Biz kaybolduk… Biz kaybolduk…

Muharrem Demirdaş |

Toz Bezi filmi, iki Kürt emekçi kadının evlere temizliğe giderek geçimlerini sağladığı hayatlarını sinemalara taşıyor.

Film | Toz Bezi

Film | Toz Bezi

Ahu Öztürk’ün senaryosunu yazdığı ve yönettiği Toz Bezi adlı film gösterime girdi. Ev temizliğine giden iki Kürt emekçi kadının hikâyesinin anlatıldığı film, kamerayı yaşamlarımıza, sınıfsal olana odaklamasıyla dikkat çekici.

Filmdeki kimi repliklerden, aynı zamanda Alevi olduklarını anladığımız iki kadın, Hatun (Nazan Kesal) ve Nesrin (Asiye Dinçsoy) sabahın erken saatlerinde başlayan ve akşama dek süren ev temizliği işlerinde güvencesiz ve sigortasız çalışır, horlanır ve düşük ücretler alırlar. Nesrin’in kocası evi terk etmiş ve kızı Asmin’le birlikte, kocasını, Cefo’yu (Özgür Doğan) arar Nesrin.

Hatun, Nesrinlerin üst kat komşusudur. Kocası Şero (Mehmet Özgür), kahvehane işletir. Nesrin akşamları onlara gider, orada yemek yer, gece geç saatte evine döner. Yatmadan önce, kocası Cefo’yu telefonla arar ancak Cefo’nun telefonu cevap vermez.

Nesrin, parasızdır, haftada üç gün gittiği temizlik işlerinden kazandığı parayla geçinmesi zordur. Temizliğe gidebileceği yeni evler arar ancak bulamaz, iş başvurularından da yanıt gelmez. Kiracıdır ve iki aylık kirasını ödeyememiştir. Yiyecekleri tükenmek üzeredir. Sonrasında elektriği borç nedeniyle kesilir ve Hatunların evinden, kaçak olarak çektiği elektrikle aydınlatır evini. Kocasına ulaşamayan Nesrin, en son amcasını arar, ondan para ister ancak amcasının yanıtı da olumsuzdur.

Nesrin, Hatun’un Asmin’i pazara götürdüğü bir gün, Asmin’i Hatun’a bırakmanın rahatlığıyla, filmde önsemesi verildiği gibi, intihar edecektir. Burası gösterilmez, izleyiciye bırakılmıştır. Ancak daha önce mutfakta, bardağı kırdığı ve Asmin’in “anne” diye seslenmesiyle bileklerini kesmekten vazgeçtiği sahneden, Nesrin’in nereye gittiğini ve ona ne olduğunu bilir izleyici. Bir süre Hatunlarda kalan Asmin’i, amcası Hıdır köye göndermek üzere almaya gelir. Asmin’in bakımını Hatun üstlenir ve film Asmin’in Hatun’la birlikte, bir iş dönüşü sokaklarda yürüdükleri sahne ile sona erer.

Filmin, özellikle büyük kentlerde yaşayan Kürt, Alevi ve yoksul ailelere, kentleşme sürecinde yoksul mahallelerde yaşayan emekçi insanlara dair anlatımları ve kameranın baktığı yerler oldukça çarpıcı. Değişen yaşamlara bakmayı ihmal etmemiş yönetmen. Örneğin Hatunların oğlu Oktay, neredeyse hiç konuşmayan veya bir-iki sözcüklük yanıtlar vermekle yetinen, sürekli telefonuyla ve bilgisayarıyla meşgul olan bir öğrenci. Ev içindeki yaşamlar son derece dejenere olmuş. İlişkiler kötü. Herkes zorunlu birliktelikler sürer ve konuşmalar kavga ile sonuçlanır.

Filmin özellikle tüm bunların nedeni olarak kapitalizm ve onun vahşi koşullarını işaret edişi dikkate değerdir. Ev işçisi kadınların sürekli aşağılandığı, kapitalizmin bir kenar mahalleye sıkıştırdığı yaşamlar, alt üst olmuş aileler… Özellikle de iki farklı sınıfın yaşadığı mekanlarda; evlerde, sokaklarda var olan karşıtlıkları yansıtan görüntülerle bunlar çok iyi bir biçimde verilmiş ancak filmin bir umutsuzluğu da bünyesinde taşıdığını söylemek gerek. Mahallerde afişleri, yazılamaları, sloganları da görürüz. Filmin bunları sadece “göstermekle” yetinmesi ve duvarlardaki umudu, karakterlere taşımaması filmin gerçekçiliğinin de etkisini yitirmesine neden olmaktadır. Bu yaşamların bu kadar dışında mıdır o sloganlar, yazılamalar, isimleri yazılan örgütler? Yansıtılan bu emekçi kitle bunlarla ilgili ne düşünür veya hiç mi bir şey düşünmez? Filmin bu sorulara yanıt verdiğini söylemek zor.

