Bir Demokratik Cephe’ye ihtiyacımız var

|

Önümüzde gerçek bir Demokratik Cephe’nin olanağını var. Bir Demokrasi Cephesi, bir Devrim Cephesi ile birlikte halk güçlerinin açık faşizme meyleden rejim içindeki en önemli olanaklarından birini oluşturuyor.

istanbul_bakirkoy_1mayis2016-demokratik-cepheBu yılın başlarında hazırlanan ve son notta belirtilen nedenlerle ancak Haziran ayında Sendika.Org’da yayımlanan aşağıdaki satırların darbe girişimini takip eden baskılar dönemiyle birlikte daha da güncel olduğunu görüyoruz.

Bu yazının hazırlanmasının öncesinde ve sonrasında demokratik cephe veya demokrasi cephesi fikri birçok kesim tarafından dillendiriliyor. Bu, söz konusu fikrin çok yeni olmasından değil, açık faşizme meyleden rejime karşı Gezi’den bu yana güç kaybeden halk güçlerinin önünde Devrimci Cephe ile birlikte en önemli taktik seçeneklerden biri olmasından.

Bir yandan da bu tartışmayı burada önerilen ruh halinin tam tersi bir kısır rekabetçilikle, beceriksiz bel altı darbelerle yapmaya çalışanlar da oldu. Bu çabanın veciz ifadelerinden biri Yusuf Karagöz ismini kullanan yazarın Etek ve Bıyık başlıklı yazısı.

Bu toprakların ilk “demokratik” cephelerinden birini gerçekleştiren Börklüce Ayaklanması’nın 600’üncü yıldönümünü hatırladığımız bugünlerde yazıyı buradan da paylaşıyorum.

yazisonuikonu

Giderek daha çok kesim ve kişi yaşadığımız günleri “faşizm” kavramı ile ilişkilendiriyor. Faşizmin hemen öncesinde mi, daha başında mı, zaten çoktandır ortasında mı olduğumuz hususunda rivayet muhtelif, faşizmimizi niteleyen sıfatlar da net değil (islami, sömürge tipi, açık, gizli vb.) Yine de, Kürdistan’da kasaba kasaba gerçekleştirilen imha operasyonları ve Barış İçin Akademisyenler’in bildirisine gösterilen oransız tepki ile birlikte baskının seviye atladığı aşikâr.

Akademisyenlerin bildiriyle birlikte, en ılımlı düzeyde ifadelerin bile “özgürlüğünün” olmadığı, burjuva demokrasisinin en göstermelik ilkelerinin bile hiçe sayıldığı, iktidarın keyfinin istediği her şeyi, tutarlılık ve asgari burjuva demokrasi ilkelerini gözetmeksizin gayrimeşru ve yasadışı ilan ettiği hemen herkesçe görülüyor.

Bir gecede katledilen onlarca tutsağın, katilleri devlet korumasındaki Hrant’ların, Roboskî’lerin, Gezi’lerin, Gazi’lerin, Cizre’lerin, aylardır her gün ama her gün ölen sivillerin, Kürdistan sokaklarını dolduran çocuk ölülerinin, ev baskınlarında vurulanların bu güne dek faşizm tespiti yapmaya yetmemiş olmasına kırılabiliriz.

Yine de bir momenti daha kırgınlıklarla, küskünlüklerle kaçıracak lüksümüz yok. Çünkü Gezi’den beri, günler, bir ihtiyacı suratımıza çarpıp duruyor:

Muhalefetin cepheleşmesi

Taksim Dayanışması ve ülkenin her köşesindeki irili ufaklı forumlar/meclisler böylesi bir blokun oluşması için kusursuz bir fırsattı. Biz bu fırsatı Taksim/Kadıköy tartışmaları ve seçim bloklaşmaları ile har vurup harman savurduk. Gezi’de tokadı yiyen iktidarın baskı mekanizmasını gevşetmiş olmasının rehavetiyle birbirimizin yakasına yapıştık. Çatıştık ve bölündük.

Gezi bitmek tükenmek bilmeyen seçimlerle sönümlendirildi, devrimci coşku parlamenter umutların değirmeninde öğütüldü, Soma’da ve 17-25 Aralık’ta geri kalan soluğumuzu da harcadık ve takvim, bu toprakların katliam tarihindeki en kara sayfalardan ikisine, Suruç ve Ankara’ya geldiğinde yalnızca bölünmüş değil bunalmıştık da.

Yeryüzünün gördüğü en büyük kitle hareketlerinden ve tarihin sunduğu ender fırsatlardan birini daha böylece değerlendirememiş olduk.

Artık gerileyecek yerimiz yok.

