#CharlieHebdo, #AylanKurdi ve Bağzı Müslümanlar

Ümit Ağgül |

Dergi bu kadar açık ve net bir şekilde eleştirilerini dile getirirken, bağzı Müslümanların dergiyi ısrarla suçlayıp, gözden düşürmeye çalışmaları kabul edilemezdir.

Çizim: Carlos Latuff

Çizim: Carlos Latuff

Hatırlanacağı gibi 7 Ocak 2015 tarihinde Paris’te, sert politik eleştirileriyle bilinen Charlie Hebdo dergisine silahlı bir saldırı düzenlenmiş ve 10 dergi çizeri ile iki polis memuru öldürülmüştü. Bir kara mizah dergisinin uğradığı bu vahşi saldırı karşısında ise kendini Müslüman olarak tanımlayan çoğu insan sessiz kalmış ve İslam adına böyle bir katliamın gerçekleştirilmesine ciddi herhangi bir tepki gösterilmemişti. Hatta El Kaide’nin propagandası etkisi nedeniyle, derginin sayfalarında İslam dininin ve peygamberinin küçük düşürüldüğü, aşağılandığı ve Müslümanlarla dalga geçildiği savunulmuş ve bu saldırı dini duyarlılık gerekçesiyle bir nevi meşrulaştırılmaya çalışılmıştı.

Bu katliam tüm dünyada büyük bir yankı uyandırmış ve düşünce, ifade ve basın özgürlüğüne yönelik bu tür bir saldırıyı protesto eden kitlesel yürüyüşler düzenlenmişti. Mitinglere yoğun katılımın yarattığı etki ve basınç, emperyalist ülkelerin liderlerinin ve yardakçılarının da “Avrupa’nın demokratik değerlerini savunma” adı altında bu yürüyüşlere dâhil olmasına yol açmıştı. Hatta Ahmet Davutoğlu’nun yürüyüş kortejinde ön sıralara geçme çabası hâlâ hafızalardadır!

Davutoğlu Charlie Hebdo yürüyüşünde

Davutoğlu Charlie Hebdo yürüyüşünde

Bu protestolardan kimi yabancı düşmanı ve ırkçı siyasetçiler de hiç şüphesiz çıkar sağladı. Ortaya çıkan sinerjiden yararlanmak için nefret ettikleri Charlie Hebdo’ya sahip çıkma bahanesiyle İslamofobia’nın güçlenmesi için yoğun bir şekilde çabaladılar. Sonrasındaysa, Charlie Hebdo’nun hicivleri nedeniyle uğradığı saldırı hakkında birçok tartışma yapılmış ve aradan belli bir süre geçtikten sonra bu konu gündemden yavaş yavaş düşmüştü.

Bir sürelik sessizlikten sonra Charlie Hebdo, Eylül sayısı nedeniyle tekrar gündeme geldi. Derginin içeriği, bağzı Müslümanlarca yine tartışma konusu yapıldı. Tartışma diyorum ama aslında bu tartışmalarda, dergiye yöneltilen çeşitli eleştirilerden ziyade, suçlayıcı bir dilin hâkim olduğunu söylemek daha doğru olacaktır. Bu kez tartışılan konu ise, Suriye’den Avrupa’ya gitmeye çalışan mültecilerin ve Aylan Kürdi’nin derginin sayfalarında, sırf Müslüman oldukları için dalga geçildiği yönünde. Kısacası Charlie Hebdo ırkçı ve yabancı düşmanı olmakla suçlandı, hatta derginin küçük bir çocuğun trajik ölümünü mizah konusu yapabilecek kadar ahlaki değerlerden yoksun olduğu söylendi.

Tam da bu konu hakkında İştiraki Dergisi’nin internet sayfasında iki yazı yer alıyor. Türkçe çevirisi yapılan bu yazıların söz konusu suçlayıcı bakış açısını yansıtması bakımından dikkate değer olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle burada bu iki yazıyı ayrı ayrı değerlendirmeye çalışacağım.

