Bi’ kere vericem

|

HDP’ye oy vermeyi bir tahkimat olarak ele almalıyız.

bikerevericem

Başlık yanıltmasın, mavra yapmayacağım. İlgi çeksin diye böyle yaptım. Konu, HDP’ye oy verip vermemekle ilgili.

  1.  …………………………..
  2. ……………………………
  3.  ……………………………
  4. ……………………………
  5. ……………………………
  6. ……………………………

7- 8. 9. 10. ……………………

Listeyi bu şekilde ulusalcı, devrimci, laik, milliyetçi, dindar, aklınıza gelebilecek tüm bakış açılarıyla HDP’ye yönelik eleştirilerinizle doldurabiliriz. Hepsi de kendi içinde haklı yanlar taşıyabilir.

HDP’ye baktığımızda tartışılacak çok şey buluyoruz. Ama ben bugün bunların hiç biriyle ilgilenmiyorum.

Süleyman Altunoğlu‘nun güzel bir yazısı yayımlandı geçen gün Siyasol’da: Düzenle devrim arasında durmak. Oraya ekleyebileceğim tek şey; teoriyi hatırlamak zamanı kısmına “ve geliştirmek” ifadesi olabilir. Yazıda, bugüne kadar HDP eleştirilerinde görünmeyen AYYÖŞ meselesi vardı. Bu mesele Avrupa’da önemli. Başarıya ulaşmış (!) tek bölgesel birlik düşüncesi AB’ninki. Bu da bölgeselcilik ve bölgeselleşme gibi kavramları uluslararası ilişkiler yazınına kazandırdı. Bu kavramlar özünde sermayenin güçlenmesini önemseyen düşüncelerden gelişmiştir.

Türkiye’de TİP gelişti, ardından Mahir’ler, İnan’lar, İbo’lar gelişti.

Yerele önemi sermaye açısından okuyabilirsiniz. Ulus devletler uzun bir süre daha yaşamın gerçekliği olacak. Diğer yandan ise bölgeler birbirini etkileyen bir düzeye geldi artık. İnternet ve hızlı iletişim, hızlı etkileşim dönemini yaşıyoruz. Venezuella‘daki bir olay Uruguay‘da tartışma yaratabiliyor. Yunanistan‘daki bir gelişme Türkiye’de fazlaca konuşulabiliyor. Davranışları, olaylara bakışları değiştirebiliyor. Buna ben bölge etkisi diyorum.

Bölge etkisi, ulus devlet içinde de gelişebiliyor. HDP bunun bir örneği.

Türkiye’de TİP gelişti, ardından Mahir‘ler, İnan‘lar, İbo‘lar gelişti. Onların etkisi 70’leri ve Karaoğlan olgusunu getirdi. 80 sonrası SHP‘de bir yükseliş yaşandı. Aynı dönem devrimci hareketlerde de bir gelişme yaşandı. Ardı sıra CHP ile birlikte o sosyal demokrasi kayboldu ve devrimci hareketler meşruluk sorunuyla karşı karşıya kaldılar. Meşruluk sorununun yaşanmasında PKK’nin de büyük etkisi vardı. Devrimcilerin bu noktada eksikliğini ve halkı örgütleyememelerini, cephe olgusunu militan grubuna indirgemelerini Altunoğlu, bahsettiğim yazısında çok güzel özetlemişti. Sorun kitlelerin beklentilerine karşılık verememekle ilgili.

Sosyal demokrasi tekrar gündem konusu.Ovacık Belediye Başkanı’nın yaptığı işleri MHP’liler örnek olarak paylaşıyor. Bu basit paylaşım bile bir veri. İnsanlar değişim istiyorlar.

ABD’de başlayan 2009 kriziyle dünya halklarında alternatif arayışları arttı. Yunanistan’da krizle başlayan ayaklanmaların sonucu SYRIZA güçlendi. Oradaki ayaklanmalar Türkiye’de kendini Gezi ile gösterdi. Aleksis ve Berkin olundu. Gezi de Yunanistan’ı etkiledi. SYRIZA bunu oy olarak kendine çevirdi. Ne yaparlar bilemiyoruz ama devrimci güçlerin, bu atağı nitelik açısından güçlendirme şansları var.

HDP, kendine SYRIZA’yı örnek aldı. Eksiği fazlası, doğrusu yanlışıyla bir etki yarattılar. Sosyal demokrasi tekrar gündem konusu. Yolsuzlukların durdurulması gerektiği, asgari ücretin yükselmesi gerektiği, şeffaf devlet isteği vb. konular seçimin ana gündem maddesi oldu. Facebook’ta Ovacık Belediye Başkanı‘nın yaptığı işleri MHP’liler örnek olarak paylaşıyor. Bu basit paylaşım bile bir veri. İnsanlar değişim istiyorlar. Değişimle beraber bir refah ortamı oluşmasını da istiyorlar.

