Birleşin diyor bize ölülerimiz

|

Mahir Çayan hiçbir yerde “Ülke faşizmin kuşatması altındaysa tüm güçler birleşmelidir” demedi.
Bu söze meylimiz birlikte direnmenin kendini dayatan aciliyetinden.

Galaksinin diğer ucunda birileri, tükenmeyiz kırmak ile dese, hem de daha henüz kırılmışken dese, gözleri yaşarmayanın insanlığından şüphe ederim. İnsan oluşu en derin derdi olarak saklayanlar ise kendi yaşamamış olsa dahi yaşamış kadar hakiki bir anılar yığını altında ezilecektir.

Kölelerin arasından “bileğinin hakkıyla” ama kendinden olanı eze eze sıyrılmak varken bir çarmıha çıkan geçecektir gözlerinin önünden. Bilgelerin en bilgesi olduğundan mütevellit ve sözünün üstünde söz olmayacağı için, düşman hukukuna göre kendi idam hükmünü yazan geçecektir. Ve daha dün, 14 yaşında bir çocuğun kapanmamış defterine kendi kanıyla çiçekler çizenler…

Dağlar var dağlardan yüce, dağlar var sırtını dağlara vermiş. Omzumuza bütün ağırlıklarıyla çökmemeleri ne mümkün…

Zahit bizi ta’n eyleme

…diye sesleniyor türkü. Yalnızca dinin sahte sofularına, zahitlere değil hukukun sahte şampiyonlarına, demokrasinin sahte peygamberlerine. İstediğin kadar efsanelerle efsunlamaya çalış hali bilmeyenlerin zihnini, yolumuz hazrete varır, dilimiz hak söyler.

Sünni ortodoksinin dışında da Allah’a giden yollar olduğunu göstermek üzere söylenmiş bir nefesin, sayılmayız parmak ile diye, gören bizi sanır deli diye, cümle âlemlere rahmet saçan yoksul ellerden, gaza-i ekber’den, çekilip hakka gitme’nin peşin peşin göze alındığı büyük savaştan dem vura vura hasmına meydan okuması tuhaf gelebilir. Sınıf mücadelesinin türlü donlara girdiğini, ezilenin ezenle her cephede çarpıştığını bilince tuhafsayacak bir şey kalmaz ama.

1968 – 78’in devrim dalgasının bu tekke şiirini bayraklaştırması; Yılmaz Güney’in Ağıt’ında kurşunun Çobanoğlu’nun bedeninden çıkarıldığı sahnede etrafını saran yoldaşlarından Ruhi Su’nun gürül gürül sesine akması;1 Erkan Oğur’un binlerce insanın huzurunda Ölüm Orucu’ndaki tutsaklar için okuması; TV dizilerinde bile düşen her devrimciyle eşleştirilmesi; ve aradan geçen onlarca yıla rağmen hâlâ marş söyler gibi aynı türküyü okumamız metaforun büyüsüne kapılmaktan ötürü müdür? Tesadüfen mi Kızıldere’den, Gezi’den, Çağlayan’dan, Suruç’tan sonra hissettiğimiz hissi dile getirmiş17. yüzyıl İstanbul’undan bir tekke dervişi?

Şiire biraz içeriden bakmak aksini görmeye yeter; şiire ve sınıf kavgasına; taşradan, “dışarıdan” değil içeriden. Parmak ile sayılmayan bizzat biz değiliz, ezilen mezhepler de değildi. Kabul edelim, azınlığız biz, daha uzun süre de öyle kalacağız. Çoğullaştığımız anda kırılıyoruz çünkü, tükenmiyoruz ama azalıyoruz, sesimizi daha çıktığı anda boğuyorlar.

Fakat biliyorlar ki mesela Küba kıyılarında 13 gerilla, mesela Kızıldere kırsalında 10 gerilla, hatta bir hücrede tek başına bir insan, milyarların sesini yırtılan ses tellerinin tek bir titreyişinde birleştirebilir. Yüz bin kitap bassalar bir öğrenci kantininde dağıtılan tek yapraklık bildirinin, yoksul bir evin duvarına yazılmış iki satırın hakikatini silemezler.

