Bu ölümler senin yüzünden

Violet Redd |

Eğer gerçekten oradaki askerlerin ölmesini istemiyorsan, bu ülkede savaşı ve şiddeti artıracağına, barışı nasıl getiririm diyen insanların söylediklerini kavra ve onların peşinden git.

Fotoğraf: Barış için Kadınlar eyleminden, @140journos

Fotoğraf: Barış için Kadınlar eyleminden, @140journos

Hiç günah keçisi arama sevgili şiddet çığırtkanı, bu savaşın sorumlusu sensin!

Nasıl devam edeceğimi bilemiyorum aslında; çünkü her şeyin özeti ilk cümledir, azdır, özdür. Fakat sen her zaman olduğu gibi bunu da anlamayacaksın, kendini suçlamayacaksın, şu anda yaptığın gibi bütün sorumluluğu “pis Kürtler”e yükleyeceksin.

Çok basit sorularla devam etmek istiyorum: “Barış!” diye bağırırken insanlar, neredeydin? Neden ısrarla barışa gitmeyen yollara devam etmeye çalışıyordun? “Çözüm süreci”nin devam etmemesini neden istiyordun? Neden bu topraklara barışın gelmesini istemiyordun? Barış yerine aşitî kelimesini duyacaksın diye mi? Neden seni bu kadar korkutuyor bu kelime? Ağzından kan damlayan, her iki tarafın ölmemesini istemeyen, tek taraflı ölümü meşru gören neden sensin? Neden insanlar barış için sokağa döküldüğünde, onlara sanki ölüm istiyorlarmış gibi pis gözlerle bakıp polisin onları dövmesini seyrettin? “Barış” diye bağıran bir insandan neden korktun?

Aslında korktuğun kendindin. Çünkü öyle bir ahlaki yapıda olmadığın için, barış nedir, nasıl yapılır, barış yapılırsa hayat nasıl olur, bilemedin, korktun. Azıcık düşünseydin, ilkokuldan beri resmini çizdiğimiz barışın öyle kötü bir şey olmadığını anlardın.

Sana hak vermiyor da değilim arada. Sen hiç bütün insanları kucaklamamışsın ki hayatta, ortak değerlerin paylaşımını tatmamışsın ki. Nasıl yapılır bilemiyorsun. Diğer insanlara kolların nasıl açılır bilmediğinden, bir kişi “öteki”nin haklarını savunduğunda hemen “terörist” ilan ediyorsun. İlan etmek, linç etmek, yakmak, öldürmek, ötekileştirmek senin için kucaklamaktan daha kolay.

O zaman senin Dağlıca’da ölen 16 askerin yasını tutmaya hakkın yok. Çünkü onları oraya sürükleyen, savaşın devam etmesini sağlayan bir oyunu kabullenen, ve ölümlerinin olasılığını artıran bir siyasetin parçası olmaya devam eden sensin. Ve bütün öfkeni, sürüler halinde HDP binalarına ya da Kürtlere yönlendirip, her zaman olduğu gibi faşizmin doruk noktası olan linç kültürüyle, içinde insan olup olmadığına bile bakmadan, binaları yakıp yıkıyor, insanları öldürmeye diş biliyor, ve telefonda Kürtçe konuştuğu için bir çocuğu öldürüyorsun.

Kardeşim sen ne istiyorsun?

Kardeşim kelimesini de onca yaşadıkları şeye karşın hala Türklerle aynı çatı altında, sabırla “kardeşçe” yaşamak isteyen Kürtler adına yazıyorum. Ben tüm bu olan bitenlerden utanmaya devam eden bir Türk olarak, Kürt halkının yıllardır neler çektiğini ve yaşadığını okuyarak, duyarak, kısmen de olsa tanık olarak, bu kadar sabırlı olabileceğimi ve hâlâ sana “kardeşim” diyebileceğimi düşünmüyorum!

Aslında ben senin ne istediğini biliyorum: Kürtçe konuşmasınlar, bölgede istihdam alanları açılmasın, zorla göç ettirilsinler, göç edip geldiği yerde bir de “neden göç ettin de huzurumuzu bozdun” diye sorulsun, kimlikleri yüzünden işkenceden geçirilsinler halay çekmesinler, geçinmesinler, siyaset yapmasınlar, meclise girmesinler, girdiklerinde yedireme bunu kendine, onları meclisten çıkarmak için elinden geleni yap, oralara yaptığın birkaç okulda Türkçe eğitimi ver ve Türkçe anlamadığı için birinci sınıf çocuğunu döv, yetişkinlere “ben Türk’üm” dedirt zorla bok yedirterek, “Benim bir tanıdığım var affedersiniz Kürt” gibi cümleler kur, son yıllarda sosyal medya üzerinden (barış süreci de dahil olmak üzere) yapılanları gördüğün halde, oradaki halka yapılan zulme sessiz kal, Gezi olayları olduğunda “Kürtleri şimdi daha iyi anladık” de ve ertesi gün işine gelince balık hafızaya bağla…

Sonra 7 Haziran seçimleri, koalisyon kurulamaması, Suruç katliamı, IŞİD, 400 milletvekili ısrarı, PKK kamplarının çözüm sürecinde bombalanması, sürecin sekteye uğraması, barış mitingleri, Silvan, Varto, Cizre ve diğer başka yerlerde halkın öldürülmesi, bütün bir yaz boyunca evlerinin ve işyerlerinin rastgele taranması, tezkereye HDP dışında bütün partilerin evet demesi ve Dağlıca…

Aha saklananı bulduk! Savaşı isteyen demek ki senmişsin kardeşim farkında olmasan da olsan da…

Sen neredeydin bu süreçte? O kadar askeri ölüme mi hazırlıyordun? Ya da nerden izlesem bu yaşanan olayları mı diyordun sıcak ve kurşun sesleri duymadığın yuvanda? Salondaki büyük HD televizyonundaki penguen kanallarından mı yoksa sosyal medyadan mı? Bunları izlerken klavye kahramanlığı yapayım da kaç kişiyi daha “şehitler ölmez vatan bölünmez” nidalarıyla ölüme göndersem diye mi hesaplıyordun? Ölen sen miydin?

Senin duyarlılıkların hiç samimi gelmiyor bana. Ben istemiyorum kimsenin ölmesini, üstelik her iki tarafın da ölmesini istemiyorum. Her üç tarafın da, her beş tarafın da ölmesini istemiyorum. Hadi bir kereliğine de sen dene bu düşünceyi…

Eğer gerçekten oradaki askerlerin ölmesini istemiyorsan, bu ülkede savaşı ve şiddeti artıracağına, barışı nasıl getiririm diyen insanların söylediklerini kavra ve onların peşinden git…

Korkma, barış savaştan da faşizmden de güzeldir…yazisonuikonu



Yorum yok

Ekleyin