CIA’nin sol edebiyat dergileri

Patrick Iber |

Soğuk Savaş sadece fırlatılmayan füzeler, uzaya giden araçlar, kaba bir anti-komünizmle değil sol görünümlü dergiler aracılığıyla da sürdürüldü.

 

1

Gezite’nin Notu: Okuyacağınız yazı daha önceden The Awl adlı internet sitesinde yayımlandı. Yazı Patrick Iber tarafından yazıldı, çevirisini ise değerli dostumuz Ekrem Ekici yaptı. Yazının özellikle son yıllarda sıkça karşılaştığımız “Aaaa bak çok güzel yazı ama bize de biraz vurmuş” gibi cümlelerle başlayan diyaloglar açısından önemli olduğunu düşünüyoruz.  Yazının orijinal başlığı çok uzun olduğu için yeni bir başlıklandırmayla siteye koyduk. Yine de orijinal başlığı okuma sırasında göreceksiniz. Hepinize iyi okumalar dileriz.

Soğuk Savaş Döneminde CIA Tarafından Fonlanan Sosyalist Görünümlü Edebiyat Dergileri

Mayıs 1967’de Tom Braden adlı eski bir CIA çalışanı, Saturday Evening Post‘ta “Ne mutlu ki CIA ‘ahlaksız’ [bir yapı]” başlıklı bir itiraf yayınladı. Bu yazıda Braden, gazetecilerin birkaç yıldan bu yana keşfetmeye başladıkları bir gerçeği teyit ediyordu: CIA, Sovyet yanlısı paralel örgütlerin çalışmalarına karşı koymak adına, aralarında Ulusal Öğrenci Birliği’nin de (National Student Association) bulunduğu çok sayıda “sivil toplum” örgütü ile birlikte, çok sayıda Avrupalı sosyalist topluluğu (unions) finanse etmekteydi. Braden, “1950’lerde Avrupa’nın büyük bölümünde sosyalistler, kendine solcu diyen insanlar – tam da Amerikalılar’ın komünistlerden farksız olduğunu düşündüğü kesimler – Komünizmle mücadele eden yegane gruplardı,” diyordu.

 Soğuk Savaş döneminde, özgür toplumlarda grupların devletten bağımsız olarak kendilerini örgütleyebileceklerine işaret edilerek, “totaliter toplumlar” ile “özgür toplumlar” arasında ayrım yapmak çok yaygındı.

CIA’in anti-komünist sanatçıların ve entelektüellerin çalışmalarını örgütleme çabalarının merkezinde Kültürel Özgürlükler Meclisi (Congress for Cultural Freedom – CCF) yer alıyordu. 1950’de kurulan ve merkezi Paris’te bulunan CCF, anti-totaliteryanizm başlığı altında önde gelen düşünürleri bir araya toplamıştı. CCF üyelerinin çoğu, anti-komünist varyanttaki sosyalistlerden ve liberallerden müteşekkildi; bu da, CIA’e anti-komünist fikirlerin dile getirilmesi görevinin sadece gericilere bırakılmaması için bir fırsat sunmuştu. CIA personeli yönetici kadrosunun en tepelerine kadar sızmış olan CCF seminerler, konferanslar, konserler düzenleyip, sanat galerileri açıyordu. Örneğin, örgüt, Amerikan kültürünün inceliğinden / kapsamlılığından (sophistication), dolayısıyla çift kutuplu Soğuk Savaş dünyasındaki önderlik kapasitesinden kuşkulu Avrupalılar’ı ikna etme çabalarının bir parçası olarak, 1952’de Boston Senfoni Orkestrası‘nı Avrupa’ya getirmişti. CCF, ücretsiz dağıtmak üzere binlerce kopya satın almak suretiyle, aralarında Milovan Djilas‘ın Yeni Sınıf‘ının da bulunduğu, dönemin çok sayıda anti-komünist klasiğinin yayınlanmasına destek oldu. Fakat örgütün en etkileyici başarısı, kapsamlı bir edebi ve siyasi dergiler yığınağı oluşturmak olmuştur. CCF’in amiral gemisi dergisi Londra merkezli Encounter (Karşılaşma) olsa da, Fransa’da Preuves, İtalya’da Tempo Presente, Avusturya’da Forum, Avustralya’da Quadrant, Japonya’da Jiyu ve Latin Amerika’da Mundo Nuevo gibi çok sayıda dergi yayınlıyordu.

