Altan Tan’ın sirkati ve şecaati

Haydar Selçuk |

Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu AABF’den Haydar Selçuk, Altan Tan’ın Alevileri rencide eden açıklamasını değerlendiriyor.

Altan_Tan-TBMMHer insan, hayata bakış açısını oluşturan düşünce sistematiğini önce ailesinden, sonra toplumsal ilişki ve eğitim-öğretiminden edindiği ilişkilerle bir temele oturtur. Bu nedenle, her insan, yaşadığı süre içinde kendisiyle, toplumla ve doğayla ilişkide bulunur. Bu ilişki ölüme kadar yinelenerek devam eder.

Sovyet pedagog Anton Semyonoviç Makarenko, kişilik yapısının genelde 5-7 yaşlarına kadar oturduğunu, bundan sonraki süreçlerin önemli ölçüde etkilemediğini söylemiştir. Bu nedenle, küçük yaşlarda edindiğimiz bilgiler kimi zaman bilinçaltımıza sağlam bir şekilde yerleşir ve önyargı, ağırlıklı olarak orada yaşamını sürdürür. Kimi zaman bakış açısını değiştiren olaylar olsa bile, bu önyargılar bir tortu olarak varlıklarını sürdürür.

HDP milletvekili Altan Tan’ın bir TV programında söylediği, “Selahattin Bey ‘Ben inançlı bir Müslümanım ve tek kıblemiz var o da Kâbe’dir’ dedi, böyle bir laf daha Kemal Kılıçdaroğlu’ndan duyulmadı,” sözleri eğer bilinçaltının dışavurumundan başka bir şey değilse, büyük bir hatayı içermektedir.

Baştan hüküm verip mahkûm etmek yerine, belirtmek zorundayız ki; Altan Tan bugüne kadar sadece Müslümanların değil, diğer inanç sahiplerinin de özgürlüklerini savunmuş, dile getirmiş ve her zaman açık yüreklilikle davranarak düşüncesini saklamamış, laik değil şeriatçı olduğunu söylemiştir. Bu kendi inancı ve fikridir, bu konuda diyeceğimiz bir şey yok.

Ancak ortaya çıkan temel çelişki şudur: Tan’ın kitleler önünde herkes için savunduğu özgürlük şiarı bir anda bilinçaltının estirdiği rüzgarla savrulmuş, başta kendisinin savunduğu özgürlük değerlerine ve HDP’nin yükselen, birleştirici, kapsayıcı yapısına darbe vurmuş, kitlelerde büyük bir soru işareti oluşturmuştur.

İnsan bir dine inanabilir veya inançsız olabilir, bu tamamen insanın kendisini ilgilendiren bir konudur. Bir inanç, semavi (kitaplı) dinlerde olduğu gibi yaradan-kul ilişkisini temel almak zorunda değildir. Bir dini inanç, semavi olmak zorunda da değildir. İnsan kimsenin bilmediği bir yaratıcıya da inanabilir, bu inanca göre de dini ritüel oluşturabilir. Bir dini inanca sahip olmadan da yaşayabilir.

Temel belirleyicilik, inanç veya inançsızlık konusunda kimsenin bir başkasına yaptırımda bulunmaması gerektiğidir. Bilindiği gibi İslam dini ve belirleyici unsuru Sünnilik, diğer inançları tahakkümü altına almaya çalışmış, iktidar olmasından da kaynaklı olarak ağır bir baskı unsuru oluşturmuştur. Alevi inancı bundan dolayı yüzyıllarca büyük zulüm görmüş ve buna karşılık da büyük bir direniş sergilemiştir.

Ezilen bütün yapılar bir bayrak altında!

HDP; dillerin, dinlerin ve kimliklerin yok sayıldığı, zulüm gördüğü bir ülkede, bu tek tipçi anlayışa karşı geniş bir toplumsal mutabakat sağlayarak bir araya gelen ve mücadele edenlerin örgütlendiği bir siyasal yapıdır. Ezilen bütün yapıları kendi bayrağı altında birleştirmiştir. Bu nedenle de büyük bir kabul görmüş, bu yapıları da oldukları gibi kabul ederek kendi bünyesine katmayı başarmıştır.

