Biz onları hâlâ seviyoruz

|

Sosyal medyada binlerce insanla birlikte #BizDeSiziSeviyoruz yazdığım için hakkımda “Terör örgütüne üyelik”ten dava açıldı. Dünyanın en masum sevgi cümlesini söylemek terör olmuş.

Biz_de_sizi

Bir sabah çalıştığım yerden gelip aldılar, terörist diyerek kelepçeyi taktılar. Suçum #BizDeSiziSeviyoruz yazmaktı. Daha önce savcıların devletin koruyucusu olduğunu da yazmıştım.

Savcılar sistemin tetikçiliğini üstlenirken halkın adaletinin bir gün yakalarına yapışacağını hiç düşünmüyorlar. Halkın çocukları adalet talebiyle haklı eylemlerde katledilirken savcılara acımayan sistemi başka savcılar korumaya devam etmekte. Savcıların karnesi o kadar zayıf ki, adaletin gerçek katili, tetikçisi onlar. Siyasi görüşünüzden, dininize mezhebinize derken cinsel kimliğinize kadar her şey onların önünde “adalet” dağıtırken bir kriter. Olmaması gereken bir kriter.

Abdocan’ın katili iki yıldır serbest dolaşırken benim kaç defa gözaltına alındığımı takip etmişsinizdir. Devlet karşısında nasıl eşit değilsek adalet karşısında da eşit olmadığımızın farkındasınızdır. Nevin Yıldırım müebbet ceza aldı ama erkek savcı ‘nasıl olur da bir erkeği katleder, hem de hunharca katleder’ refleksiyle ağırlaştırılmış müebbet talep etti. Yargıdan umudunu kesenler tarafsızlığına inanmayanlar kendi adaletini sağlamaya başlıyor. Tecavüzcüsünün kafasını kesti Nevin Yıldırım, adalet işleseydi Nevin tecavüze uğramayacaktı.

Bu olayın tek suçlusu var o da haksızın lehine, haklının aleyhine çalışan hukuk sistemidir. Her gün onlarca kadın ve çocuk tecavüze uğrarken işlemeyen adalet, her ay en az 50 kadının katledildiği ülkemizde bir erkek katledildi diye en ağır cezaları sıralamakta.

Devlet erkek olduğu için kendi hemcinsinin katiline tabii ki en ağır cezayı verecek. AKP siyasi kadrosunun kadınlara yönelik söylemleri aslında devletin kadına karşı tutumunu yansıtmakta. “Affedersiniz Ermeni dediler” diyen RTE başka ülkede olsa, kim olduğuna bakılmaksızın adalet karşısına çıkartılırdı, ama devletimiz Türk olduğu için başka kökenlerden gelen vatandaşlara, halklara her türlü hakareti ve küfrü edebilirsiniz. Türk olmadığınız sürece adalet işlemeyecektir.

Cem evleri için cümbüş evi diyenler, Alevilere her türlü hakareti sıralayanlar da devletin savcıları tarafından görmezlikten gelinmekte. Milyonlarca Alevinin yaşadığı ülkemizde sadece Sünni Diyanet’e ayrılan bütçeye –diğer tüm bütçeleri katlayan bir bütçe– onay verenler de devletin Sünni olduğunu teyit ediyor. Diğer dini inanışlara hem hakaret edilebileceğini hem de bu inanışlara sahip vatandaşlardan toplanan vergilerin keyfi olarak sadece Sünni devlet inancına harcanarak diğer tüm inançların yok sayılabileceğini gösteriyor.

Devlet karşısında Erkek-Türk-Sünni iseniz pozitif ayrımcılık her zaman sizi bulacaktır. Siyasi görüşünüz aslında bu etkenlerle şekillenmekte. Erkek-Türk-Sünni iseniz devletle hiçbir sorun yaşamadan hayatınızı idame ettirebilirsiniz. Sisteme uyumlu sağcı vatandaşlar olarak ne siz devletin karşısına çıkarsınız ne de devlet sizin karşınıza. Ne de olsa devlet tüm imkânlarını sizin için kullanmakta.

