Çay tarımı ve artan kanser ölümleri

Ümit Günaydı |

Karadeniz bölgesinde yaşanan kanser vakalarının artışından dolayı Rize’ye günde 50 hastanın kemoterapi gördüğü 75 yataklı Onkoloji Hastanesi açılmıştır. Hastanenin hizmet vermesinden ziyade neden bu hastaneye ihtiyaç duyduğumuzu sorgulamanın çok daha doğru olduğu kanısındayım.

çay yaprağı

Türkiye, girişimleri açısından kökleri daha eskiye dayansa da 1937 yılında Rize’de başlayarak Artvin-Giresun arasında ekili halde olan çay tarımı ve iki yüz bin tonun üzerindeki üretimi ile dünyada beşinci sırada yer almaktadır.

Çay tarımı konusunda dikkatleri çekmek istediğim asıl mesele çayın üretimi, tüketimi veya ekonomik değeri değil elbette. Üzerinde durmamız gereken husus halk sağlığı ve özellikle Karadeniz bölgesinde artan kanser hastalıkları ve kansere bağlı ölümlerdir. 1986 yılında Ukrayna’daki Çernobil Nükleer Santralı’nda gerçekleşen reaktör kazası ile bölgede yaşanan kanser vakaları arasında  her ne kadar doğrudan bir ilişki kurulmasa da, bölge halkının günümüzde bilinçsiz çay tarımı ile kendi sağlığını ne şekilde tehlikeye attığı ve bunun ana sebepleri üzerinde durmamız gerektiğinin önemi aşikârdır.

Mineral gübrelerle, tarımsal ürün verimi yüzde 50 oranında artırılabildiğinden ve bunlarla gübrelemenin daha kolay olmasından dolayı, mineral gübreleme ahır gübresiyle gübrelemeden daha fazla kullanılmaktadır. Özellikle Rize’de ve çay tarımının yapıldığı diğer Karadeniz illerinde yaşayan halkın çay için kullandığı gübre 25.5.10 kodlu kompoze gübredir. Bu ithal gübre bölge halkı tarafından her yıl Mart-Nisan aylarında serpme yöntemi ile çay arazilerine serpiştirilerek verilmektedir. Mineral gübre, bilimsel esaslara göre belirlenen ölçülerde toprağa verildiğinde toprak için çok yarar sağlamaktadır, ancak üretici halk bu gübrenin çay bitkisine gramaj olarak ne kadar verileceğini bilmediğinden geçmişten bugüne alışılageldik bir yöntemle göz kararı gübreleme yapmaktadır. Mineral gübreler içinde, özellikle azotlu ve fosforlu gübreler, toprak kirlenmesinde önemli roller oynamaktadır. Uygun koşulların yerine getirilmemesi, özellikle aşırı dozlarda ve uygun olmayan gübrelerin verilmesi, yarar yerine zarar getirir. Çünkü böyle bir uygulamayla, hem ekonomik kayıplar meydana gelir hem de toprak ve su kirlenmesiyle ilgili önemli sorunlar ortaya çıkar.

Son 20 yıldan beri yüksek düzeyde nitrat ya da nitrit tüketiminin insan ve hayvanlar açısından tehlike oluşturduğu ve bu tehlikenin insanlarda ağır hastalıklardan ölüme kadar vardığı, hayvancılıkta ise verim düşüklüğü ve ölüm yoluyla ekonomik zararlara yol açtığı sürekli vurgulanmaktadır. Azotlu mineral ve tabii gübrelerin bilinçsizce, normların çok üzerinde ve sürekli artırılarak kullanılması sonucu topraklarda ve yeraltı sularında nitrat birikiminde dikkate değer bir artış olmuştur.

çay toplayanlar

Bunun yanı sıra yüksek dozda gübre kullanımı, insanlar tarafından tüketilen sebzelerde ve tarım hayvanlarının beslenmesinde kullanılan yeşil yem bitkilerinde nitrat artışını da beraberinde getirmiştir. Bu durum, özellikle içme sularında nitratın 50 mg/1 olarak sınırlandırıldığı Avrupa Topluluğu ülkelerinde nitrat tüketiminin insan ve hayvanlarda oluşturduğu rahatsızlıklar hakkında yoğun bir tartışmaya yol açmıştır. Litresinde 50 miligramdan çok nitrat bulunan suların, süt çocuklarında ölüm olayları meydana getirdiği bildirilmektedir.[3]

Çay bitkisi kazık kök bir bitkidir. Her bitki gibi azota ihtiyaç duyar ve bu azotu yeterli düzeyde havadan karşılayamadığı için topraktan alması gerekir. Ayrıca bilinmelidir ki çay bitkisi her yirmi yılda bir yenilenmeye ihtiyaç duymaktadır. Ülkemizdeki en eski ekili alanların 60 yılın üzerinde olduğunu varsayarsak ürün ve toprak kalitesinin çoktan yok olduğunu kavrayabiliriz. Japonya’da 2014 yılında çay bitkilerinin yenilenme süreci 3. dönemindeyken bizde ise hala sıfır!