Chris Graham’ın “Aylan ve Charlie Hebdo” yazısı

Yazılardan ilki Chris Graham adlı yazarın Aylan ve Charlie Hebdo başlığını taşıyor. Yazar şu soruları sorup, sorularının ardından yaptığı çıkarımla başlıyor yazısına:

Siz de bu yılın başlarında Fransız dergisi Charlie Hebdo’yu savunmak için öne fırlayanlardan mısınız? “Je Suis Charlie” (Ben Charlie’yim) diye hashtag açanlardan mısınız siz de? Körlemesine? Sözkonusu yayınının neyi simgelediğini bilmeden? O halde şimdi kendinizi bir parça kazıklanmış hissediyor olmalısınız.

Aslında yazar daha baştan Charlie Hebdo’ya yönelik saldırıyı kınayanlara bir öz eleştirisi çağrısı yapıyor. Zira “Ben Charlie’yim” diyenler, aslında bu derginin “gerçek yüzünü” ya görmezden geldiler yahut göremediler. Dolayısıyla şimdi “Ben Charlie’yim” diyenlerin, oturup bir düşünmesi gerekiyor.

Peki, madem yazar sorularla başlamış, o zaman sorularla devam edelim.

“Söz konusu saldırıdan sonra, “Ben Charlie’yim” hashtagını açmak ne anlama geliyordu?”

“Charlie Hebdo’nun tüm siyasi fikirlerini ve eleştirilerine katılıyorum”, “Charlie Hebdo’nun karikatürlerine hayranım” veya “Charlie Hebdo çizerlerini çok seviyorum” mu demekti?

Zannediyorum ki hiçbiri değil; bu hashtag on iki insanın öldürüldüğü saldırıya karşı tepki göstermenin yollarından yalnızca biriydi. Charlie Hebdo neyi temsil ediyor olursa olsun, hatta Müslümanları alaya almak için hususi olarak düzenlenen bir dergi olduğunu varsayalım, uğradıkları faşist saldırıyı kınamak şarttı. Zira insanların düşüncelerini dile getirmesinin -ki bu düşünceler belli kesimler için ne kadar tahammül edilemez olursa olsun- cezası ölüm değildir, olamaz da.

Dolayısıyla “Charlie Hebdo silahlı adamlar tarafından basılıp, on iki kişi tarandığı zaman, ortalığı ayağa kaldırıp “Ben Charlie’yim” diye hashtaglar açtınız, ama işte bakın hala Müslümanları aşağılıyor ve alaya alıyorlar. Bu derginin ‘neyi temsil ettiğini’ düşünmeden hareket ettiniz, görün artık yanıldınız hatta kazıklandınız işte” demekte ne demek?

O halde artık “Je Ne Suis Pas Charlie” (Ben Charlie değilim) dememiz gerekiyor. Peki, bununla ne demek isteniyor olabilir? Acep şu olabilir mi?

“Charlie Hebdo’ya saldırıp çizerleri öldürdüklerinde, birden olayın akışına kapılıp, düşünmeden “Ben Charlie’yim” dedim ama meğer bu dergi Müslümanları aşağılayan, yabancı düşmanı, ahlaksız ve ırkçıymış; derginin çizerleri de öldürülmeyi hak etmiş, kandırıldığımı fark ettim!”

Sanırım bu konuda daha fazla söze gerek yok.

Şimdi yazarın eleştirdiği Charlie Hebdo’da yer alan Aylan Kürdi karikatürlerine bir bakalım.Charlie Hebdo 1

Charlie Hebdo başlığının hemen altında “Bienvenue aux migrants!” (Göçmenler Hoşgeldiniz!); Kapağın sol tarafında “Si pres du but…” (Hedefine çok yakındı…); Mcdonalds afişinde ise “Promo! 2 menus enfant pour le prix d’un” (Promosyon! 2 çocuk menüsü biri fiyatına) yazıyor.

