Gideli 43 yıl oluyor: Arkadaş Zekai Özger

Muharrem Demirdaş |

Keşke daha çok yaşasaydın… Çok yaşa!

Arkadaş Zekai Özger (8.1.1948 - 5 Mayıs 1973).

Arkadaş Zekai Özger (8.1.1948 – 5.5.1973).

5 Mayıs 1973’te, Ankara Kızılay’da Meşrutiyet Caddesi’nde yürürken düşer Arkadaş, Numune Hastanesi’ne kaldırılır. Beyin kanaması geçirmiştir, aynı gün kaybeder hayatını. 9 Mayıs’ta Ankara Karşıyaka Mezarlığında toprağa verilir: Ada H: 9, Parsel: 12.

1971’deki Siyasal Bilgiler Fakültesi yurt baskınında başına aldığı ağır darbelerin neden olduğu düşünülür beyin kanamasına. Arkadaş’ın “günler perişan” dediği dönemlerdir. Hüseyin Cevahir’in SBF’deki bir toplantıda, “Arkadaşlar, bir daha toplantı yapamayabiliriz,” dediği ve kısa bir süre sonra İstanbul’da, Maltepe’de öldürüldüğü dönemler.

yaşayan ben: geç mi kaldık/kabul edemem
ah benim sevgili annem
oğlun da elbet yurtseverden
bir gün bırakır da sizi yüzüstü
yüzüstü değil: elbette bizüstü

Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın Yayın Yüksekokulu öğrencisidir Arkadaş. 1948 Bursa doğumludur. Şair olarak bilinir üniversitede. Ama devrimci mücadelenin de hep içinde olmuştur.

ODTÜ, Hacettepe ve SBF Öğrenci yurtları birbirlerine yakın tarihlerde polisler tarafından basılır. 24 Ocak 1971 SBF Yurt Baskını sırasında Sinan Kazım Özüdoğru, içeriye, yurtta kalanlara seslenir, “Arkadaşlar…” der, “çıkmak isteyen çıksın, kapıları kapatıyoruz.” Arkadaş Zekai Özger, çıkmayanlardandır.

Yaklaşık 300 öğrenci ile, sekiz saat boyunca yurt savunması yapılır. Daha fazla dayanamaz içeridekiler, silahları yoktur, sopaları yoktur. Kapıları kilitleyerek içerideki malzemelerle savunurlar kendilerini. Polislerin yardımına sivil faşistler  gelmiştir. Yaralılar çoktur. Daha fazla direnemez Arkadaş ve diğerleri. Dışarıda, polis-sivil faşist işbirliği ile oluşturulan kordondan coplanarak, kaba dayağa maruz kalarak gözaltına alınırlar. Arkadaş da diğerleri gibi gözaltında işkenceye maruz kalır.

İşte başındaki ağrılar bu yurt baskınından ve gözaltı sürecinden kalmadır Arkadaş’ın. Kız kardeşine bir gün: “Biliyor musun, bir gün dayanılmayacak kadar ağrıyor. Sanki kafamın içi sallanıyor, boşalıyor gibi. Acaba kötü bir şey mi var?” diyecektir. Ama kız kardeşinin “Derhal bir doktora görün” tavsiyesini de hep  ihmal edecektir.

Sonrasında bu yurt savunmasını, arkadaşlarıyla birlikte yaşadıklarını “Adak” şiirinin konusu yapacaktır Arkadaş.

biz üçyüz yurtseverdik
bir gün sularken çiçeklerimizi
üçbin kişilik düşman ordusu
ve onun paralı sivil askerleri
saldırdılar yurdumuza

Şiirin devamında “daha da vuruşurduk / daha kaç yüzyıl saat” diyecektir Arkadaş, “ah aymaz gece, oynaş gece / iğrenç karanlığıyla gelince / yurdumuzun yarısı düşman eline geçti / üçyüz yurtsever yarısı düşman eline geçti.

Ankara’nın bu en sarışın, en ince şairi;  şair olmanın, şiir yazmanın sorumluluklarını da taşıyacaktır hep. Şiirinin üslup itibariyle İkinci Yeni’ye ve soyut şiire doğru evrildiğinin söylenildiği dönemlerde dahi toplumsal olanla, güncel olanla bağ kurmayı sürdürecektir.  En imgesel metinlerinde dahi, birlikte yaşamanın, dostça yaşamanın, eşit ve adil yaşamanın özlemini dillendirecek ve mücadeleye çağıracaktır bizleri.

sen artık kimden korkabilirsin hırsız kargalardan mı
al şimdi sana veriyorum o ilk meyveyi
dibinde yıllardır küflettiğin meyveyi
senin hakkın bir ağacın yarım kalmış umududur
yarısı yeşermeden kırılan dallar gibi

Onun şiirlerinin hemen tümüne hakim olan naiflikse annesiyle ilişkisinden  kaynaklanmaktadır. Çocukken kemik hastalığına yakalanır Arkadaş. Kız kardeşinin, Şükran Tekin’in, anlatımından bildiğimiz üzere aylarca hastanede kalmıştır annesiyle. O günlerden kalan bir inceliktir “anne” onun için, ve tabii “anne” sözcüğü. Arkadaş, DOST dergisinde çalışıyordur. Sina Akyol’un gönderdiği bir şiirde geçen “ana” sözcüğünü “anne” olarak değiştiriverir. Sina Akyol sormuştur nedenini, cevabı nettir Arkadaş’ın: “Lafın ‘anne’ gibi incelikli söylenmişi varken, “ana” gibi kalınlıklı söylenmişi olmaz olsun!” Yakın arkadaşı olan Sina Akyol, Arkadaş’ın “anne” sözcüğünü söyleyişi için de “Daha bir ince, daha farklı söylerdi bu sözcüğü” diyecektir.

