Aşkın sanal hali, tüm gerçekliğiyle…

|

Spike Jonze’un ‘Her’ filmi yakın gelecekte geçen yarı bilim-kurgu, yarı distopik bir aşk filmi. Film bir insanın yapay zekâ ile aşkını anlatıyor.

HER

Şimdi sen gidiyorsun ya, herkes sana benzeyecek.
— Yılmaz Erdoğan

Geleceğe Dönüş II1 filminde kahramanımız Martin Seamus -kısaca Marty diye biliyoruz- 2015 senesine bir yolculuk gerçekleştirir. Bu yolculukta uçan arabalar, uçan kaykaylar ve bilim-kurgunun el verdiği hayalgücü çerçevesinde çeşit çeşit acayipliklerle karşılaşır. Filmin çekildiği yıl olan 1989 göz önüne alındığında, filmin yönetmeni Robert Zemeckis, 26 yıl içinde dünyanın başka bir yere dönüşeceğini düşünmüştür tüm iyi niyetiyle. Sonuçsa beklendiği gibi değil.

Bu 26 yılda belki uçan arabalara ya da uçan kaykaylara sahip olamadık ama aslında çok daha başka bir şeye sahip olduk: “Yapay Zekâ”ya.

Spike Jonze’un Her (Aşk, 2013) filmi yakın gelecekte geçen yarı bilim-kurgu, yarı distopik bir aşk filmi. Film bir insan ile bir yapay zekânın aşkını anlatıyor.

Dijital asistanla aşk

Thedore, 40’lı yaşlarına merdiven dayamış, ne çok yakışıklı, ne çirkin, ortalama bir insandır. Bir şirkette metin yazarı olarak çalışan Thedore karısıyla boşanma arifesindedir. Yaşadığı bu depresyon onu yalnızlaştırmıştır ve Thedore evden işe, işten eve giden, boş vakitlerinde oyun konsolunda hologramlarla oyun oynayan birine dönüşmüştür. Neredeyse hiç arkadaşı yoktur.

Thedore bir gün bir alışveriş merkezinde tanıtılan yapay zeka işletim sistemini satın alır. Thedore ve kişisel asistanı Samantha arasında başlayan bu ilişki, önce arkadaşlığa, ardından sevgililiğe dönüşür. Hatta bu bir tarafı bedensiz ilişkide, duyguların yoğunluğu sayesinde, seks bile yaparlar.

Thedore başta Samantha’yı insanlardan saklasa da bir yerden sonra onu kabullenir ve arkadaşlarıyla tanıştırır, bazıları onu yadırgar, bazıları kabul eder. Bu sıra dışı ilişki aslında sıradan bir ilişkiden farklı ilerlemez. Theodore zamanla Samantha’yı başka yapay zekâlardan ve başka insanlardan kıskanır ve bir gün Samantha geldiği gibi dijital dünyanın derinliklerinde kaybolur. Theodore bu “yapay-gerçek” aşkı geç bulmuş erken kaybetmiştir.

Sıra dışı ama sıradan

spike-jonze-her-ss-02

Theodore ve sevgilisi!

Yönetmen Spike Jonze, Her filminde aslında çok basit bir hikayeyi sıra dışı bir şekilde ele alıyor. Belki iki insan arasında yaşansa dönüp yüzüne bakmayacağımız bu hikâyede kahramanlardan biri bir yapay zekâ olunca film kendiliğinden ilgi çekici oluyor.

Ve aslında film bize bir de uyarıda bulunuyor: Akıllı telefonlara olan bağlılığımız bu hızda ilerlerse; biz de aynı hızda yalnızlaşmaya başlayacağız ve bir süre sonra akıllı aletlerimizden başka dostumuz kalmayacak.

Zaten filmi izlerken ister istemez aklınıza sürekli telefonlarımızdaki akıllı asistanlarımız (Siri, Google Now, Cartona) geliyor. Her geçen gün daha da akıllanan bu asistanlar belki çok yakın gelecekte tıpkı Samantha gibi bizimle sohbet edecek, derdimizi dinleyecekler. Ve belki biz de onlara âşık olacağız. Evet bu düşünce insanı biraz da olsa korkutuyor.