“Diğer” grubuna girdiğiniz zaman ise devlet karşınıza betondan bir duvar gibi dikiliyor. Soğuk, sessiz, kısıtlayıcı. Türkiye tarihi (tabii ki devletin resmi tarihi değil) ırkından, inancından ve cinsel kimliğinden dolayı zulüm görenleri yazar. Türk olmadın mı “Pis Kürt”, “Affedersin Ermeni”, “Rum tohumu”; Sünni olmadın mı “sapkın inançlı”, “gâvur dölü”sün. Kadın veya eşcinsel isen zaten vay senin haline, Zulümlerden zulüm beğen. Son seçimlerde ötekiler adına konuşan HDP’nin yüzlerce kez saldırıya uğradığını gördük. Terörist denilenlere uygulanan terörü hep birlikte izledik.

İşte bu devletin bekası bir Şafak vakti Bahtiyarlar tarafından esir alındı. Ötekileştirilenler, “Adalet istiyoruz, hemen şimdi” diyerek devletin tetikçisi üzerinden devlete gözdağı veriyordu. İki devrimci, adaletin esirgendiği “ötekiler”e adalet gelmesi için, aşağılanan halklar için “Halkımız sizi çok seviyoruz” diyerek feda ettiler. Biz ötekiler ise “Biz de sizi seviyoruz” diye cevap verdik.

Sosyal medyada binlerce insanla birlikte ben de bunu yazdığım için hakkımda “Terör örgütüne üyelik”ten dava açıldı. “Silahlı terör örgütü“ne üye olmakla kalmamış, “Suçu ve suçluyu öv“müşüm, yetmemiş “terör örgütü propagandası” yapmışım. Kanıt mı? Kanıta ne gerek var, savcılar böyle buyurmuş. Dünyanın en masum sevgi cümlesini söylemek terör olmuş. Onlarla birlikte nefret kussam, katilleri alkışlasam, katliamlara çanak tutsam teröristlikten kolayca kurtulurdum, ama işte sevgiyi, adaleti, devrimi savununca devletin bütün aygıtları beni, bizleri terörist ilan etmek için bir an bile beklemiyorç

Devletin tetikçileri, savcılar boş durmayıp beni cezalandırmak için kolları sıvamışlar, harıl harıl çalışıyor ama unutmasınlar ki bizde Şafaklar çok, Bahtiyarlar ölümsüzdür. Bir şafak vakti halkın bahtiyarlığıyla tanışabilirler.

Hadi çalıştırın mekanizmalarınızı.

Güpegündüz sokak ortasında kardeşimi vuran polisi can havliyle koruyun, ama sadece adalet isteyenleri seviyorum diye bana, bizlere davalar açın. Gezi’de, Lice’de, Gülsuyu’nda herkesin gözleri önünde katledilen ya da katline göz yumulan Sekiz Delikanlı’ya karşı milyonlarca insanın nefretini çekmiş kiralık katilleri koruyun. Biz yine de sevgimizden taviz vermeyeceğiz.

Biz onları hâlâ seviyoruz. yazisonuikonu

12 Haziran’da Abdullah Cömert’in mahkemesi Balıkesir Adliyesi’nde gerçekleşecek.

 



Bir yorum

Ekleyin
  1. şevket yılmaz

    Devlet karşısında Erkek-Türk-Sünni iseniz pozitif ayrımcılık her zaman sizi bulacaktır. Siyasi görüşünüz aslında bu etkenlerle şekillenmekte. Erkek-Türk-Sünni iseniz devletle hiçbir sorun yaşamadan hayatınızı idame ettirebilirsiniz.

    yukarıdaki paragraf dışında yazının tamamına yakınına katılıyorum.ama abicim ben de erkeğim.türküm.sünniyim.ama ben de terör örgütü üyesiymişim.yargıtay 16. ceza dairesinde bekliyor dosyam.ülkede devrimciler sadece alevi kürtlerden çıkmıyor.sevgiler


Yeni yorum ekleyin.