Benim 8 Mart’ım anneannem

Necla Turgut |

Muhalif kimliğimin ilk harcını anneannem attı diyebilirim. 1973 seçimlerinde dedemin baskılarına rağmen mührünü altı ok olan yere basmıştı. Dedemden kaburgaları kırılacak kadar dayak yemişti.

yaslikadin

Hikayesi olmayan kadınlardı. Yeryüzündeki çoğu kadın gibi. Ne doğduğu tarih bilinir ne de kesin ölüm tarihi. Altı yıl önce soğuk bir kış günü yatağında uyurken öldü. Uzun sayılacak ömrüne nice hayatlar sığdırdı. Kendine iğne ucu kadar bir yer aramadı. Dağların taşıyamayacağı yükü kaldırdı, tüy kadar da olsa bir omuza dokunmadı. Alnında biriken terleri silmek için bile zamanı olmadı. Aman, of kelimeleri dağarcığında yoktu. Yattığı ve kalktığını gören olmazdı. Hep uyanık ve ayaktaydı.

On çocuk büyüttü, sayısını bilmediği torununa kol kanat gerdi. Çocuklarını nasıl sevdi, okşadı bilinmez. Ayıptı çünkü. Nasıl bir günahtı ki çocuklarının yanında bile yemek yemeye utanırdı. Yiyemezdi. Kahkahayı duymuşluğu vardır belki, neşeye dair zaman zaman yüzünde mahcup bir gülümse. Masumiyeti insanda acıma ile karışık şefkat duygusu uyandırırdı. Anlattığım kadın benim anneannem.

Çocuklarda adalet duygusu, sevdiklerine yapılan haksızlıkla zedelenir herhalde. Bende öyle oldu. Muhalif kimliğimin ilk harcını anneannem attı diyebilirim. 1973 seçimlerinde dedemin baskılarına rağmen mührünü altı ok olan yere basmıştı. Dedemden kaburgaları kırılacak kadar dayak yemişti. Anneannem, gölgesinden bile korktuğu dedemin dediğini yapmamış üstelik bunu ifşa etmişti. Hatta içimden anneanneme kızmıştım, “Dayak yiyeceğini bile bile keşke açıkça söylemeseydi.” diye.

Dedem, köy koşullarında varlıklı biriydi. Halk deyimiyle el kapısı görmemişti. Kapısı her daim açık, sofrası hep hazırdı. Dışa karşı olabildiğince hoşgörülü ve cömertti. Sözü, sohbeti değerliydi. Dışa ne kadar açıksa ailesine karşı o kadar kapalıydı. Öyle ki çocuklarına, onları nüfusa yazdırdığında sırasını ve adlarını karıştıracak kadar yabancıydı. Dedem Milli Görüşü temsil eden partilerin köydeki temsilcisiydi. Desteklediği ve oy istediği partinin karşıtı olan partiye anneannemin bile isteye oy vermesi, elbette O’nun açısından kabul edilebilecek bir durum değildi.

Anneannem, adını bile bilmediği partinin simgesi altı oka hep sadık kaldı. Anneannem ile altı oku temsil eden partinin asık yüzlü yaşlı erkekler topluluğu arasındaki bağını(sızlığını) sorgulamam uzun zaman sonra oldu. Nasıl bir bağdı bu? Uğruna dayak yediği asık yüzlü erkeklerden herhangi biri kapısını çalmamış, çayını içmemiş, hatırını sormamış, hayatına hiç dokunmamıştı. Belki de koca evrene bedeni ve emeği ile değer katan anneannem, onu yok sayan zihniyetle cisimleşen dedeme karşı, O’nun hasım bellediği tarafta olmakla varlığını ispatlıyordu. Kim bilir.

Çocuk aklım ve yüreğimle, anneannemin dayak yemesine duyduğum öfke ile mi yoksa doğru yaptığını düşündüğüm için mi bilemiyorum, o günden sonra yapmam gerektiğini söylenenin tersini, olmam gerektiği söylenen yerin karşısında, güçlü olanın değil de zayıf olanın yanında oldum.

Anneannem ile aramdaki derin bağ, ne bir gün başkaları tarafından duyulacak bir söze döküldü ne de görünür kılan bir fiile. Zor zamanlarımın teklifsiz, gönüllü açık kapısı. Nasihat barındırmayan, koşulsuz kabulü ile güvenli sığınağım.

Ne zaman içinde kadın olan bir söz ve eylem duyarsam aklıma ilk anneannem gelir. İşte bu nedenlerle benim için 8 Mart her daim anneannem demek. Anın önünde saygı ile eğiliyorum. yazisonuikonu



Yorum yok

Ekleyin