CCF vasıtasıyla CIA, Soğuk Savaş döneminde entelektüel yaşamda etkin bir oyuncu olmuş, Amerika Birleşik Devletleri’nin elinde bir Kültür Bakanlığına en yakın şey haline gelmişti. Bu yapı, ardında karmaşık bir miras bıraktı. Soğuk Savaş döneminde, özgür toplumlarda grupların devletten bağımsız olarak kendilerini örgütleyebileceklerine işaret edilerek, “totaliter toplumlar” ile “özgür toplumlar” arasında ayrım yapmak çok yaygındı. Fakat bu argümanı savunan – sol görünümlü yayınlar da dahil – çoğu grup, kısmen de olsa, el altından devlet iktidarının araçlarını destekliyordu. CIA’in kültürel çalışmaları olmasaydı sanatın ve sanatçıların daha “devrimci” olup olmayacağı tartışmalı bir soru olsa da, CIA’in bu risk almak istememiş olması açıktır. Ki bu yayınlar da iktidar ile öz-çıkar kesişiminin ardında bıraktığı kasvetin ortasında belli belirsiz parıltılar saçarak yaşamlarına devam ettiler. Bu yayınların, kalite, etki ve CIA dahlinin düzeyinin donuk ve gelişigüzel bir kombinasyonuyla sıralanmış yedi tanesini aşağıda görebilirsiniz.

CIA’in kültürel çalışmaları olmasaydı sanatın ve sanatçıların daha “devrimci” olup olmayacağı tartışmalı bir soru olsa da, CIA’in bu risk almak istememiş olması açıktır.

7- The New Leader (Yeni Önder)

2-new-leader

1920’lerde Amerikan sosyalizminin sesi olmak amacıyla kurulan The New Leader, Soğuk Savaş‘ın başlaması ile birlikte bütünüyle Sovyetler Birliği’nin totaliter ve emperyalist karakterli olduğu iddiasını kabul ettirmeye odaklandı. The New Leader‘ın en parlak dönemi olan kırklı ve ellili yıllardaki genel yayın yönetmeni Sol Levitas‘tı. Derginin CIA ile ilişkisi her zaman pürüzsüz değildi. Öyle ki CIA, Levitas’ın azılı, fazla katı ve “muhafazakar” bir anti-komünist çizgide olduğunu düşünüyordu. CIA, Avrupa soluna hitap edecek daha ılımlı ve “sofistike” bir ses isterken, The New Leader, sürekli olarak Sovyet toplumunun totaliter bir doğaya sahip olduğu ve Komünizm fikrinin her yerde Kremlin’in kontrolü altında olduğu savının çığırtkanlığını yapıyordu. Bu sert tondaki anti-komünizmine karşın, The New Leader Amerikan politikası bağlamında ilerici bir hatta sahipti; dergi, Martin Luther King, Jr.’ın Birmingham Hapishanesinden Mektup‘unu yayınlayan ilk mecralardan biriydi.

3-dermonat

6- Der Monat (Ay)

Almanca yayın yayın yapan Der Monat (“Ay”, “Aylık”, “Bu Ay”) dergisi 1948 yılında New Yorklu Melvin Lasky tarafından kurulmuştu; Lasky bu dergi vasıtasıyla, heveslisi olduğu “kültürel özgürlük” politikasını hayata geçirmek amacındaydı. Lasky, derginin kuruluşundan bir yıl önceki Birinci Alman Yazarlar Kongresi sırasında, Rusya’da yazarların baskı ve zulüm gördüğünü iddia ederek büyük bir tartışma çıkarmıştı. Lasky’e göre, sürekli olarak gizli polis faaliyetlerinden endişe eden Rus yazarlara Batılıların sempati göstermesi gerektiğini, değişen parti doktrininin bu yazarları bir gecede “yozlaşmış karşı devrimci gericilik enstrümanları” olarak yaftalayabileceğini savunuyordu. İlk olarak savaş sonrası bölünmüş Almanya’daki Amerikan askeri hükümetinin otoritesi altında yayınlanmaya başlayan bu dergi, zaman içerisinde Kültürel Özgürlükler Meclisi’nin dergileri için önemli bir örnek haline gelmiş ve bu dergiler ağına dahil edilmişti. Birçokları Lasky’nin bir CIA ajanı olduğundan şüphelenmiş olsa da, kendisi bu iddiaları yaşamının sonuna kadar reddetti.