Yazar bu karikatür ile ilgili şunu söylüyor; “üç yaşındaki Suriyeli Aylan Kürdi ile alay eden bir karikatürü ön sayfada yayınladılar.” Aylan ile nasıl alay edildiğini açıklamayıp, bu karikatür için “Komik olmaması bir tarafa, hiçbir anlam da ifade etmiyor” diyerek yaptığı müthiş değerlendirmesini bitiriyor.

Yazar böyle bir sonuca vardığına göre şöyle düşünüyor olmalı;

“Charlie Hebdo özellikle Müslümanlarla alay ettiği için ölü bir bebeğe sayfalarında yer vererek onunla da alay ediyor. Hiç de komik değil! Bu Müslüman ve yabancı düşmanlığıdır!”

Hâlbuki Aylan’nın fotoğrafının yayımlanıp yayımlanmaması düşünce ve ifade özgürlüğü açısından medyada tartışılmış, kimileri yayımlanması kimileri ise yayımlanmaması bazıları ise sansürlü verilmesi gerektiğini savunmuştu. Çünkü fotoğrafı yayımlamayı tercih edenler, bu çarpıcı görüntünün Suriye’deki savaşın yarattığı mülteci sorununa dikkat çekeceğini ve bu fotoğraftan sonra hiçbir ülkenin bu soruna gözünü kapatamayacağını savunmuştu. Dolayısıyla pek çok yayın organı söz konusu fotoğrafı özellikle Avrupa Birliği’nin göçmen politikaları ve Suriyeli mülteciler meselesiyle ilgili olarak kullandı.

O halde, bir mizah dergisi, niçin Aylan Kürdi’nin bu fotoğrafını “kendi tarzında” kullanmasın? Zira söz konusu fotoğraf ölen bir çocuğun görüntüsü olmaktan çok, genel olarak mülteci meselesinin vurucu bir temsili haline geldi. Bundandır ki, Charlie Hebdo’nun Aylan’ın fotoğrafını kullanma üslubu alaycı ve aşağılayıcı değil aksine, bir mizah dergisinden bekleneceği gibi, eleştireldir! Bu bakımdan Charlie Hebdo’nun Aylan karikatürü, emperyalist savaşların ve işgallerin yıkıcı sonuçlarına işaret etmekte, kapitalizmin korkunç şiddetini, tüketim kültürünün “Yiyin, için! Tüketerek, iyi yaşayın” mitiyle örtbas ettiğine işaret etmektedir.

Dolayısıyla Charlie Hebdo’nun bu eleştirisini görmezden gelerek, derhal ırkçı, yabancı düşmanı ve en temel ahlaki değerlerden yoksun olarak suçlanması haksız ve yersizdir.

Diğer karikatüre bakacak olursak…Charlie Hebdo 2

 

Başlığın hemen altında “La preuve que l’Europe est Chrétienne” (Avrupa’nın Hristiyan olduğunun kanıtı); “Les Chrétiens Marchent Sur Les Eaux” (Hristiyanlar su üzerinde yürür); “Les Enfant Musulmans Coulent” (Müslüman çocuklar ise suya batar) yazıyor.

Öncelikle şunu belirtmek gerekiyor. İsa’nın suyun üstünde yürümesi miti, onun peygamberliğini ispat ettiği en önemli mucizelerinden birisi olarak kabul görüyor. İsa suyun üstünde yürümüş, fırtınayı durdurmuş ve fırtınada kalan Havarilerine yardım ederek onların bir kıyıya varmalarını sağlamıştır.

Peki, Charlie Hebdo Müslümanlarla dalga geçmek için, niçin Hristiyan teolojisine ait böyle bir hikâye seçsin? Kaçımız İsa’nın suda yürüme mucizenin Hristiyan teolojisi ve kültüründeki manasını biliyoruz? Hristiyanlık değeriyle yoğrulmuş bir insanın zihninde, suda yürüyen İsa’nın yanında, suya batmakta olan Müslüman(!) bir çocuğun resmedilmesi ne gibi çağrışımlara neden olur?