Tek sözcükte saklı yol ayrımı

Muhyi’nin nefesi devrimci ozanlarca ilk söylendiğinde sözcüklerden biri değiştirildi. “Erenlerin çoktur yolu, cümlesine dedik belî” diyordu şiir, “Erenlerin birdir yolu” dedi şarkı. İlkinde hakikate ermenin bütün yollarına “evet” deniyordu, ikincisinde hakikate ermek isteyen herkese…

Bu tek sözcüklük tashihte Türkiye sosyalizminin dönüm noktası duruyor. Karadeniz’de boğulan 15 komünistin ardında, ama yolu yenilemeyi, soluğu tazelemeyi pek başaramadan yürüyenler, somut bir koşulun somut tek bir tahlili olduğunu göstermek için “tek bir yol”dan bahsetmeliydi. Bunda bir sorun yok. Bilimsel olduğunu iddia eden her sosyalist, ülkeye yönelik tahlillerinin ve verili durumu aşmaya dair stratejisini tek doğru tahlil ve strateji olduğuna inanır.

Ancak aynı akıl, kendisinin doğru yolunu bütünüyle benimsemese bile aynı hedefe doğru başka başka yollardan yaklaşılabileceğini, hatta bu başka başka yolların tek bir “cephe”de buluşturulması gerektiğini de tahlil edip stratejisinin merkezine koyabilir. 1920 komünistliğinden 1971 komünistliğine geçiş, devrime ermek isteyenlerin tuttuğu farklı yollarının cümlesine artık “belî” demeyi öğrenmektir.

Bugün tamı tamına 70 yıldır yeryüzünde cephelerin ürünü olmayan tek bir devrim gerçekleşmedi. Halk sınıfları ve halk örgütlenmeleri 1945’ten beridir dünyanın her köşesinde, birbirlerinin elini tuttukları her yerde ya devrimler yarattılar ya depremler. Onlar ayırt etmeden öldürüyor bizi, biz ayırt etmeden kucaklasak gerek ölülerimizi.

Eleştirileri buzhaneye kaldıralım, aynı yere yönelse bile ayrı olan yolların ayrılığını unutmuş gibi yapalım demek değil bu. Sanki laf ola beri gele diye bölünmüşüz gibi geleneklerimizi feshedip hemen birleşelim demek de değil. Gezi’nin 40 yıl sonra tarihten alıp manşete çıkardığı Faşizme karşı omuz omuza sloganının çağrısına cevap vermek için gerçek bir şeyler yapmak demek. Gerçek, komplekssiz, takıntısız ve kalıcı bir şeyler…

Mahir’in söylemediği söz

Mahir Çayan hiçbir yerde “Ülke faşizmin kuşatması altındaysa tüm güçler birleşmelidir” demedi. İlk kez geçen yıl sosyal medyada karşımıza çıkan bu sözde alıntı bugünlerde tekrar tekrar paylaşılıyor. Bu sözler Mahir’e ait değil2 ama faşizme karşı birleşik bir cephe ihtiyacını o da ardılları da tekrar tekrar dile getirdiler. Bugün devletin 90’lar usulü topyekun bir saldırıya başvurduğu günlerde bu cümleye bu denli rağbet varsa bu yüzden.

Suruç’un 31 canı Serhad’ın 33 kurşununa, Sivas’ın 33 canına, Roboskî’nin 34 gülüne karışırken, bize, tam iki yoldaş elinin tutuşma noktasında saklı bir talimat bıraktılar. Çok olan yolumuzu devrimin cephesinde bir etme, yollarımızın hepsine birden belî deme, evet deme, belê deme talimatı bu.

Muhyî’nin nefesinin şarkı olarak söylemediğimiz kıtalarından birinden iki dize, bu talimata uyarsak bir sabah bizi vurmak üzere kırılan kapıların özgür bir ülkeye açılacağını müjdeliyor: Her seher açılır solmaz, bahara erer gülümüz. yazisonuikonu

@prometeatro | yazilama.net

LO LO… LE LE… BRA!

  1. Bu son bağlantıda şiirin tam metni ve bugünkü Türkçe ile –bir parça genişletilmiş– yorumu da bulunuyor.
  2. Bu sözün web’de görebildiğim ilk paylaşımı burada. Taradığım Mahir kaynaklarında sözü göremedim. Alıntının kökeni konusunda yanılıyorsam lütfen düzeltin.


Yorum yok

Ekleyin