Der Monat, Theodor Adorno, Arthur Koestler, Hannah Arendt, Heinrich Böll ve Thomas Mann gibi önemli entelektüellerin çalışmalarını da yayınlamıştı.

4-kenyonrewiew

5- Kenyon Review

Amerikan tarihinin muhtemelen en seçkin edebiyat dergisi olan The Kenyon Review 1939’da John Crowe Ransom tarafından kurulmuştu. Kültürel Özgürlükler Meclisi’ni yöneten entelektüeller ve CIA çalışanları, çok sevdikleri Ransom’ı ve Ransom’ın entelektüel ağını Meclis için çalışabilecek gelecek vaad eden öğrencileri ve edebiyatseveleri bulmak için kullandılar. Hatta Ransom’ın “Yeni Eleştiri” tekniği dahi, Soğuk Savaş dönemi için dört dörtlük bir muhafazakar analiz tarzı olarak görülmüştü: edebi çalışmaların toplumsal ve siyasal bağlamının incelenmesinden kaçınan bu yöntem, zaman zaman ancak dikkatli bir okumalarla gizli planları ve anlamları gün yüzüne çıkarabilen casusluk faaliyetleri ile karşılaştırılmıştı.

Kenyon Review‘in güçlü yazar kadrosunda Robert Lowell, T.S. Eliot, Flannery O’Connor, Thomas Pynchon, Nadine Gordimer, Randall Jarrell ve Joyce Carol Oates gibi usta isimler bulunuyordu. Aralarında Hudson Review, the Sewannee Review, Poetry, Daedalus, Partisan Review, The Journal of the History of Ideas gibi yayınların da bulunduğu diğer örnekler gibi, Kenyon Review’in de yüzlerce, hatta binlerce kopyası Amerika Birleşik Devletleri dışında dağıtılmak üzere Kültürel Özgürlükler Meclisi tarafından toplu halde satın alınıyor, zaman zaman da doğrudan fonlanıyordu. Bu, küçük bir dergi için son derece önemli bir destekti; Kenyon Review, CIA’den aldığı desteğin ifşa olup, kesilmesinden birkaç yıl sonra, 1969’da yaklaşık on yıllığına kapanacak, Daha önce CIA bünyesine dahil edilen Robie Macauley, Kenyon Review‘in genel yayın yönetmenliği görevini Ransom’dan devralacaktı.

5-parisrewiew

4- Paris Review

Bu listede yer alan yayınlar arasında CIA ile en zayıf bağlantıya sahip olan dergi belki de Paris Review‘di. Kenyon Review gibi, Paris Review de yirminci yüzyılın en seçkin edebiyat dergilerinden biriydi. Editörlüğünü George Plimpton’ın yaptığı dergide Italo Calvino, Samuel Beckett, Philip Roth, V.S. Naipaul, Jack Kerouac, Donald Barthelme, Jeffrey Eugenides ve Jonathan Franzen gibi isimlerin çalışmaları yayınlanmıştı. Paris Review‘in kurucularından Peter Matthiessen CIA tarafından eğitilmişti ve dergiyi kısmen paravan olarak kullanıyordu. Fakat Mathiessen, CIA ile bağlantısının derginin yayınlandığı dönemde sona erdiğini ve Paris Review‘in Kültürel Özgürlükler Meclisi ile kesinlikle bir bağlantısının bulunmadığını iddia etmiştir. Ancak Joel Whitney, 2012 yılında Salon‘da yayınlanan bir makalesi için Paris Review‘in arşivlerini incelemiş ve derginin CCF, dolayısıyla da CIA ile bilinenden daha derin ilişkileri olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bu ilişkinin kaçınılmaz bazı tarafları söz konusuydu: CIA ve dergi Paris çevresini paylaşıyordu ve ortak çıkarlara sahipti. Ayrıca kayıtlara göre, Paris Review bazı makalelerin yeniden baskılarını CCF ile bağlantılı dergilere satarak ciddi bir maddi kazanç elde etmekteydi. Fakat yine bu tür bir ilişki, Der Monat ya da Encounter gibi dergilerin yönetimindeki CCF dahlinden oldukça uzaktır; ancak bunun, röportaj dizileri için yazar seçimlerini etkilediğine yönelik dolaylı kanıtlar da mevcuttur. Paris Review örneği bir biçimde, “apolitik” entelektüel edebiyat dergilerinin CIA ile bir tür etkileşimin içine girmeden Soğuk Savaş dönemini atlatmalarının ne kadar zor olduğunu göstermektedir.

