parti binasını yakacak kadar “şehit duyarlılığı” olduğunu söyleyenler yalan söylüyor. “Vatan sağolsun” devri bitmiştir artık. Kimse kendini kandırmasın. Yüz binlerce kişinin borç parayla “bedelli askerlik” için başvurduğu, imkanı olsa bir o kadar kişinin daha başvuracağı bir ülkedeyiz.

31-mayıs-2013-taksim-gezi-parkı-direnişi_4566836 Eylül gecesi eş zamanlı olarak başlayan bu sivil faşist saldırılarla eski bir kontgerilla taktiği yeniden karşımıza çıkıyor: Böl – parçala – yönet!

Eski ama karşısında aktif bir mücadele yürütülmediğinde her zaman tutan bir taktik bu. Gezi‘de bozkurt işaretiyle zafer işaretini bile yan yana getiren iktidara karşı birlikte mücadele ruhunu, izi kalmayacak şekilde silmeye çalışıyorlar zaten kaç zamandır.

Bu taktik doğrultusunda yıllardır Alevi –Sünni, Kürt – Türk, Laik – İslamcı ayrımlarını kutuplaştırma ve bu kesimleri birbirine düşman belletme yönünde politikalar uyguladılar. Demagoji, yalan, dezenformasyon eşliğinde provokasyonlar, katliamlar yaptılar.

Yukarıda suyun başını tutanlar, kendi aralarında kaymağın iyi tarafını alma kavgasını yaparken, aşağıda yoksul mahallelerin çocuklarına birbirlerini vurdururlar. Kürt ya da Türk… Alevi veya Sünni… Farketmez onlar için…

Peki ne yapmak gerekiyor?

Bulduğumuz en güvenli limana çekilip izleyecek miyiz?

Bu saldırılara bahane diye gösterilen “tepkiyi” haklı bulup, PKK’ya silah bırakma çağrısı mı yapacağız?

6-7 Eylül 1955’teki saldırıların “başarıya” ulaşmasının, katliam, tecavüzler ve büyük bir zorunlu göçle sonuçlanmasını tek şey engelleyebilirdi: örgütlü mücadele. Saldırıya uğrayan gayri-müslim halkın herhangi bir saldırıda sokaklara barikatlar kurup kendini, sokağını, mahallesini savunacak mahalle örgütlenmeleri olsaydı, bu operasyon boşa çıkarılabilirdi.

Bugün de yapılacak şey bu.

Başta örgütlü kesimler olmak üzere, kendi aralarındaki eleştirileri bir yana bırakıp, sokaklarda bir araya gelip, en geniş kapsamlı Faşizme Karşı Birleşik Cephe tarzında bir birleşik mücadeleyi örgütlemenin zamanıdır. Bugün değilse ne zaman?

Cinnete davet eden bu saldırı ve katliam günlerini, devrime davete çevirmek zorundayız ve bunun için birleşmekten başka şansımız yok.yazisonuikonu



Yorum yok

Ekleyin