Castro New York’ta – 1

|

1960 Eylül’ünde Küba Heyeti BM Genel Kurulu için New York’a geldiğinde önce gizli bir sıkıyönetim ilan edildi. Castro’nun BM’de yaptığı konuşma ise hâlâ halkların dimağındadır. Bu ilk yazıda konuşmanın ilk kısmını da özetliyoruz.

Fidel-Castro-New-York'ta2

Fidel Castro devrimin hemen ertesinde New York’a gittiğinde bir pop-ikon gibi karşılandı (fotoğraflar: Retronaut)

Emperyalizmin kalbinde halkların kalbine mesaj

1960 yılının Eylül ayında Küba Heyeti BM Genel Kurulu için New York’a gelir. Heyet havaalanına indiği andan itibaren akıl dışı ve daha önce herhangi bir ülkenin heyetinin yaşamadığı bir siyasi linçe maruz kalır.

Havaalanından çıkıldıktan sonra heyetin içinde bulunduğu araç, bir noktada durdurulur. Castro kendisini selamlayan birkaç bin insana el sallamak için elini arabanın camından çıkartır fakat bir polis Castro’nun elini camdan içeri sokar.

Heyet New York’a geldikten birkaç gün sonra, Manhattan’da bir restaurantta “Küba Devrimi taraftarları”yla “Küba Devrimi karşıtları” arasında çıkan tartışma, silahlı bir kavgaya dönüşür. Venezuelalı 9 yaşında bir kız çocuğu, nereden geldiği belli olmayan bir kurşun ile hayatını kaybeder. ABD hükümeti ve medyası, cinayeti –ellerinde herhangi bir veri olmadığı halde– “Küba Devrimi taraftarları”nın gerçekleştirdiği iddiasıyla bir kampanya başlatır.

Nerede kalacak bu Kübalılar?

Bir diğer önemli mesele, heyetin nerede konaklayacağıdır. ABD Dış İşleri Bakanlığı, heyetin Manhattan adasından dışarı çıkartılmaması talimatını verir. Hiçbir otel, Küba Heyetini kabul etmez. Ortada iki seçenek mevcuttur;

  • Küba Heyetinin BM Genel Kurulu bahçesinde konaklaması (ki bir heyetin BM bahçesinde çadırlarda konaklaması fikri BM Genel Sekreterini dehşete düşürür)
  • Malcolm X’in önerisiyle, Harlem’deki Theresa Oteli.

Theresa Oteli’nin daveti kabul edildikten sonra, “ne tesadüftür ki” New York’un merkezindeki diğer otellerden bedava oda teklifleri yağmaya başlar. Ama Castro ve Küba heyeti, Harlem’deki Theresa Oteli’nde konaklayacaklardır.

Bu tutum dönem için önemlidir, dünya çapında manşet olur. ABD’deki ırk ayrımcılığına karşı net bir tavır alıştır. Castro’nun Harlem’e geleceğini haber alan yaklaşık 2000 Harlemli, yağmur altında Castro’yu bekler, otele Küba bayrağı çekilir.

Basın ise kesintisiz anti-propagandasını sürdürür: Küba Heyeti Latin ve sarışın kadınlarla otelde alem yapmaktadır, otel bir genelevdir vs. Castro daha sonra bu söylemleri “Kimilerine göre, Harlem’deki mütevazi bir otel, ABD’li siyahların kaldığı bir otel, genelevden başka bir şey olamaz,” cümleleriyle eleştirecektir.

Malcolm X:  “Bundan böyle faaliyetlerimi sokakla sınırlayacağım”

Otelde Castro ve Malcolm X kısa bir görüşme de yaparlar.  Malcolm X toplantı ile ilgili basına “Başkan Eisenhower’ın yapmadığını Başbakan Castro yaparak linçlere karşı olduğunu açıkça ilan etti. Castro ayrıca, siyah Kübalıların yurttaşlık hakları için de açıkça tavır aldı,” şeklinde bir açıklama yapar.

Malcolm X, Castro ile, birkaç hafta önce BM Genel Kurul’una gelecek Afrika ülkelerini selamlamak amacıyla kurulmuş “karşılama komitesi”nin bir üyesi olarak görüşür. “Doğal olarak” Amerikan basını boş durmaz, vahşi ve çirkin bir anti-propagandaya girişir. Malcolm X, arkasında durmayan karşılama komitesi’nden istifa ederken şöyle der:

Bundan böyle faaliyetlerimi ve çabalarımı, doğrunun ve gerçeğin yanında, tereddüt göstermeksizin uzlaşmaz bir tavır alınmasının zamanı geldiğinde dürüstlüklerinin korkusuz kıldığı küçük insanlarla birlikte ve onların arasında sokakla sınırlayacağım.