Bu açıdan şunu da söylemek istiyor gibidir film. Evet, bir mücadele vardır, ancak bu mücadele buradaki yaşamların çok dışındadır, birileri onların adına yürütür bu mücadeleyi ama emekçilerin yaşamı farklıdır ya da iki unsur, emekçi sınıflar ve onlar adına mücadele edenler birbirlerine o kadar yabancılaşmıştır ki birbirlerinin farkında değillerdir. Bir sahne bu açıdan çok dikkat çekicidir, estetik açıdan da filmin etkileyici sahnelerinden biridir bu sahne. Asmin, annesi Nesrin’le kendi evlerinde oldukları bir gece, battaniyenin altına girer ve “Ben kayboldum… ben kayboldum…” şeklinde bir şarkı söyler . Sonra anne Nesrin de girer battaniyenin altına ve bu kez birlikte söylerler: “Biz kaybolduk…Biz kaybolduk…” Filmin yansıttığı onca gerçeğe rağmen maalesef ki altını en belirgin çizdiği nokta budur: Evet kaybolduk, umutsuzuz, çaresiziz! Çaresizlik o kadar hat safhadadır ki Hatun artık oğlu için, yaşadıkları yeri değiştirmek dışında bir şey düşünmez, Moda’dan ev alma hayalleri kurar. Nesrin’se hayatlarının hiç değişmeyeceğini düşünür. İki aylık kirasını ödeyemez, ev sahibi kapıya kadar gelir ve Nesrin borç istemek için Hatun’un kapısını çalar. Hatun para vermez Nesrin’e, Moda’dan ev alacağını söyler. Nesrin’in cevabı nettir: “Biz oralara ancak temizliğe gideriz.”

İki emekçi kadın da yaşadıkları hayatın farkındadır ancak film boyunca kendilerini bu durumdan kurtaracak fikre, bilince maalesef ki ulaşamazlar. Söylenirler, yakınırlar, ağlarlar, diğer sınıfın yaşamına bazen şaşkınlıkla bazen de açık bir hayranlıkla bakarlar ancak sistemin kendilerine sundukları ile de yollarına devam ederler. Filmin bu açıdan eksik kaldığını ve eleştirilmeye muhtaç olduğunu bir kez daha belirtelim. Onlar, çıkışı olmayan bir yaşamın içine atılmışlardır ve artık buradan kurtuluş yoktur: “Biz kaybolduk.” Filmin son sahnesi de bu çıkarımla paraleldir. Asmin’le Hatun, akşamın karanlığında Hatun’un temizlik için gittiği ev işinden dönmekte ve kendi yoksul mahallelerine doğru yürümektedirler.

Ev temizliğine giden temizlik işçisi kadınların ve ailelerin yaşamlarının doğrudan anlatıldığı bir film, tabii ki sinemamızın eksiklerindendir. Ancak bu yaşamlarının tek gerçekliğinin ezilmek, sömürülmek, intihar, dejenere olan yaşamlar olmadığını da bir eleştiri olarak eklemek gerek. “Yönetmen, hikayenin bu yönüne bakmak istemiş.” diyenler olacaktır tabii ama bu yoksul, emekçi semtlerinde umutla, inançla, türlü bedellerle bir mücadelenin yine emekçi halkla birlikte omuz omuza yürütüldüğü de bir “gerçeklik”tir. Film keşke bir iki sahne ile buralara da bakmaya çalışsaydı ve en önemlisi de bunları görmezden gelmeseydi, önümüzde gerçekten çok daha iyi bir film olacaktı.

“Biz kaybolduk…Biz kaybolduk…” diyenlerin sesine “Hayır, buradayız, kaybolmadınız, yanınızdayız.” diyenlerin sesinin de eklendiği başka filmlerin umuduyla…

İyi seyirler… yazisonuikonu

Gösterime giriş tarihi: Eylül 2015 (Türkiye)

Yönetmen: Ahu Öztürk

Sinematografi: Meryem Yavuz

Senaryo: Ahu Öztürk

Yapımcılar: Çiğdem Mater, Nesra Gürbüz

Oyuncular: Asiye Dinçsoy, Nazan Kesal, Mehmet Özgür, Serra Yılmaz, Meral Çetinkaya, Didem İnselel, Gökçe Yanardağ.

 

 



Yorum yok

Ekleyin