6-partisanrewiew

3- Partisan Review

Birkaç yıl süren kısa bir dönemde Partisan Review en seçkin edebiyat dergilerinden biri olmuştu. Özellikle ressam George Morris tarafından fonlandığı otuzlu yılların sonu ile kırklı yılların başları arasındaki dönemde, kültürel modernizmi siyasal anti-Stalinizm ile birleştirmekle ilgilenen “Troçkist edebiyatçılar” adlı avangart grup dergiyi kontrol etmekteydi. Delmore Schwartz’ın “Sorumluluklar Hayallerde Başlar” adlı ünlü kısa hikayesi 1937 yılında ilk olarak bu dergide yayınlanmıştı ve bu hikayenin yayınlandığı sayıda Wallace Stevens, Edmund Wilson, James T. Farrell, Pablo Picasso, James Agee, Mary McCarthy ve Dwight MacDonald gibi dev isimlerin çalışmaları yayınlanmıştı. George Orwell da dergiye düzenli katkılarda bulunan isimlerden biriydi. Partisan Review, aralarında Clement Greenberg’in “Avangart ve Kiç” ve Susan Sontag’ın “’Camp’ Üzerine Notlar” başlıklı yazılarının da bulunduğu klasik eleştiri makalelerini yayınlayan ilk mecra olmuştu. Diğer birçokları gibi bu dergi de kendi yayın tarihinde basamakları hızla tırmanmıştı. 1950’li yıllarda CIA desteği almaya başlayınca başlangıçta enerjisinin bir kısmını yitirmiş ve – 2003 yılına kadar “küçük bir dergi” olarak yayın hayatını sürdürse de – yayın politikası gitgide “neo-muhafazakar” bir çizgiye evrilmişti. (Boston Üniversitesi Partisan Review‘in tüm sayılarını çevrimiçi erişime açmıştır.)

7-encounter

2- Encounter (Karşılaşma)

Londra merkezli Encounter, Kültürel Özgürlükler Meclisi’nin yayın programının baş tacı olarak gösteriliyordu. 1953 yılında kurulan derginin editörlüğünü başlangıçta Irwing Kristol yapıyordu, daha sonra ise derginin edebiyat sayfalarının küratörlüğünü şair Stephen Spender yaparken, yayın yönetmenliği görevini Melvin Lasky devralmıştı. Encounter düzenli olarak, aralarında Isaiah Berlin, Mary McCarthy, Hugh Trevor-Roper, W.H. Auden, Daniel Bell, Arthur Schlesinger, Jr., Bertrand Russel, Stuart Hampshire ve John Kenneth Galbraith bulunduğu İngiliz ve Amerikalı yazarların çalışmalarını yayınladı. Dergi sıklıkla İngiliz entelektüel çevrelerini sosyalizmden uzaklaştırıp, “Atlantik” karakterli bir ABD taraftarı çizgiye sürükleme çabalarıyla anılmıştı. Edward Shils “İdeolojinin Sonu” başlıklı makalesinde fikirlerini bu derginin sayfalarında ifade etmişti; C.P. Snow doğa bilimleri ve beşeri bilimler olarak “iki kültür” üzerine makalesini yine bu dergide yayınlamıştı; Nancy Mitford’un İngiliz toplumsal sınıfları arasındaki telafuz farklılıklarını konu alan “İngiliz Aristokrasisi” başlıklı klasik makalesi de Encounter tarafından yayınlanmıştı. Dergi ayrıca İngiliz okurların Jorge Luis Borges gibi yazarlarla ve Leszlek Kolakowski’nin bilgiç ve nüktedan anti-komünizmi ile tanışmasına aracılık etmişti (bkz. “Nasıl Muhafazakar-Liberal Sosyalist Olunur?” – Kolakowski’nin derginin ideolojisini yayma amacıyla kullanılan “Hiçbir Zaman Var Olmayacak Kudretli Enternasyonal”i tarif ettiği yazısı). Encounter‘ın gücü altmışlı yılların sonundaki CIA skandallarından sağ salim kurtulmasına ve doksanlı yılların başlarına kadar kendi başına yayın hayatına devam edebilmesine yetecek kadar büyüktü. Encounter‘ın tüm sayıları çevrimiçi erişime açıktır.

