Başka bir yaşam için ölümü göze almak

Ulaş Yılmaz |

Direnme fiiline gönüllü birey, ölümü göze alan bireydir. Bunun anlamı, bireyin kendine ölümü amaç kılması değildir. Aksine, birey fiiliyle, kendisine dayatılan baskı koşullarını reddettiğini ve insana yaraşır bir yaşamı kazanmak için ağır bedellere göğüs germeyi kabul ettiğini ifade etmektedir.

Biz-de-sizi-seviyoruz

Kadıköy’de yolu bir şekilde Nejat ile kesişmiş, onunla oturup sohbet etmiş, bir çay içmiş birçok kimsenin aklında bir süredir aynı soru var: “Başka bir yaşam için ölüm göze alınabilir mi?”

Bu soru, Berkin için hesap soran devrimcilerin ardından, daha da öne çıkmaya başladı. Başka bir ifadeyle; son olan-bitenler sonrası, aslında hiçbir zaman kaybolmayan bir tartışma önemli ölçüde harlanmış oldu. Bu tartışmanın köklerinin insanlık kadar eski olduğu söylenebilir, ancak esası sınıflı toplumların doğuşuyla başlar.

Tarih açıkça, sınıflar arası karşıtlığın daima asimetrik bir çarpışma olduğuna işaret eder. Toplumu yeniden ve yeniden üretebilmek için gerekli olan araçları elinde tutan sınıflar, diğer sınıfları baskı altında tutabilmenin araçları olan silahları da elinde tutarlar. Bunları, kendi sınıfına yabancılaştırdığı özneler aracığıyla kullanırlar.

Baskı düzeyi yüksek iktidarlar konu edildiğinde ise, namluların daha çok yere değil de emekçilere doğrultulduğu görülür. Bu noktada varlığını kendi emeğine borçlu olan sınıf kendisine kastedildiğinde, çoğunlukla bedeni ve el yapımı basit silahları dışında pek bir araca sahip değildir. Ne var ki böylesi bir durumun, direnme pratiklerini ve onların birer sonucu olan kazanımları ve dahası utkuları önleyemediği görülmektedir.

Öyle ki; verili yoksunluk haline karşı direnenlerin elinde yaratıcılık, araçları düşmanından temin etme deneyimleri (el koyma, kamusallaştırma), yabancılaştırılan özneleri saflarına tekrar katma girişimleri gibi birçok olanak bulunur. Yine de tüm bu pratikler sırasında direnenler, asimetrik koşullar nedeniyle ağır bedeller ödemeyi de göze almak zorunda kalırlar. Bu bedellerin en ağırı ise ölümdür.

Ağır baskı koşulları altında direnme fiiline gönüllü birey, ölümü göze alan bireydir. Bunun anlamı, bireyin kendine ölümü amaç kılması değildir. Aksine, birey fiiliyle, kendisine dayatılan sömürü ve baskı koşullarını reddettiğini ve insana yaraşır bir yaşamı kazanmak için ağır bedellere göğüs germeyi kabul ettiğini ifade etmektedir.

Bu bakımdan devrimciler, yaşamın karşısına uydurdukları bir takım hikâyeleri değil; tam anlamıyla yaşamı, ama elleriyle ilmek ilmek ördükleri, sömürünün değil emeğin odak noktası olduğu bir başka yaşamı koyarlar. Bu açıdan başka bir yaşam için ölümü göze alan bireylere ilişkin “yaşatmak için öldüler” ifadesi onları tam anlamıyla yansıtan bir ifadedir.

Bu ifadeyi taşımış bir devrimcinin, bir Alman devrimcinin 1943 yılında babasına yazdığı son mektubunun satırlarına ve hatta satır aralarına bakarak, baştaki soruya verilen açık bir yanıtı bulabilmek mümkündür:

“Sevgili Babacığım,

Güçlü ol! Yaşadığım gibi ölüyorum; sınıf kavgasında bir savaşçı olarak. Kendine komünist demek kan dökmek zorunda kalmadığın sürece kolaydır. Gerçekten öyle olup olmadığını sadece kendini kanıtlaman gereken vakit geldiğinde gösterirsin.

Ben öyleyim baba… Savaş uzak bir zamanda sona ermeyecek ve böylece sizlerin de vakti gelecek. Bugün benim geçmek zorunda olduğum bu yoldan halihazırda geçmiş ve geçecek olanları ve Nazilerden tek bir şey öğreneceklerini düşün; her zayıflık kanla ödenmek zorunda kalacaktır.

O halde merhametsiz ol! Dik dur!

Ah babacığım, sevgili babacığım, sen değerli ve iyi bir insansın! Keşke ölümümün etkisi altında kalabileceğinden korkmak zorunda olmasam. Metanetli, metanetli, metanetli ol ! Sınıf kavgasının samimi, ömür boyu bir savaşçısı olduğunu kanıtla !

Ona yardım et Frieda, onu cesaretlendir. Onun yenik düşmesine müsaade etme. Yaşamı artık kendisine değil harekete aittir. Şimdi eskisinden binlerce defa fazla.”

 

Berlin’de ya da İstanbul’da, okuyanda, dinleyende aynı ya da benzer hisleri, imgeleri, düşünceleri uyandıran sözcükler. Çarpışırken başka bir yaşama olan inançlarından gayrı hiçbir şey düşünmeyen, ama o yaşam için tıpkı milyonlarcası gibi ölümü de göze almaktan çekinmeyen, Ahmet Telli’nin ifadesiyle “serüvenciler”e ait sözcükler. Her harfinde halka olan sevgisini fısıldayan sözcükler… yazisonuikonu

 



Yorum yok

Ekleyin