26 Eylül 1960 tarihinde Castro BM Genel Kurulu’nda, “Çok uzun konuşmalar yaptığım söylense de, kısa kesmeye çalışacağıma emin olabilirsiniz,” girizgâhıyla başladığı konuşmasını, tam 4 saat 29 dakika sürdürür. Konuşmasının giriş bölümünde az gelişmiş ülkeler için BM Genel Kurulu’na müdahil olmanın ekonomik maliyetinden ve New York’a adım attıkları günden itibaren reva görülen davranışlardan bahseder. Devamında ulusaldan enternasyonale uzanan bir hatta eşsiz, uzlaşmaz ve iddialı bir emperyalizm teşhirine girişir.

Küba: Sefil bir sömürgeden onurlu bir bağımsızlığa

Fidel-Castro-New-York'ta3

Bu emperyalizm işleri karışık işler heval!”

Küba tarihinden bahsederken, İspanyollara karşı girişilen amansız bağımsızlık mücadelesinin ardından Küba’nın “ABD’nin eline düşmeye hazır, olgun bir meyve” haline geldiğini anlatır. Bağımsızlığını yeni kazanmış, BM’ye yeni dahil olan ülkeleri uyarır. Tekellerin ve ABD emperyalizminin zora dayalı düzenini ortaya koyan örnekleri tartışmasızdır.

Küba Devrimi’nin gerçekleşmesinden hemen önce Küba’nın durumunu anlatır: İşsizlik ABD’deki büyük ekonomik buhran dönemindeki oranlara denktir, halkın büyük çoğunluğu elektriğe ulaşamamakta, temel sağlıklı imkanlardan yoksun yaşamak zorundadır. Kentlerde yaşayanlar, gelirlerinin 1/3’ünü kiraya ödemektedir. Sağlık ve eğitim sistemi bir fecaattir, okuma yazma oranı %63’tür. Kamu hizmetleri, bankacılık, elektrik ve telefon şirketleri, şeker üretiminin büyük kesimi, en iyi topraklar ve en önemli sanayiler ABD şirketlerinin elindedir. Küba halkının tüm olumsuz koşullarına rağmen Küba, dünyanın gelişmiş ülkelerinden ABD’nin ekonomik büyümesine katkı koymaktadır!

Küba Devrimi’nin ardından devrimci hükümetin ilk eylemi, kiraların yarı yarıya azaltılmasıdır. Bu tutum, ABD tekellerini ürkütmez, çünkü çıkarları yoktur. Fakat ABD menşeili telefon şirketine verilen imtiyazların azaltılması, ilk çelişkiyi doğurur. Elektrik fiyatlarının düşürülmesi –ki dünyadaki en yüksek elektrik fiyatlarındandır– ABD tekelleriyle ikinci çatışmayı doğurur. Tekellerin ihraç ettikleri madenlere %25 oranında vergi getirilir.

Tarım reformu bardağı taşıran damla olur. Toprak mülkiyetini 400 hektara indiren Küba Devrim Hükümeti, 200 bin hektar toprağın mülkiyetine sahip ABD tekellerini çileden çıkartır. Ödemeler ve tazminatlar sorunu ortaya çıkar. ABD’nin zarar gören çıkarlarına ilişkin ABD Dış İşleri Bakanlığı’nın önerisi “hızlı, etkin ve adil ödeme”dir. Castro bu cümleyi “dolar olarak, istediğimiz miktarda ve hemen öde” şeklinde tercüme eder. Ülkelerin gerçekten özgür olabilmeleri için, ekonomik olarak özgür olma zorunluluğundan bahseder, “tekellerin yatırımlarının bedeli”ninse “on yıllardır sömürgeciliğe ve az gelişmişliğe mahkûm edilen ülkelerden elde edilen kârlar” ile amorti edilebileceğini söyler.

Castro’nun bu tarihi konuşması ABD’nin sömürgeci hırslarının önce Latin Amerika sonra diğer yeni-sömürgelerdeki tezahürleriyle devam eder.

Yazımızın bir sonraki bölümünde…

@Serwan_Hameran



Yorum yok

Ekleyin