Bu sorular sorulmadan hemen Müslümanlıkla alay edildiği sonucuna varmak ne denli doğrudur?

Aslında bu karikatür ne Müslümanlıkla dalga geçme, ne de Aylan Kürdi’nin şahsında somutlaşmış Suriyeli mültecileri trajedisini hor görme maksadını taşıyor.

Bu karikatür, özellikle Hristiyan kültürüyle yoğrulmuş insanlara, Avrupa’nın iflas eden mülteci politikalarını ve ikiyüzlü Hristiyanlığını ifşa edebilmek için oldukça sarsıcı bir imajdır. Karikatürde, yanı başında boğularak ölüp giden bir çocuğa karşı kayıtsız ve umursamaz bir İsa resmediliyor; bu Hristiyan kültürüyle yetişmiş birisi için oldukça vurucu bir temsil olabilir. Ayrıca “Les enfant musulmans coulent” (Müslüman çocuklar batar) cümlesinde geçen Fransızca “couler” fiili, mecazi olarak “başarısızlığa mahkum etmek” anlamına da gelir. Dolayısıyla, Avrupa’nın sosyal politikaları “fırtınayı durdurup, insanları güvenli kıyılara” ulaştıran politikalar olmaktan bir hayli uzaktır, çünkü herhangi bir çözüm üretemeyen bu politikalar, mülteci sorununun giderek daha trajik bir hale gelmesine yol açmakta, savaştan kaçıp, fırtına ve dalgalarla boğuşan bu insanların ölümüne suç ortaklığı yapmaktadır.

Mesele bu kadar açık ve net iken karikatürlerden ısrarla Müslümanların küçük düşürüldüğü sonucuna varan Chris Graham’a dair daha fazla şey söylemek gereksiz. Charlie Hebdo’yu böyle basit argümanlarla yeniden hedefe koymak oldukça tehlikeli bir tutuma işaret ediyor. Zira yazarımız, dergiye yönelik saldırının “Muhammed Peygamber’le alay eden karikatürlerin kızdırdığı silahlı adamlar” tarafından gerçekleştirildiğini söyleyerek, son yorumlarıyla yeni “kızgın adamları” kışkırttığının belki de farkında değil.

Nebile Ramadani’nin “Charlie Hebdo’nun itici espirileri” yazısı

İştiraki’de yer alan ikinci yazı ise Nebile Ramadani adlı yazarın Charlie Hebdo’nun itici espirileri başlığını taşıyor.

Ramadani’nin yazısı Graham’ın yazısına göre üslup bakımından daha olumlu. En azından Charlie Hebdo’ya yönelik saldırıyı “El-Kaide adına hareket eden bir grup sosyopat silâhlı adamın dergi personeline karşı gerçekleştirdiği katliam” olarak değerlendiriyor. Fakat geçmişe dair bu değerlendirmeyi yaparken bir yandan da Charlie Hebdo’nun ırkçılar tarafından desteklendiğini belirtiyor.

Madem dergi ırkçılar tarafından destekleniyor, o halde derginin Eylül sayısı içinde yer alan ve görmezden gelinen şu karikatür “ne anlama geliyor?” diye bir soru sorma hakkımız kendiliğinden doğuyor.Charlie Hebdo 3

Sarı kutucuğun içinde “Toujours Plus Raciste!”(Daima daha ırkçı!); “Jean Marie Le Pen Lance Son Parti” (Jean-Marie Le Pen partisini tanıtıyor); “Bleu, Blanc, Rouge” (Mavi, beyaz, kırmızı).

Fransa’nın muhafazakâr kanadının önemli bir temsilci olan Le Pen, klasik bir ırkçı ve faşist. Herhalde bağzı Müslümanlar bu karikatür nedeniyle yine kendilerinin alay konusu yapıldığını iddia edecektir. Fakat durum gerçekten de böyle mi?

