Aleviler Pir Sultan yoldaşı, Kürtler devrimci Kawa yoldaşı da Türkler Yezid yancısı mı ?

İlteriş Yücel |

‘Türk Devleti’ söylemini büyük bir hazla kullanan en ML arkadaşlarımıza bir daha hatırlatalım. Devletin dini-imanı-milliyeti olmaz yoldaş, her devlet yıkılması gereken devlettir.

6A9
Söylemlere karşı aşırı duyarlılık kasmak küçük burjuva alışkanlığıdır. Biçare küçük burjuva bilinci olaylara karşı edilgen konumunun acısını söylemlerden çıkarır. Her zaman desteklediğim ve karınca kararınca kendisine göre amel ettiğim bir önerme. Ancak insanların diline değil icraatine baktığımızda söylemin, eylemi ve bilinçleri etkilediğine dair emareler görüyorsak veya idealizme düşmeden söylersek yanlış pratik ve yanlış bilincin yanlış söylemle net olarak açığa çıktığını düşünüyorsak, küçük burjuva gibi hımbılca, salt söyleme takmadan somut üstünden giderek bir eleştiri ortaya koyabileceğimizi düşünüyorum. Bu kadar laf salatasından anlayacağınız üzere bazı sol çevrelerde çok popüler olan bir söyleme aşırı kılım. Kıl olduğum söylem “Türk devleti” söylemi.

‘Devletin Türk’ü olmayalım’ gibi bir argümanla Sünni-Türk kesimden insanlara daha rahat ulaşabilecekken ‘Türk Devleti’ gibi bir söylemle Sünni-Türk halkımızı devletin üst-yapısal devri-daim makinasının insafına bırakıyoruz? Yetiş ya Althusser, yetiş ya Gramsci!
Sünni, beyaz Türk ve orta gelir bermuda şeytan üçgeniyle sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel durumu özetlenebilecek bir ailenin, devleti ve milletiyle bölünmez bütünlüğü savunan çocuğu olarak doğup hasbelkader devrimci düşüncelerle tanışmış bendenize yapacağınız : “Sen daha tam atamamışın bilincinden devleti” eleştirilerinin haklılık payı olabileceğine itirazım yok. Ömrümün 3’te 2’sinde ülkücü şenliklerinde alnımda gök mavi kurdele, ellerimle bozkurt işareti yaparak bulunduğumdan, aradan geçen ömrümün 3’te 1’i kadar kısmında devleti bilincimden tam silememiş olabilirim. Ancak kimi sol gruplardaki “Türk devleti” söyleminin benim içindeki minik faşisti irrite etmenin ötesinde, bilinçlerdeki bazı sakatlıkların emaresi olduğuna dair bazı kanıtlar olduğunu düşünüyorum.

Kürt Hareketi’nin bu söylemi benimsemesinde, kendileri ne kadar bir ulusal hareketten fazlası olduklarını iddia etse de ve eğer bir ulusal hareketin ötesinde iseler bu söylemin saçma olduğu aşikar olsa da, çok bir mahzur yok. Kürt halkının bariz çelişkilerinden böyle bir söylemin doğup tutması anlaşılabilir. Ancak marksistliği, leninistliği kimseye yar etmeyen ve örgütsel kader tayin hakkını tamamen Kürt hareketine bırakan bazı arkadaşların bu söyleme çok itibar etmesi ilginç.

Marksist-Leninist teorinin ana kaynaklarını incelediğimizde, burjuvanın dini-imanı-milliyeti olduğuna ve sömürünün kaynağının burjuvazinin dini-imanı-milliyeti olduğuna dair bir şey göremiyoruz. Leninist emperyalizm tezinin devlet-şirket-din-iman-milliyet gibi her kategorinin ötesinde bir düşman tanımladığına uzunca değinmek gereği duymuyorum. Yeni sömürgecilik tezlerini ve hatta emperyalist çağda devlet tezlerini göz önüne alırsak “Türk devleti” söylemi, bayâ bir marksist ve bir o kadar da leninist arkadaşlar için iyice abesleşiyor. Ve arkadaşlarımız burada klasik marksizm-leninizmi bir yere bırakıp neo marksizme göz kırpıyor ve şöyle bir argüman sunuyor : “Devlet üst yapıda var ettiği Sünni-Türk kimliğiyle ayakta duruyor. Taktiksel olarak onu yıkmak, ana çelişkiyi göstermek için bir araç, hede hödö filan.”

Bu söylemin alamet-i fârikası olduğu durum : “Benim devrimcilik yapacak takatim pek kalmadı. Ama kendimi var etmek istiyorum. Hazır Kürt hareketi var kendimi onun üzerinden var ederim ne kasacam” durumudur.
Tabi bu argüman şu gibi soruları doğuruyor: Devletin üst-yapıda var ettiği Sünni-Türk kimliği, devletin kendince, kendine göre şekil verip piyasaya sürdüğü bir Sünni-Türk kimliği mi yoksa su katılmamış normal Sünni-Türk kimliği mi? Burjuvazi ve devlet aygıtı Sünni-Türk müştakı mı gökten düşen ilk Sünni-Türk tanesi mi? Eğer su katılmamış Sünni-Türk kimliği ise neden Sünni-Türkler de diğer kimlikten insanlar gibi hunharca sömürülüyor ve sömürenler arasında Sünni-Türk olmayanlar var? Eğer bu yapay, devletin kendi için kendine göre şekillendirdiği bir Sünni-Türk kimliğiyse ve Sünni-Türk kimliğinden insanlar da sömürülen yani hedef kitlemizden insanlarsa ve biz ulusal ve kültürel kimlikleri ana çelişkiyi gösterecek bir vektör olarak kullanabiliyorsak, neden ‘Devletin dini-imanı-milliyeti yok. Devletin Türk’ü olmayalım.’ gibi bir argümanla Sünni-Türk kesimden insanlara daha rahat ulaşabilecekken ‘Türk Devleti’ gibi bir söylemle Sünni-Türk halkımızı devletin üst-yapısal devri-daim makinasının insafına bırakıyoruz? Yetiş ya Althusser, yetiş ya Gramsci!