Annesine vurgundur Arkadaş. Şiirlerinde de annesiyle konuşmayı, mücadeleden de kavgadan da aşktan da söz ederken onunla diyaloğunu hep sürdürecektir. “Çocuk yalnız annesine yaşar çocukken” diyecektir ve “sonra bir gün anneler de ölür / böcekler ve kertenkeleler  ölür / boşalır suyu havuzun kum seddi yıkılınca / sivrisinekler ve kağıttankayıklar ölür / sonra o gün çocuklar da ölür.

Arkadaş’ın en önemli imgelerinden biridir “anne”. İmge ve gerçeklik arasında gidip gelen bu sözcük, onun “beyaz ölüm kuşları”nın göğü kapladı, “hüzün mevsimi”nin başladığı dönemlerde de sığınağı olacaktır. Sanki güzel bir dünya anne ile, anne için ve tabii sonunda anne ile de hesaplaşılarak kurulacaktır. “İşte artık ne anne ne tapınak / yıkılır gözyaşlarının sığınağı da / sonra bir gün anneler de ölür.

Arkadaş’ın şiirlerini dönemselleştirmek zordur. O, nevi şahsına münhasır şairlerdendir.  Ama yine de 1970’li yıllarla birlikte şiirinin dilinin değil ama içeriğinin değiştiğini söyleyebiliriz. Soyut, Yansıma, Yeni Eylem, DOST gibi dönem dergilerinin öne çıkan şairlerinden olan Arkadaş, 12 Mart’a giden süreçte ve sonrasında II. Yeni şiirini de beğenmeyecek ve daha toplumsal şiirler yazacaktır. Bu arada yazı işleri kurulunda yer aldığı Yeni Eylem dergisine Hüseyin Cevahir’in de yazdığını ekleyelim.  Korku, Adak, Pencere, Kan Reçetesi, Kaval, Aşkla Sana, Sevdadır başlıklı şiirleri de bu dönemin ürünleridir. Şiirinin, toplumsal olana daha yakınlaşmasıyla BİRLİKTE artık daha da usta bir şairdir Arkadaş.

kurtulur
mu insan
kurt
ulur
ken
-düzende-
ve insan
DA
var
ken
-korku
ki engeller başkaldırmayı
çobana-
aH kurtulmak

SBF Basın Yayın Yüksekokulundan mezun olmuş ve TRT’de çalışmaktadır Arkadaş. Öldüğünde de işyeri burasıdır. Şiir yazmayı sürdürmektedir. Arkadaşları için, düşenler için, dövüşenler için yazmayı sürdürmektedir Arkadaş.

Pencereyi kapama/kuş dolabilir içeri” dediği dönemlerdir bu dönemlerdir. “Kara yeller ak yelleri dövende / sevdanı yüreğine kuşat / al sesimi vur kanının gümbürtüsüne / zamanıdır dağları delmenin, Ferhat” dizeleri de bu dönemlere aittir ve “Göğü kucaklayıp getirdim sana / kokla / açılırsın” dizeleri de. “Sevdadır” adlı şiirindeki bu dizeleri “Giyecek çamaşır getirdim sana /adettendir diye değil, sevdim diyedir / bağışla, eski biraz / bedenim uygundur diye bedenine / elimle yıkadım, ütüledim / elma ağacında kuruttum /…/ Elimi tut / tuttururlar, o kadarına izin verirler /…/ sen İçerde / Ben dışarda / Oyyy mahpusluk mahpusluk…” dizeleri takip edecektir. Döneminde yazılan dizelerin en “ince”lerindendir bu dizeler, “bedenim uygundur diye bedenine/ elimle yıkadım, ütüledim…

Arkadaş’a ağır mı gelmiştir dünya, hayır, dizeleri bunu söylemiyor en azından. Selanik göçmeni, işçi bir ailenin çocuğudur o. Annesi tütün fabrikalarında çalışmıştır, babası yine düşük gelirli bir işçidir. Yurt baskınında aldığı ağır darbelerin ardından ailesi de gelir Ankara’ya. Seyranbağları’nda bir ev tutarlar. Tüm zorluklara rağmen yaşama, şiire, arkadaşlarına tutunmayı sürdürmüştür o.  Vazgeçmemiştir. Bu kadar erken gitmeyi de hiç düşünmemiştir. Büyük günleri beklemektedir. “Kalbim! / bu acıya dayan / varsın işkenceler dağlasın seni / duru bir gök için vahşete katlananlar / acıyı bir silah gibi göğsünde saklamalı” dizeleri de bunu söyler bize.

Ve son söz. Bu yıl 43. ölüm yıldönümü Arkadaş Z. Özger’in. “Alnını / dağ ateşiyle ısıtan / yüzünü / kanla yıkayan” dostlarına seslendiği şiirini “şimdi senin uzanıp yattığın otlarda/yarın yeni bir yeşillik büyüyecek” dizeleriyle noktalamıştı Arkadaş.

Evet Arkadaş, yeni bir yeşillik büyüyecek…büyüyor…

Keşke daha çok yaşasaydın… Çok yaşa!

Muhtemelen  ziyaretimizi bekliyordur bu “sakalsız oğlan”. 1

Bir kez daha yazalım: Ankara Karşıyaka Mezarlığı, Ada H: 9, Parsel: 12.yazisonuikonu

  1. Arkadaş Z. Özger’in yayımlanan ilk şiiri , Soyut dergisinin Ağustos 1967’ sayısında yayımlanan Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyasıdır.


Yorum yok

Ekleyin