1974 yılından beri ithal edilerek kooperatifler aracılığı ile üreticiye satılan 25.5.10 kompoze gübrenin toprağa verilişi bilinçli bir şekilde yapılmadığı için şuan itibariyle ekili olan çay tarım arazilerindeki toprakta ağır metal kirliliği nedeniyle betonlaşmaya rastlanmaktadır. Yoğun ağır metal kirliliği nedeniyle betonlaşan toprak aksine verimliliğini kaybetmekte ve yer altı kaynaklarını da insan sağlığını tehlikeye sokacak şekilde kirlenmeye maruz bırakmaktadır. İçtiğimiz suların ve kendi toprağımıza ektiğimiz sebze meyvelerin artık sağlımızı ne derece tehdit ettiğini siz hesaplayın.

21 ülkeden 200 uzman tarafından ortaklaşa gerçekleştirilen bir çalışmada, azot kirliliğinin Avrupa’ya zararının yıllık 70-320 milyar Euro arasında değiştiği belirtiliyor. [3]

Tüm bitkiler büyümek için reaktif azota ihtiyaç duyar. Ancak gübrelerdeki azotun yaklaşık % 50’sini bitkiler alır, bitkilerdeki azotun % 10-15 kadarı insanlar tarafından alınır. Geri kalanı toprağa, yeraltı sularına ve nehirlere karışır, buradan da okyanuslara kadar taşınır. Bu bileşikler yüzünden atmosferdeki ozon tabakası da büyük zarar görmüş durumda. Bunun sonucunda da küresel ısınma, insanlarda solunuma bağlı rahatsızlıkların artması, tarımsal ürünlerde verim kaybı, biyoçeşitliliğin azalması, asit yağmurları ve okyanuslarda oksijeni tüketen alglerin baskın hale gelmesiyle deniz ürünlerinin azalması gibi çok önemli zararlar meydana gelir. Yani Karadeniz’de balık çeşidinin son derece azalması, balık boyunun küçülmesi, aşırı yosunlaşma ve ağır metal kirliliği yaşanmasının ana sebeplerinden biri de bu durumdan kaynaklanmaktadır.

çaykur

Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü’nün (ÇAYKUR) son yıllarda özellikle üzerinde durduğu organik çay tarımının ana sebebi, topraktaki bu durumun farkına varılmış olmasıdır. Çaykur son 6 yıldır üreticiyi azot gübresi yerine organik gübre kullanmaya davet ediyor. Rize’nin Hemşin ilçesi, Çayeli Senoz Vadisi, Pazar ilçesinin bir kısmı, Fındıklı Çağlayan vadisinin bir kısmı organik tarıma geçmiş durumda. Fakat burada da dikkat edilmesi gereken ayrı ve önemli bir husus göze çarpıyor. Organik gübre kullanan ve bir takım şartları sağlayan üreticilere Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından yetkilendirilen Organik Tarım Kontrol ve Sertifikasyon Kuruluşları tarafından sertifika verilmektedir. Bu sertifikaları almak ise elbette öyle kolay olmuyor. Öncelikle üreticinin yüksek ücretler ödemek zorunda kaldığını belirtmek gerek. Yani 500 milyon dolarlık azot gübresini ithal edip buradan rant sağlayanlar, yüzde yüz organik tarıma geçilmesi durumunda buradan oluşacak kayıplarını diğer taraftan telafi etmek istiyor!

Sonuç olarak yeraltı sularında nitrat kirliliğinin kontrol edilebilmesi için; iklim, toprak, aküfer ve arazi kullanım faktörlerinin, devlet tarım politikalarının birlikte ele alındığı bütünsel bir yaklaşıma gereksinim vardır.[4] Karadeniz bölgesinde yaşanan kanser vakalarının artışından dolayı Rize’ye günde 50 hastanın kemoterapi gördüğü 75 yataklı Onkoloji Hastanesi açılmıştır. Hastanenin hizmet vermesinden ziyade neden bu hastaneye ihtiyaç duyduğumuzu sorgulamanın çok daha doğru olduğu kanısındayım.yazisonuikonu

Kaynaklar:

[1] Tarımsal Aktivitelerden Mineral Gübrelemenin Toprağa Zararları [www.cografyaogretmenleri.com] [2] Bilim Teknik Dergisi, Mayıs 2011, Sayı:522

[3] Türk Bilimsel Derlemeler Dergisi 5 (2): 116-118, 2012

[4] Peterson, Todd A., and Power James F., 1991. Soil denitrification and nitrous oxide losses under corn irrigated with high-nitrate groundwater.



Bir yorum

Ekleyin
  1. gumus ver

    Aslında tarım alanında ciddi bir düzelme sağlamak için her kansorejen unsurun değiştirilmesi gerekiyor.Bu gün kesinlikle organik tarım yapılmadığı çünkü yapılamayacağı kanısındayım.Organık gübre olarak önerilen gübreleme yöntemi hayvan dışkısıdır ve o hayvanlar süt vermeleri için ayrı bir iğne,şişmanlamaları için ayrı bir iğne,yavrulamaları için ayrı bir iğne yani dışarıdan hormon takviyesi yapılmaktadır.Bunların hiç birinin yapılmadığı koşullarda bile yiyecekleri yemin toğumu “hibrit”yani genetiği ile oynanmıştır.Kendi yaptığı slaşı hayvanına verdiğini iddia eden üreticinin bile hormonsuz yemleme sansı yoktur.Hele genetiği ile oynanan ilk ürünlerin buğday,arpa,pirinç,mısır olduğunu söylememe gerek bile yok.Sağlıklı beslenmek ve kanser yapıcı etkilerden korunmak için üreticiyi bu sistemi değiştirmek için eğitmek gerekiyor.


Yeni yorum ekleyin.