8-nuevomundo

1- Mundo Nuevo (Yeni Dünya)

Kültürel Özgürlükler Meclisi’nin yayın programları Avrupa ile sınırlı değildi. Örgüt, altmışlı yılların ortalarında Latin Amerika operasyonunun yönünü bölgenin nispeten önemsiz Sovyet taraftarı Komünist partilerle verimsiz mücadeleden, Fidel Castro Kübası’nın cazibesini baltalamaya çevirmeye çalışıyordu. CCF 1965 yılında Cuadernos adlı bir dergiyi kapatıp, bir yıl sonra, daha sol yazarlara hitap eden Mundo Nuevo‘yu yayın hayatına başlattı. Derginin ilk genel yayın yönetmeni Uruguaylı Emir Rodriguez Monegal, Kültürel Soğuk Savaş’ta bir barış olanağı yaratma ve Küba’da sanat ve siyaset konusunda dürüst bir diyalog ortamı oluşturma iddiasındaydı.

Kültürel Özgürlükler Meclisi ile ilişkili diğer dergiler gibi, Mundo Nuevo da Latin Amerika ve Vietnam’daki ABD politikalarını eleştiren makaleler yayınladı. Amerikan Hükümeti’nin bakış açısından, derginin faydası devrimci toplumsal dönüşüm mekanizmasının bir parçası olmaktan çok, bağımsız iktidar eleştirmeni olarak sanatçının sorumluluğunun savunusunda yatıyordu. Kübalı entelektüeller derginin CCF ile bağlantısını fark ettiler ve derginin çalışmalarına katılmayı reddettiler; buna karşın derginin ilk sayıları sıradışı bir başarıya ulaştı. Henüz birkaç yıl öncesinde Nobel Ödülü’nü almasını engellemek adına bir CCF kampanyasının hedefi olmuş olan komünist şair Pablo Neruda dergiye birkaç şiir ile katkıda bulunmuştu. Dergide Carlos Fuentes ve Jorge Luis Borges ile röportajların yanında, José Donoso ve Guillermo Cabrera Infante’nin Latin Amerika mektuplarının “patlama” yapmasına temel oluşturan kurgu hikayeler de yer almıştı. Ancak en şaşırtıcısı, dergide Gabriel García Márquez’in Yüz Yıllık Yalnızlık adlı ünlü romanından erken dönem bir parçanın yayınlanmış olmasıydı. Daha sonra Fidel Castro’yla olan dostluğuyla da ünlenen García Márquez, kısa süre sonra derginin CIA ile bağlantısının ortaya çıkması üzerine bu katkısından üzüntü duydu. Ancak José Donoso, Latina Amerika’da edebiyatın patlama dönemi üzerine hatıralarında Mundo Nuevo‘nun “dönemin Latin Amerikan edebiyatının sesi” olduğunu ve dünya edebiyatındaki önemli bir fenomenin merkezinde yer aldığını yazmıştır. yazisonuikonu

Kapak fotoğrafları için: Open Culture, Columbia University Libraries, Bibliopolis, Dan Shepelavey, Tim Rich, Mercado Libre



Yorum yok

Ekleyin