Türkiye’nin AKP eliyle Suriye‘deki savaşa dahil olması, IŞİD‘in güçlenmesi, tepkiyi de getirdi. Hareket halinde cihatçıların Türkiye’de bulunması kitlelerde bir tedirginlik yaratıyor. YPG‘nin -çok tartışılan- Kobanê savaşı batıda özellikle laik kesimlerde etkili oldu. Bu şu an HDP’nin oy yükselişinde de etkisi olan bir nokta.

“Bırakınız denge bozulsun, kitleler ayaklansın” denilebilir. Ama bu da denge noktasının kitle ayaklanması olacağı anlamına gelir. Peki kitle ayaklanması yaratacak örgütlü bir güç var mı?

Diğer yanda ise “Başkanlık isteği”nin faşizmin artan baskılarını getirecek olması bir gerçek olarak duruyor. HDP’nin barajı geçip T.B.M.M.’ne girmesi, “Başkanlık isteği”nin önüne geçilmesi olarak görülüyor. Muhalefetin uzun süre işlevsizliği, bir kibir ve “ne istersem yaparım” havasını getirdi. Bunun önünün kesilmesi için HDP’nin meclise girmesi önemseniyor. “Devlet”te denge unsuru olarak görülen yasama-yargı-yürütme kurumları dengesizleştiği için, kitleler muhalefeti denge unsuru olarak öne çıkartıyorlar. İşte asıl üstünde durulması gereken yer bu denge noktası konusu.

“Bırakınız denge bozulsun, kitleler ayaklansın” denilebilir. Ama bu da denge noktasının kitle ayaklanması olacağı anlamına gelir. Peki kitle ayaklanması yaratacak örgütlü bir güç var mı? Gezi yeniden mi gelecek? Gezi mutlaka gelecek. Ama kendiliğindenci gelirse sönüp gidecek. İşte o zaman iyice dengesizleşeceğiz.

Bugün için önümüzde küçük de olsa alan açılabilecek bir nokta var: Durdurulabilirlik.

Bu aynı zamanda devrimci gelişimin önünü açacak diye düşünüyorum. Eğer ki bu değerlendirilebilirse o küçük alan büyüyecek, bölge etkisiyle beraber kendini, yakın çevresini de etkileyecek. Çünkü, demokratik alan ne kadar güçlü olsa da gelişen çatışmalar içinde kendine daha etkileyici, daha kapsayıcı bir örgütlenme arayışına girecek kitleler. Bu arayışa hazırlık bence bugün daha önemli. HDP’yi tahkimat olarak görmeliyiz.

O yüzden diyorum ki; ben bi’ kerecik oy vereceğim HDP’ye. yazisonuikonu



  1. Tigin Öztürk

    Bu mantıkla alan açmak için 70’lerde Karaoğlan’a, 80’lerde SHP’ye, 80’larda ÖDP’ye mi oy verilmeliydi? Alan sokakta açılır. Meclis ise sokakta açılan alanın kapatılması, halkın hapsedilmesi olmasın sakın.
    Yazı en azından HDP’nin sosyal demokrat bir parti olduğunu söylüyor bize ama bu mantık halkı her seçim dönemi sosyal demokrat veya reformist bir partiye oy vermeye götürüyor ki bunun sonucunda 70’lerdeki, 90’lardaki ve Gezi’deki büyük potansiyel düzene kanalize edilmiş oluyor.
    TİP örneği ise sürekli veriliyor ama zamandan ve mekandan koparılarak. TİP ve öncesinde Türkiye’nin somut koşullarını tahlil edip oradan yola çıkan devrimci bir parti yok. 70’li yıllar Türkiye’nin devrimci öznelerini çıkarmış. Bundan sonra her on yılda bir bir sosyal demokrat parti bize yol açsın, o yoldan ilerleyelim demek kitleleri parlamentarizme itmektir.

  2. mehmet ışık

    Yazınızın genelıne baktığımızda oy verecek olsanız da HDP ıçın eleşırılerınızın olduğu anlaşılıyor. Ancak son paragrafta dıle getırdığınız ”Bu aynı zamanda devrimci gelişimin önünü açacak diye düşünüyorum” cümlesı sızın maksıst teorıyı ya bılmedığınızı (buna ıhtımal vermıyorum ) ya da HDP yı savunma adına böyle bır cümle kurduğunuzu anlıyorum. Syrıza örneğın de yaşanacağı üzere parlemento devrımcılerı ehlıleştırır. Anarşıst ve mılıtan ruh sosyal demokrasıye evrılır kı bız şımdıden bunun örneklerını görüyoruz. Türk bayrağı M. Kemal reyhanlı da hükümetten yana alınan tavır DHKC nın AKP ye saldırılarına sarfedılen sözler. Neyse sız oy vermeden son cümlenızı bır daha gözden geçırın derım.


Yeni yorum ekleyin.