Tan’ın bilinçaltını veya inancını yargılamıyor; kendi inancını baskın tutup diğerlerini yok saymasını, kendisine tabii tutmasını eleştiriyoruz

HDP içerisinde yer alan bir kimliğin başka bir kimliğe kendisini dayatma hakkı yoktur. Bu HDP anlayışının ilk andan itibaren çökmesi, iktidar olduğu gün bir zamanlar mücadele ettiği ne varsa, onun rengine bürünmesi demektir. Dikkat edilirse, Tan’ın bilinçaltını veya inancını yargılamıyor; kendi inancını baskın tutup diğerlerini yok saymasını, kendisine tabi tutmasını eleştiriyoruz; bu bakış açısının HDP’de yer almaması gerektiğini belirtiyoruz. Kaldı ki, Alevilik tamamen buna inananların bileceği ve içini dolduracağı bir kavramdır, başkasının değil.

Altan Tan şeriatı savunabilir, böyle bir toplumsal yaşamın çatısı altında yaşayabilir, ancak bunun yeri HDP ve HDP’nin savunduğu ve yaşama geçirmek istediği ilkelerin filizlendiği yer değildir. Kızılbaşlık (Alevilik), tarih boyunca inancı ve felsefesi gereği doğa, insan ve hayvan sevgisini ön planda tutan, cinsiyet ayrımı yapmayan, kadına değer veren, 72 millete bir nazarda bakan (din, dil ve ırk ayrımı yapmayan), eline, beline ve diline sahip olmayı savunan, doğayı kutsayan, benim Kâbe’m insandır diyen insanı ön plana alan bir düşünceyi taşır ve hayata geçirir.

Şiirlerle Kızılbaşlık

Kızılbaşlığı anlamak için bir kaç örnek vermek istiyoruz:

Hararet nardadır, sacda değildir
Keramet baştadır taçta değildir
Her ne arar isen kendinde ara
Mekke’de, Kudüs’te, Haç’ta değildir
HACI BEKTAŞ VELİ (13.yy)

Erkek dişi sorulmaz, muhabbetin dilinde,
Hakk’ın yarattığı her şey yerli yerinde
Bizim nazarımızda, kadın erkek farkı yok,
Noksanlıkla eksiklik, senin görüşlerinde.
HACI BEKTAŞ VELİ (13.yy)

Cihan var olmadan ketm-i Adem’de
Hakk ile birlikte yektaş idim ben
Yarattı bu mülkü çünkü o demde
Yaptım tasvirini nakkaş idim ben
ŞİRİ BABA (15.yy)

Daha Allah ile cihan yok iken
Biz anı var edip ilan eyledik
Hakk’a hiç bir layık mekan yok iken
Hanemize aldık mihman eyledik

Kendisinin ismi henüz yok idi
İsmi şöyle dursun cismi yok idi
Hiçbir kıyafeti resmi yok idi
Şekil verip tıpkı insan eyledik
EDİP HARABÎ (19/20.yy)

Kainatın aynasıyım
Madem ki ben bir insanım
Hakkın varlık deryasıyım
Madem ki ben bir insanım

İnsan hakta hak insanda
Arıyorsan bak insanda
Hiç eksiklik yok insanda
Madem ki ben bir insanım

İlim bende kelam bende
Nice nice alem bende
Yazar levhi kalem bende
Madem ki ben bir insanım

Bunca temmenni dilekler
Vız gelir çarkı felekler
Bana eğilsin melekler
Madem ki ben bir insanım

Tevrat’ı yazabilirim
İncil’i dizebilirim
Kuran’ı sezebilirim
Madem ki ben bir insanım

Enel Hak’ım ismim ile
Hakka erdim cismim ile
Benziyorum resmim ile
Madem ki ben bir insanım

Daimi’yim harap benim
Ayaklarda turap benim
Aşıklara şarap benim
Madem ki ben bir insanım
AŞIK DAİMÎ (20.yy)

Son bir örnek de Hayyam’dan verelim, der ki Hayyam:

Ben olmayınca bu güller, bu sevgiler yok
Kızıl dudaklar, mis kokulu şaraplar yok
Sabahlar, akşamlar, sevinçler, tasalar yok
Ben düşündükçe var dünya, ben yok o da yok

Yeni yaşam projesi, ama nasıl?

