Ben devletim öldürürüm

Rasim Öztaş |

Eskiden Beyaz Toros’larla kaçırıp gözlerden uzak yerlerde katlediyorlardı. Şimdi Dilek Doğan’ın katledilmesinde olduğu gibi anne ve babasının gözü önünde, aleni bir şekilde katlediyorlar.

Halil Nebiler’in Cumhuriyet Gazetesi’nde çalışırken yazdığı “Ben Devletim Vururum”, “Ben Devletim Suçlarım”, “Ben Devletim Fişlerim”, “Ben Devletim Pasaport Vermem”, “Ben Devletim Sakat Bırakırım” kitap serisi vardı. Belki bilenler, okuyanlar vardır.

Halil Nebiler’in yazdığı bu seri kitaplar 1980’li yıların sonunda yazılmış. Bu kitaplara, bir de son yıllarda yaşananlara baktığımızda, aradan geçen onca zamandan sonra değişen bir şeyin olmadığını görüyoruz. Devlet hâlâ katletmeye, sakat bırakmaya, işkence yapmaya devam ediyor.

Başbakan Davutoğlu’nun “Tek başına iktidara gelmezsek tekrar Beyaz Toroslar ortaya çıkar,” sözünden ya da tehdidinden de anlaşılacağı gibi, eskiden Beyaz Toros’larla kaçırıp gözlerden uzak yerlerde katlediyorlardı. Şimdi Dilek Doğan’ın katledilmesinde olduğu gibi anne ve babasının gözü önünde, aleni bir şekilde katlediyorlar.

Katlettikleri çocukların annelerini insanlara yuhalattıran cumhurbaşkanlarına sahibiz ne de olsa. Üstelik katliam emirlerini “ben verdim” diyecek kadar da pervasız, katliamlarına devam edeceğini söyleyecek kadar bu halka düşman.

12 Eylül’den bugüne…

Bugün gelinen noktada 12 Eylül hukuğundan daha geride olduğumuzu söylemek mümkün. 12 Eylül hukuğundan daha geri bir noktadayız; çünkü en azından 12 Eylül’de çocukların yaşını büyütüp öyle asıyorlardı. Faşizim hukuğu olsa da, 12 Eylül’de kendilerine göre yarattıkları hukuğa uymaya çalışıyorlardı.

Bugün 12 Eylül hukuğunu çiğneyecek pervazsızlıkta suçlar işleyerek insanları katlediyorlar. Gezi direnişinden bugüne kadar katledilen çocukların katlediliş biçimlerine baktığımızda, Suruçta, Ankara’da patlayan bombalara baktığımızda, bu pervazsızlığın, halka düşmanlığın ve kinin hangi boyutlarda olduğunu görmemek için kör olmak gerekiyor.-

Bugün daha geri bir noktadayız; çünkü uluslararası hukuğu çiğneyecek kadar pervazsılıkta, IŞİD’ci katil sürülerine binlerce tırlık silah sevkiyatı yapıp, yüzbinlerce Suriyelinin katledilmesinde uluslararası savaş suçu işlemekten kendini alamayacak kadar suça bulanmış bir cumhurbaşkanı, başbakan ve hükümete sahibiz.

Tayyip Erdoğan ve şürekası bugün değil, hükümete geldikleri andan itibaren bu düşmanlığı her boyutta sergilediler. Sorun bunu görmek isteyip istememekte yatıyor. Bu nedenle son dönemde Fehmi Koru gibi bazı küskün islamcı köşe yazarlaryla, liberal yazarların “yanıldık” demelerinde hiçbir samimiyet yok. Yine bu nedenle Murat Belge’nin “Kandırıldık, desteklediğimiz uydurma bir Erdoğan’mış,” sözlerinin hiçbir samimiyeti yok.

Sadece Murat Belge’de değil, böylelerine son dönemde sıkça rastlıyoruz. İşte bu nedenle “yetmez ama evetçiler”e, “akil insan” olmak için Tayip Erdoğan’ın önünde el pençe divan duran insanlara baktığımızda, onların da bugün akan kandan bu hükümet ve Kaçak Saray’daki kadar sorumlu olduklarını söylemek yanlış olmayacaktır.

Böyleleri her dönemin adamı oldukları için yine kapısını aşındırıp yardakçılığını yapacakları birilerini bulurlar bulmasına da; yapılan bunca zulme destek çıkıp, payandalık yapmanın hesabını halka nasıl verirler bilemiyorum.

Şair neredeyse elli yıl önce söylemişti “Bunlar engerekler ve çıyanlardır / Bunlar aşımıza, ekmeğimize göz koyanlardır / Tanı bunları, tanı da büyü1 diye.

…umudu yitirmek yok

Bu halk ekmeklerine, aşlarına göz koyanları, çocuklarını, genç kızlarını katledenleri tanıyor. Engerek ve çıyanları tanımayanlar, her şeyi en doğru ben bilirim edasında kanal kanal dolaşan, gazete köşelerinde ahkâm kesen aydıncıklar. O nedenle bugün “yanıldık” deyip günah çıkartmaya çalışıyorlar.

Bunları tanımak istemeyenler, tanıdığı halde çıkarları ya da rahatları gereği tanımazlıktan gelenler, tanımak istemedikleri zulüm düzenlerine destek verenler “yanıldık” deyip küçük bir günah çıkartma ile ortak oldukları suçların vebalinden kurtulamazlar. Çıkıp açıkça halka “Bu katliamların işlenmesine ortak olduğum için sizden özür diliyorum,” demeleri gerekiyor.

Ölüm hep bana, bana mı düşer usta2 diye sormuyoruz. Biliyoruz ölüm ezilenden, sömürelenden, Kürt kimliğine sahip çıkandan, Alevi inancını yaşamaya çalışandan yana düşüyor.

Bunu yanıbaşımızda toprağa düşenlerden biliyoruz, işkence çığlıklarından biliyoruz, her zaman yakınımızda patlayan bombalardan biliyoruz, yoksulluğumuzdan, ezilmişliğimizden biliyoruz. Bu zulümler, katliamlar devam ettiği sürece ölümler, işkenceler hep bizden yana düşecek. Analar yine çocukları için ağlayacaklar.

Umudu yitirmek yok. Bugün ölen biz olsak da, analar ağlamaya devam etse de umudumuzu korumaya devam edeceğiz. Zulme karşı bu kavga sürecek “Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya kadar.”3 Birgün gelecek hep beraber güleceğiz, “Gemileri maviliklere süreceğiz”4 yazisonuikonu

  1. Ahmet Arif
  2. Refik Durbaş
  3. Adnan Yücel
  4. Nazım Hikmet


Yorum yok

Ekleyin