Teorik olmuş ve ilerde de olacak sidik yarışlarını bir yana bırakıp somuta dönersek; devletin devrimcilik için izin verdiği sınırlar ve kitle içinde al gülüm ver gülüm yapmanın da, öncü gerillayı aşıp halk savaşına kaç senedir ulaşamamanın da, eskisi gibi kendi gündemimizi dayatamadan, devletin gündeminde biraz daha sert içerikli muhalefet olarak kalmanın da, artık kitleleri bırakıp sadece kendi kendine bilinç aşılamaya çalışır hale gelmenin de yani somuttaki tüm aksaklıkların açığa çıkmış hali ‘Türk Devleti’ söylemi.

Kim bilir herkes bir Türk’ü “devletin Türk’ü” olmaktan kurtarsa memleket cennet olur.
Devlet normal Sünni-Türk kimliğine paralel olarak inşa edip konjontürel olarak geliştirmeye devam ettiği çakma Sünni-Türk kimliğiyle geniş bir kitleyi ideolojik olarak arkasına aladursun, biz devletin yok saydığı kimliklere yine devletin işine geldiğinde sunamayacağı bir şey bile vaad edemiyoruz. “Türk Devleti” söylemi “O kadar etkisizleştim ki devletin kendi arkasına almak için söylem üretme ihtiyacı bile hissetmediği, kendi kitle konsoldasyonunu karşıtlığı üzerinden yarattığı, yani çelişkileri çıplak gözle görülen kesimlerden başka hiçbir kesime hitap edemiyorum. Onları bile ana çelişkiye yöneltmek umuduyla 40 takla atma ihtiyacı hissediyorum”un alamet-i fârikası. Tabii bu kadar güçlü bir Kürt hareketi olmasaydı. Ortada bu kadar güçlü ve doğal olarak ‘Türk Devleti’ söylemini kullanan bir Kürt hareketi varken bu söylemin alamet-i fârikası olduğu durum: “Benim devrimcilik yapacak takatim pek kalmadı. Ama kendimi var etmek istiyorum. Hazır Kürt hareketi var kendimi onun üzerinden var ederim ne kasacam” durumudur. Tabii bunları hepsi içimdeki küçük faşistin hezeyanları da olabilir onu gözden kaçırmamak gerek.

Küçük burjuvavari laf salatasını bırakıp çözümün parçası olmak adına, genelde hasbelkader devrimci düşüncelerle tanışan benim gibi Sünni-Türk ve daha tam devrimci olamamış, belirli duyarlılıkları olan ve kitle içinde karınca kararınca bir şeylerin peşinden koşan arkadaşlar “Devletin Türk’ü olmayalım aga” şiarını yayıp, devletin kendine zimmetlediği Sünni-Türk kitlenin içine bi’ kurt düşürebilir. Kim bilir herkes bir Türk’ü “devletin Türk’ü” olmaktan kurtarsa memleket cennet olur.

‘Türk Devleti’ söylemini büyük bir hazla kullanan en ML arkadaşlarımıza bir daha hatırlatalım: Devletin dini-imanı-milliyeti olmaz yoldaş, her devlet yıkılması gereken devlettir.yazisonuikonu



  1. Kizil Gezgin

    Devlet, Elbette Toplumsal Yapıdaki Çelişkilerin Ürünüdür.
    Burjuvazinin Varlığını Sürdürebilmesi İçin Bu Çelişkilerin Bir Nevi İtirafı Olan Devletinin Varlığını Sürdürebilmesi İçin Gerektiğinde Dinsel-Milliyetçi Argümanlara Sarılması Kendisi Açısından Olması Gerekendir.
    Elbette Konu Konuyu Açarken Bazı Durumları da Belirtmek-Hatırlatmak Lazım.
    Türk Burjuvazisinin Bugün Hala Bir Devlet Kuramadığı Gerçeği Ortadayken,
    Kürt Toplumunun Kendi İçnde Sınıfsal Çelişkileri Çok Flu iken,
    Bilimsel Anlamda Olması Gereken Bir Devleti ”Ulusal Hareketler” ile Nasıl Kuracağıni BİR BİLEN VARSA İZAH ETSİN!
    Günümüz Koşullarının Bizlere Dayattığı Tek Yol; Olabildiğince En Geniş Coğrafya İçerisinde Emperyalist Kuşatmayı Parçalamaktır.
    Halkların Özgürlüğü İçin Tek Yol: SINIF ÖNDERLİĞİNDE BİR DEVRİM VE NİHAYETİNDE DEVLETLERİN PARÇALANMASIDIR.

  2. ilteriş yücel

    “Günümüz Koşullarının Bizlere Dayattığı Tek Yol; Olabildiğince En Geniş Coğrafya İçerisinde Emperyalist Kuşatmayı Parçalamaktır.
    Halkların Özgürlüğü İçin Tek Yol: SINIF ÖNDERLİĞİNDE BİR DEVRİM VE NİHAYETİNDE DEVLETLERİN PARÇALANMASIDIR.”
    Arkadaş benim kadar lafazanlık yapmadan anlatılması gerekeni anlatmış.


Yeni yorum ekleyin.