Cımbızlansın coğrafyanın bütün tepkileri…

Barış Dağlı |

Türkiye tarihinde ilk kez sağcı bir lider halkı savaşa ikna edemiyor. Seçim de olmayacak. Ve bu yeni rejimin sonu ölen bir askerin yakınının ellerinden olacak

alkan

7 Haziran’ın yarattığı “sözde” umut iklimi yerini kısa sürede savaş ortamına bıraktı. 7 Haziran seçimine yüklenen anlamsız umudu bir kenara bırakırsak bugün coğrafya yeniden “çözüm”süzlüğün adresi olmuş durumda. Gezi’de yitirdiklerimizin hesabını sandıkta sorma gafleti Suruç’ta tokat gibi çarptı suratımıza. Öldük… Öldürüldük… Yine…

Berkin’den Suruç’a tarih bir kez daha bir şafak vakti bahtiyar olabilmenin adresinin sandık olmadığını gösterdi bizlere. Dostlar bir bir düşerken bizler seçim zaferi ile halaya durduk. Ama bu halay o büyük günün görkeminde duracağımız halay değilmiş. Yanıldık…

Bugünlerde yükselen tepkiyi (küçümsemeyip) cımbızlayarak kitleye anlatmayı en azından bir kez deneyelim. En düşük ihtimalle sadece kafalarında büyük soru işareti taşıyan ailelerimizi örgütleriz.
Sandığı kutsamamızın üstünden haftalar, aylar geçti. Koalisyon tartışmaları ile geçen haber bültenleri yerini yeniden savaşa bıraktı. Birçoğumuzun bittiğini düşündüğü, çok azımızın “faşizm ile ‘barış’ olmaz ki bitsin” dediği savaş, yeniden kan damlatmaya başladı kan gölüne dönmüş coğrafyamıza.

30 yıldır süren savaşta değişen bir şey olmamıştı. Haber bültenlerinde sadece asker cenazeleri ve siyasilerin şehit güzellemeleri vardı. Sonra birden bire tepkiler yükselmeye başladı asker cenazelerinden. Önce asker oğlunu kaybeden bir ana haykırdı: “Vatan bölünsün!”

Sonra bakanlar yuhalandı. Saray eşrafının oğullarının neden askere gitmediği ve dolayısı ile neden ölenlerin sadece halk çocukları olduğu yüksek sesle sorgulanır oldu. Bakanlar yuhalanıp kovalandıkça ve onlar bakakaldıkça saklandıkları kamu binalarından, zorunlu askerliğini yapmakta olan fakir halk çocuklarının tabutları gelmeye devam etti.

Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu'nu protesto eden Mehmet Şenol

Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nu protesto eden Mehmet Şenol

Saray medyası tarafından Bursa’da Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu‘nu protesto eden Mehmet Şenol DHKP/C‘li, Recep Beycur’un cenaze töreninde ise “kardeşi kardeşe öldürtüyorlar” diyerek tepkisini ve acısını dillendiren kuzen Ömer Bulur PKK’li ilan edildi. Özetle, yıllardır süren savaşta değişen bir şey yoktu.

Ve en son Şırnak‘ta çatışmada yaşamını yitiren Yüzbaşı Ali Alkan‘ın cenaze töreninde AKP İl Başkanı Hamza Tor, AKP Osmaniye milletvekilleri Suat Önal ve Mücahit Durmuşoğlu‘na asker yakınları tepki gösterdi.  Ali Alkan’ın Jandarma Yarbay ağabeyi Mehmet Alkan tepkisini;

Buranın vatan evladı, 32 yaşında, daha vatanına, sevdiklerine doymadı, dünyaya doymadı, bunun katili kim? Bunun sebebi kim? Şu güne kadar “çözüm” diyenler neden şimdi “sonuna kadar savaş” diyor. Sırça saraylarda 30 tane korumayla gezip zırhlı arabalara binip de şehit olmak istiyorum diye bir şey yok!

diyerek gösterirken asker cenazelerinden yükselen tepkileri “bunlar barış isteği değil” diye küçümseyen yeni bir “muhalif” türü ortaya çıkmakta gecikmedi.

Demek bu tepkiler “barış isteği” değil. Hadi ya! Bir akıllı sizlersiniz zaten. Bizler o kadar aptalız ki tepkileri salt barış isteği olarak yorumluyorduk. Sayenizde öğrendik! Siyaset dediğin biraz da tepkileri cımbızlayıp kitleyi örgütlemektir pek sevgili köşe yazarlığına oynayan analist dostlar. Birçok tepkinin altında elbette “neden daha fazla ‘terörist’ öldürmüyorsunuz?” yatmakta. Ama bizim işimiz tepkiye yön vermek değil mi? Tepki akıp da yolunu bulmaz mı? Peki, bu yolu kim yapar? Bu yolu da yapamayacaksak ‘muhalif’ olmak neye yarar? Bu gözler savcı güzellemesi yapan birçok ‘muhalif’ görmüşken tepkileri cımbızlayıp kitleyi örgütlemekten mi gocunacağız bu coğrafyanın muhalifleri olarak?

Saf bir devrim bekleyişi değil elbette bu. Hatta devrimci bir çözüm önerisi hiç değil. Zaten bundandır bu satırlarda Leninist bir örgütlenmenin akademik izdüşümünün bulunmayışı. Bütün mesele dostum Barış Yıldırım’ın da Twitter üzerinden belirttiği gibi  “daha fazla ‘terörist’ öldürmenin” kendileri için bile daha fazla evlat acısı anlamına geldiğini gösterebilmektir.

Duran Kalkan’ın da son açıklamasında belirttiği gibi bu savaşı durdurmak için Türkiye’nin bütün demokrasi güçleri birleşecekse bize bir yol gerekmez mi? Bu sorunun cevabı  Gezi’de yatmıyor mu? Hani şu üç ağacı cımbızlayarak direndiğimiz Gezi…

Dün Berkin’in bilyesini cımbızlayarak Berkin’in annesini yuhalatanlar Mersin’de yaz kampında 14, 15 ve 17 yaşlarındaki 3 çocuğu tutukladı. Delil olarak cımbızlananlar bu sefer bere, kitap ve ayraçtı. Bu yazıda anlatılmak istenilen “cımbızlama” ne bir bilyenin düşmanın diline düşmesi kadar ahlaksız ne de bir ayracın delil olması kadar çarpıtmadır.

Düşenlerin emrini, düşenler için düşmeyi göze alanların izini bugünlerde yükselen tepkiyi cımbızlayarak kitleye anlatmayı en azından bir kez deneyelim. En düşük ihtimalle sadece kafalarında büyük soru işareti taşıyan ailelerimizi örgütleriz. İnanın bana bu bile başlı başına devrimci bir sonuç olacaktır.

Son olarak, “Barış” umurumda değil. Hatta “barış”ın an itibari ile imkânsız olduğunu düşünüyorum. Ama en azından daha fazla yüreğe ateş düşmemesi için bu tepkiyi örgütleme fırsatını yok saymamak gerek. Bu örgütleme durumu bizi ileriye taşıyacak ve belki de dünyanın en ironik sonunu görmemizi sağlayacak.

Türkiye tarihinde ilk kez sağcı bir lider halkı savaşa ikna edemiyor. Seçim de olmayacak. Ve bu yeni rejimin sonu ölen bir askerin yakınının ellerinden olacak. Cımbızlansın coğrafyanın bütün tepkileri, yol olur…yazisonuikonu

@BarisDagli

“Vatan Sağolsun” devri bitmiştir



Yorum yok

Ekleyin