Karikatüre daha yakından bakalım.

Aylan Kürdi eşitlik, özgürlük ve kardeşlik anlamlarına gelen Fransız bayrağının üç rengi ile giydirilmiş bir şekilde Le Pen’in hemen ayaklarının önündedir. Burada Le Pen’in göçmenlik sorunu üzerinden, Fransa’yı daha faşist, ırkçı ve yabancı düşmanı bir yöne doğru çekme politikalarının çarpıcı bir eleştirisi yapılıyor.

Fakat yazar yine de Charlie Hebdo’nun “ölü bir çocuğa gülmek için her türden gerekçelerin” öne sürüldüğü iddiasını sürdürme azminden vazgeçmiyor. Hatta “Aylan Kürdi’yi bir eğlence figürüne indirgeyen karikatürler” diyerek, aynen Graham gibi yeni “kızgın adamları” kışkırttığının belki o da farkında değil. Yazısında “ölü çocuklarda, en azından küresel mülteci krizinin mağduru olanlarda mizahî bir yan yoktur” diyerek eleştirilerine devam ediyor. Böylece yazarımızın mizahtan ne anladığını sorgulamamıza imkân tanıyor. Anlaşılan mizahı sadece “geyik yapmak, her şeye gülüp geçmek, her şey ile dalga geçmek” olarak algılıyor. Mizahın da bir sorgulama aracı, gerçekleri açığa çıkarma yöntemi olduğunu her nedense kabul etmek istemiyor. Buna gözlerini sıkıca kapatıyor. Zaten mizahın eleştirel ve sarsıcı olan yanını görmek istese, Charlie Hebdo’ya bu denli haksız suçlamalar getirme çabası içerisinde olmazdı.

Ramadani’nin yazısında mantık sınırlarını zorlayan öyle bir soru var ki, insan gerçekten şaşırıyor. Aylan Kürdi’nin karikatürünün yapılması karşısında şöyle bir soru soruyor; “Biz holokost ya da soykırımla ilgili espri yapıyor muyuz?” ve cevaplıyor; “Hayır, bizler holokostla ilgili espriler yapmıyoruz.”

İşte durum bu kadar vahim!

Son olarak bir karikatür daha paylaşacağım burada. Aslında bu karikatür, derginin Eylül sayısının kapağı.Charlie Hebdo 4

Başlığın altında “Bienvenue Aux Migrants!” (Göçmenler hoş geldiniz!); “Vous étes ici chez vous!” (Burası sizin de eviniz!)

Görüleceği üzere burada sınıfsal bir eleştiri var. Avrupa ülkeleri arasında paylaştırılıp duran mültecilerin, ucuz iş gücü olarak kullanılacağını kim bilmiyor olabilir? Dikkat ederseniz, koltukta oturan adam, Fransız bayrağının renkleriyle resmedilmiş. Dolayısıyla mültecilere yönelik Fransa’nın belirleyeceği istihdam politikaları, mültecilerin en ağır işlerde, en ağır koşullarda nasıl çalıştırılacağını düzenlemekten ibarettir.

Toparlarsak, dergi bu kadar açık ve net bir şekilde eleştirilerini dile getirirken, bağzı Müslümanların dergiyi ısrarla suçlayıp, gözden düşürmeye çalışmaları kabul edilemezdir. Anlaşılacağı gibi Aylan Kürdi karikatürleri, ne Aylan’nın trajik ölümünü ne de Müslüman mültecileri hicvediyor; karikatürlerin maksadı, mülteci akımıyla birlikte hepten apaçık hale gelen, Avrupa’nın insan hakları konusundaki ikiyüzlülüğü ve emperyalist politikalarını ironik bir şekilde ifşa etmektir.yazisonuikonu

 

@umit_aggul

 



Yorum yok

Ekleyin