Bizler meclise, sizler istiyorsanız mevziye

|

Halihazırda kızıl ordular kitleleri arkalarına katmış yürüyorlar da HDP kitlelerin yönünü değiştirip reformizme mi kanalize ediyor? Türkiyeli sol-sosyalist hareketler açısından bir takım reformların ortaya çıkmasının nesi kötü?

HDP-StensilYıllar ve yıllardır 27 Mayıs askeri darbesinin ilerici olup olmadığının tartışıldığı bir memlekette yaşıyoruz. Bu tartışmalar zamanında o kadar ileridir ki hangi çevrenin nerede nasıl durduğunu bile belirleyecek mahiyettedir.

Büyük toprak ağaları ve ticaret burjuvazisi ile tekelci sanayi burjuvazisi arasındaki iktidar savaşından ibaret olan bu darbe, Kürt halkının uyanmakta olan ulusal bilincini Sivas’ta toplama kamplarına alarak, tutuklayarak, yüzlerce Kürt aydını ve ileri gelenlerini idamla yargılayarak, Türkçe konuş çok konuş’u resmileştirerek ezip geçmesine rağmen “ilerici”, “devrimci” görüldü, görülüyor da.

Sebep?

Sebep 27 Mayıs Anayasası’nın “toplumsal örgütlenmenin ve sendikal hakların önündeki bazı engelleri ortadan kaldırmış” olması.

Memleketin yakın tarihinin neredeyse resmen, elle tutulur, kâğıt üzerindeki en ”ileri” gelişmesi, hadi “reformu” diyelim, bir askeri darbe ile burjuvazi tarafından lütfedilmiş.

Niyetimiz 27 Mayıs’ın karakterini vesair tartışmak değil elbette, “tanrı korusun.” Türkiye Devrimci Hareketi’nin yakın tarihine uzanmaya çalışan her değerlendirme bir yerinden uzanıp “27 Mayıs Anayasası’nın toplumsal örgütlenmelerin önünü açması… Sendikal hareketin önünü açmasıyla gelişen…” diye başlayan cümleler kurmak zorunda kalır. 68’in hatta 71’in devrimci çıkışları bura ile ilişkilendirilir. Bu kadar önemlidir yani, bu kadar önemli sonuçlara yol açmıştır. Yoksul halkın ve emekçilerin içinde olmadığı, önderlik etmediği bir iktidar dalaşının ortaya çıkardığı bir “gevşetme” politikası tarihsel olarak bu kadar önemlidir.

Sözü elbette HDP’ye, HDP’nin seçim bildirgesine getireceğim. Barajı aşar ve uygulanma zemini yakalayabilirse, gerçek bir reform paketi hazırlamış HDP. Hem de Kürt yoksullarının onlarca yıl ödediği bedellerle ulaştığı düzeyi, sol-sosyalist çevrelerle buluşturarak. Paylaşarak.

Reformların nesi kötü?

On yıllardır onca ağır bedele, onca denenmiş taktiğe rağmen sistemde ciddi gerilemeler, gedikler açamamış Türkiyeli sol-sosyalist hareketler açısından bir takım reformların ortaya çıkmasının nesi kötü? 27 Mayıs’a methiyeler dizmeyi pek seven çevreler, bizzat emekçiler tarafından ortaya çıkarılmış bu programdan neden bu kadar rahatsız?

Seçim yollu olmasından mı? Evet. En çok eleştirilen seçim. Ah bu seçim, vah bu seçim. HDP ya da Kürt Özgürlük Hareketi kimseye cennet vadetmedi, etmiyor da. “Bunca ödenen bedelin, bunca çekilen acının sonucu bu mudur?” bir uyarı değil, bir eleştiri de değil, duygusal bir serzenişten öteye gitmiyor. “Reformcu rüzgâr geliyor, devrimcilik-sosyalistlik tarihe gömülmek isteniyor” gibi özetlenebilecek bir yakarış, kendine güvensizliğin eseri değilse nedir? 27 Mayıs’ın “sunduğu” gedikten büyüyebilen sol neden HDP’nin öncülüğünde açılabilecek özgürlükler ortamından hadi reformcu bir ortamdan büyüyüp serpilemesin?

Komünist öncülük iddiası olanların hemen her nasılsa taktik üretmeleri gerekirken köşelerine çekilip çemkirmeleri, kendilerini oyun dışına atmaları değil midir? Üretilen yegâne taktiğin boykot –“küsmek de” denebilir– ve seçimlerin bir burjuva aldatmacası olduğunu vaaz etmek olduğunu görüyoruz. “Bize lazım olan sokaktır, yeni Gezilerdir, halkı Gezilere çağırmaktır” deniliyor. Sandığa gidenlerin neden sokaktan çekileceği düşünülüyor?

Nefes alma ihtiyacı

Kürt halkının, emekçilerin, yoksulların ciddi beklentileri var. Nefes alma, bazı kazanımlarını elle tutma ihtiyacı var, isteği var. Hali hazırda yaşamakta olduğumuz bu tarihsel dönemde her ne sebeplerleyse artık ulaşılan düzey bu. Buna razı olun denmiyor, aksine niye razı olasınız? Bulduğunuz her fırsatı, her olanağı, her etkiyi değerlendirin. Açın, genişletin, ilerletin, büyütün.

Halihazırda kızıl ordular kitleleri arkalarına katmış yürüyorlar da HDP kitlelerin yönünü değiştirip reformizme mi kanalize ediyor? O da değil? Öyleyse? Kimse bilmiyor. “Kürt milliyetçileri” bütün devrimci dinamiklerini açıyorlar. Ezilen ulusun ezen ulusun işçi ve emekçileri, yoksul halkı için çabalaması, savaşması ezen ulusun da demokratik değişim yaşaması için bedel ödemesi, ittifaklar geliştirmek istemesi görülmüş şey değil. Ezen ulusun devrimcileri kendi demokratik devrimlerini gerçekleştirmiş olsalardı biz de rahat rahat milliyetçiliğimizi yapsaydık, ama nerde?

Ektiğimiz soğan içtiğimiz ayran, arkadaşlar. Mevcut durum ortada. “Kürtler çok savaştı, çok savaşıyor ama bu mudur…” demek Türkiyeli devrimcilere düşmez. Türkiyeli devrimcilere düşen o kızıl orduları yürütmekti. Ama olmadı, olamadı. Olmaz mı? Dileriz olur.

Hiçbir özne tarihi kendisi ile başlatıp kendisi ile bitiremez, öyleyse tarihin bir kesitinde belki de HDP’nin yol açtığı, daha doğrusu olasılıkla açabileceği “ilerici-devrimci reformlar üzerinden şöyle gelişmeler ortaya çıktı” diye başlayan cümleler kurma olasılığı neden zül olsun?

Bu kaskatı tarihsel sömürgeci diktatörlüğü çözmek ne yazık ki o kadar kolay değil. Savaşmaya, burjuvazi ile kapışmaya niyeti olanlara söylenmesi gereken belki de “Bizler meclise, sizler istiyorsanız mevziye” olmalıdır. Ha evet elbette “Bizler zaten mevzideyiz,” diyecek arkadaşlar da olacaktır. Onlara da başarılar dilemek boynumuzun borcudur. yazisonuikonu

@denizfzeren



Yorum yok

Ekleyin