Onca umut bağlanan parlamentoya gönderilen vekillerin 90’lar tarzı bir operasyonla alaşağı edilmeleri rahatça telaffuz edilip kabulleniliyorsa, en etkisiz eylem biçimlerinden biri olan “imza kampanyası”na 12 Eylül’de bile gösterilmeyen bir tahammülsüzlükle saldırılıyorsa, bu durum, iktidarın bastığı zemine hiç güvenmediğini de gösterir, doğrudur. Ama kabul edelim ki, en çok da, siyasal mücadelede bir güç olarak ağırlık yitirdiğimizi gösterir.

Bu ağırlığı ancak (adını öyle koysun ya da koymasın) faşizme karşı hiç kimseyi dışarıda bırakmayacak bir cepheleşmeyle geri kazanabiliriz.

Kimse “Bizim falanca blokumuz, partimiz, girişimimiz var, buyurun” kinizmine gönül indirmesin. Kimse uzun teorik ve teknik tartışmalara vaktimiz olduğu hayaline kapılmasın. Ne yazık ki bugüne dek bütün birlik girişimleri muhalefetin azınlığının oluşturduğu bir platformun tepesinden “Birlik burada, buyurun gelin, gelmiyorsanız birlik istemiyorsunuz” diye nafile seslenmelerden oluştu. Ne Haziran Hareketi (halklaşmış bir muhalefet hareketi olarak Kürt Siyasi Hareketi’ni saymazsak) ne de HDP / HDK bunun istisnası değil.

Adının bütün terimlerini hak eden gerçek bir demokratik cephe için şu asgari müşterekleri öneriyorum.

Demokratik Cephe,

  • Her kesimin ortaklaşacağı karşı çıkışları koordine ve organize etme hedefini gütmelidir.
  • Faşizme / mevcut rejime karşı itirazı olan hiç kimseyi ve hiçbir kesimi dışarıda bırakmamalıdır.
  • Teorik ve kavramsal tartışmalardan özenle uzak durmalı, muhalefetin bütün kesim ve bireylerini kucaklayacak bir “asgari dil” benimsemelidir.
  • Mümkün olan her gündemde birlikte davranmayı zorlamalı, fakat birlikteliğin sağlanamadığı durumları cepheyi dağıtma vesilesi olarak görmemelidir.

Yok olmamak için değil anlamlı bir var oluş için

Faşizm kavramının kendisi kangren olmuş bir tartışmanın vesilesi. Ülkemiz solunun terimlerine ne denli sadakatle bağlı olduğu düşünülecek olursa, bu cephenin “toplumsal muhalefet sözleşmesi”nde karşı olunan egemen bloku “faşizm” diye tanımlamak şart değil.

Otoriter rejim, Bonapartist rejim, totaliteryanizm, diktatörlük, faşizm… Adına ne dersek diyelim, neye karşı olduğumuzu biliyoruz. Faşizmlerin alametifarikası çok geniş kesimleri, en beklenmedikleri bile karşısına alma konusundaki sınırsız becerisidir. Mevcut rejim, demokrasicilik, cumhuriyetçilik, laiklik, parlamenterlik oyunlarını bir kenara bırakıp açık bir faşizme doğru ilerlerken bu gidişe karşı olan kesimlerin sayısı giderek artıyor. Bu da önümüze gerçek bir Demokratik Cephe’nin olanağını  koyuyor.

Bunu gerçekleştiremezsek yok oluruz, şimdi birleşemezsek zindanlarda ve darağaçlarında birleşiriz” gibi apokaliptik bir savla bitirmek istemiyorum. Bu toprakların devrimi çok kıyamet yaşadı. Cennete henüz varamadıysak da cehennemi defalarca yaşadık.

Ama vardık, varız ve var olacağız.

Varlığımızı daha güzel, daha anlamlı bir ülkede yaşamak için ihtiyacımız var mevcut rejime karşı hiç kimseyi dışarıda bırakmayan gerçek, sağlam ve kalıcı bir Demokratik Cephe’ye. yazisonuikonu

@prometeatro

 

NOT: Bu yazının ilk taslağını bu yılın başında hazırlamıştım. Hiçbir temsiliyeti ve aidiyeti olmayan, halktan bir birey olarak bir Demokratik Cephe çağrısı yapmanın ne denli anlamlı olduğundan emin olamadığım için bu vakte dek yayınlatmadım. Bugün bu türden birlik çağrıları giderek çok daha fazla kişi ve kesim tarafından yapılıyor. İhtiyaç kendini çok daha fazla hissettiriyor. Herkesin kendi geleceği hakkında söz söyleme hakkı varsa bu da benim sözüm.

Yazının Sendika.Org’da yayımlanan ilk hali için tıklayın



Yorum yok

Ekleyin