HDP yeni bir yaşam projesini toplumun ezilen bütün kesimlerine sunmuş, ezilenlerin taleplerini kendi talebi kabul edeceğini açıklamış ve ezilenlerden büyük bir destek almıştır. Seçimlerin üstünden daha üç gün bile geçmeden kalkıp böyle talihsiz bir açıklama yapmak hem bilinçaltının dışavurumu hem de savunulmayacak bir söylemdir.

Altan Tan bu bakış açısıyla farklı bir noktadan baktığını ifade etmiştir, bu bir sorun değildir. Sorun, farklılıkları da, yıkmak istediği düzen gibi, kendi bünyesine katmaya çalışmasıdır. Bunun getireceği sonuç felaket ve yeniden kamplaşma olacaktır. Çünkü HDP’ye katılan veya oy veren Alevi kitlesi kaybedilebilir, bunun sorumluluğu da Altan Tan’a değil, HDP’ye yüklenir.

İnsan düşünmeden edemiyor, neden Altan Tan HDP’nin içinde bulunan sol ve Alevi kimliklerinden rahatsızlık duyuyor ve bunu ara sıra dile getiriyor? Amaç HDP’nin İslami Kürt kimliğine mi bürünmesi, yoksa sol ve Alevilerin dışlanması mı?

Peki, Altan Tan neden başka bir örnek vermiyor, sözgelimi,Sayın Selahattin Demirtaş Alevilerin inançlarını kendi ibadet yerlerinde yerine getirmelerini istiyor, biz sayın Kılıçdaroğlu’ndan bu konuda net bir açıklamayı bugüne kadar duymadık,” diye bir örneği dillendirmiyor?

Düşünceye özgürlük, inanca saygı

Altan Tan’ın bu ve bundan önceki söylemlerine bakarsak durum hiç de kendisinin dile getirdiği gibi “özgürlükleri savunan bir pozisyon” değildir. Zaten, İslam’ın egemen olduğu toplumlarda demokrasi küfür kabul edilmektedir. Diyebiliriz ki; Altan Tan da diğer İslamcılar gibi “düşünceye özgürlük, inanca saygı” derken “sirkatin söylerken şecaatin arz edenlerin” haline benzemişler ve özgürlükleri savunuyor görünürken, aslında İslam’ın seyfullahını yeri geldiğinde kendisinden olmayanlara doğru sallayacaklarını şimdiden göstermişlerdir.

HDP’nin yetkili kurumlarının bu konuda adım atıp Altan Tan’ı tevil edici bir açıklamaya davet etmesi gerekir. Bunun şimdiden yapılması gerekir, gerekir ki yinelenmesin. Tarihte İdris-i Bitlisî ve Hamidiye Alayları vahşetini yaşayan Kızılbaşlar bu vahşetleri unutmaya çalışırken, böylesi söylemler Kızılbaşların kafalarında acaba sorusu yaratır ve bu, birlikteliği zedeler.

Eğer HDP bu noktada ikircikli bir tavır takınıp başta Aleviler olmak üzere diğer özgürlük arayıcısı olan kitlelerin kafasında bir soru işareti uyandıracaksa ve Altan Tan ve benzerlerini kaybetmekten korkacaksa, onlara Maksim Gorki’nin bir sözüyle seslenelim:

Bırakın fırtına bütün gücüyle patlasın.yazisonuikonu



Yorum yok

Ekleyin