Gerçek dışı filmin gerçekçi oyuncusu: Joaquin Phoneix

her

Theodore (Joaquin Phoneix) sevgilisi ile “birlikte” plajda

Her filmi Oscar dahil bir çok yerden en iyi senaryo ödülü aldı. Bu ödülü hakketmediğini söylersek ayıp etmiş oluruz. Ama filmin bence senaryosundan daha çok öne çıkan bir şeyi varsa o da oyunculuk performansları. Thedore karakterine can veren Joaquin Phoneix’i tebrik etmek gerekiyor. Bu gerçek dışı hikayeyi gerçek yapan en önemli etkenlerden biri onun oyunculuğu oluyor.

Filmin %90’ında karşısında bir oyuncu olmadan oynamak zorunda kalan Phoneix gerçekten karakterin tüm derinliklerini bize öyle güzel sunuyor ki biri çıkıp Thedore senin karşı komşun dese inanırım; öyle gerçek. Hele filmin sonlarına doğru Thedore’un Samantha’nın kendisi dışında başka insanlarla da aşk yaşadığını öğrendiği bir sahne var ki, oyunculuk dersi diye okutulsa yeridir.

Burada kostüm tasarımı ve karakter tasarımına da değinmek gerek. Theodore için seçilen 80’ler-vari kostümler ve Theodore’un neredeyse aksesuarı olan bıyığı aslında karakterin yaptıklarıyla oldukça zıt ama sanırım bu karşıtlık aynı zamanda karakteri daha inandırıcı kılıyor. Bunun yerine bir bilgisayar kurdu (nerd, geek) ya da bilgisayarla büyümüş nesilden bir züppe tipi seçilseydi bu etkiyi yaratacağını sanmıyorum.

Klasik Amerikan Sineması’nın iyi yanlarını almak

Theodore rolünde Joaquin Phoneix çok gerçekçi bir performans çıkarıyor

Spike Jonze; Being John Malkovich’ten2 beri çok sıkı olmasa da takip ettiğim bir yönetmen. Tarzı bir yanıyla Klasik Amerikan Sineması’nı temel alsa da, bir yanıyla Bağımsız Amerikan sineması ile ilişki içinde olan Jonze bu filminde de tarzından ödün vermiyor.

Bizdeki “Batı’nın iyi yanlarını almak” misali, Klasik Amerikan Sineması’nın iyi yanlarını almak da bence makul ölçülerde doğru bir yaklaşım. Kabul etmek gerekir ki Klasik Amerikan Sineması 100 yılı aşkın sürekliliği olan bir sinema ve ne dersek diyelim dünya sineması hâlâ Amerikan Sineması üzerinden şekilleniyor.

Jonze’un bu kapsayıcı yaklaşımı sayesinde film hem daha rahat bir seyirlik oluyor hem de estetik açıdan yavan kalmıyor. Belki sonuç olarak Jonze bir Jim Jarmusch olamıyor ama Micheal Bay’le de aynı kefeye düşmüyor.

Aşkın sanal halini tüm gerçekçiliğiyle anlatan Her filmi son yılların görülmeye değer filmlerinden biri. Aynı zamanda filmin kurduğu distopya evreni günümüz insanlarına bir uyarıda bulunuyor: Bu hızla gidersek yakın zamanda yapay zekâların evreninde yaşayabilir, onlara âşık olabilir onlar için -ve en kötü durumda onları emri altında- birilerini bile vurabiliriz.

Elbette bunlar şu an için yalnızca varsayım. Yine de ara sıra akıllı telefonlarımızı bir kenara koyup “gerçek dünya“ya şöyle bir baksak hiç fena olmaz. yazisonuikonu

@protothink

Benim bu düzene “İtirazım Var”

  1. Back to the Future II, Robert Zemeckis, 1989.
  2. John Malkovich Olmak, Spike Jonze, 1999.


Yorum yok

Ekleyin