Ailelere verilmeyen cenazeler, gelenekler ve adalet

Rasim Öztaş |

Faşizm sadece yaşayan, özgürlük mücadelesi veren devrimcilerden değil, katlettiği devrimcilerden de korkuyor.

Habur Sınır Kapısı'nda cenazelerinin verilmesini bekleyen aileler

Habur Sınır Kapısı’nda cenazelerinin verilmesini bekleyen aileler

Rojova ve Şengal’de yaşamını yitiren 13 YPG savaşçısının canezeleri dokuz gündür ailelerine verilmeyerek Habur Sınır Kapısı’nda bekletiliyor.

Bilindiği gibi 24 Temmuz’da İstanbul Bağcılar’da katledilen Günay Özarslan’ın cenazesinin kaldırılması üç gün polis tarafından engellenmiş, cenazenin olduğu Gazi Cemevi ablukaya alınmış, halka saldırılmış, Alevilerin inanç merkezi olan Cemevi’ne gaz bombaları, kurşunlar atılmıştı.

Devletin kendinden olmayanlara karşı giriştiği saldırılar, katliam ve işkencelerin benzerini katlettiği muhalif insanlara ve devrimcilere karşı da sürdürmesi bugüne özgü bir olay değildir. Faşizm sadece yaşayan, özgürlük mücadelesi veren devrimcilerden değil, katlettiği devrimcilerden de korkuyor.

Korktuğu için cansız bedenlerine işkence ediyor, kurşun sıkıyor ya da kafalarını kesip fotoğraf çektiriyor. Aynı şekilde cenazelere sahip çıkılmasının önüne geçmenin yanında, mezarların anıt mezarlara dönüşmesini engellemek için her türlü saldırı ve provokasyondan geri durmuyor. Bunun için cenaze törenlerine saldırdığına, mezarları tahrip ettiğine, yakıp yıkmaktan çekinmediğine defalarca şahit olmuşuzdur. Son olarak cenazeleri ailelerine vememe gibi sladırıları devreye sokmaya başladılar.

 

Cenazeler sadece bugün değil binlerce yıldan beri halk tarafından kutsal kabul edilmiştir. Hangi inançtan, hangi etnik kökenden gelirse gelsin cenazelerin kutsallığı değişmez. Bütün dinlerde cenaze törenleri, ölen kişinin sonsuzluğa uğurlanması anlamına gelir. Antik Yunan’da ve  birçok inançta mezarı olmayan ölülerin huzura ermedikleri, şehirde dolaşarak yaşayanları huzursuz ettiklerine inanılır. Bu nedenle cenaze törenlerine büyük bir önem verilir. Yine bu nedenle cenazeler her inançtan, her etnik kökenden insanlar tarafından sahiplenilir, kendi geleneklerine göre son görevlerini yerine getirilmeye çalışılır.

Ölen devrimcilerin cenazelerine sahip çıkmak ya da cenazelere saldırmak binlerce yıldır geleneklerle yasaların çatışmasının bir sonucu olarak görmek gerekiyor. Buna aynı zamanda adaletle hukukun çatışması da denilebilir.

Millattan Önce beşinci yüzyılda Sophokles’in yazdığı Antigone Tregedyası geleneklerle yasaların ya da adaletle hukuğun çatışmasına en iyi örneklerden biridir. Antigone Tregedyası aynı zamanda geleneklerle yasaların iki bin beş yüz yıldır bir tartışma ve çatışma konusu olduğunu da bize gösteriyor.

Efsaneye göre kardeş olan Polünikes ve Eteokles savaşta ölürler. Kardeşlerinin dayısı ve aynı zamanda kral olan Kreon, Eteokles’in törenle gömülmesini, Polünikes’in ölüsünün dışarıda bırakılarak kurda kuşa yem olmasını ister; çünkü Polünikes bilmeden annesi ile evlendiği için yasalara ve geleneklere göre suç işlemiştir. Antigone kralın isteğine karşı çıkarak, Polünikes yanlış yapmış olsa bile, ölüm anından sonra herkesin eşit olduğunu söyleyerek Kralın emrini ve yasaları hiçe sayarak kardeşini gömer. Antigone yakalanarak Kralın karşısına çıkartılır. Kreon: “Sen benim yasalarımı çiğnedin” der. Antigone hukuğun üstünlüğü yerine gelenekleri savunduğu için zindana atılır. Antigone zindanda intihar eder.

Bugün de tartışılan temel meselelerden biri hukuk ve adalet kavramlarıdır. Baskı ve şiddet devam ettiği, katliamlar birbirini izlediği sürece de tartışılmaya devam edecektir.

Tarih boyunca ezilen halkları ayakta tutan temel değerlerden biri geleneklerine sahip çıkmalarıdır.

Tarih boyunca ezilen halkları ayakta tutan temel değerlerden biri geleneklerine sahip çıkmalarıdır. Özellikle kadınların katledilmesinin gerekçelerinden biri olan bazı gerici gelenekleri bir kenara bırakırsak, tutucu olmadıkları, çağın gerekleri ve toplumların ihtiyaçları doğrultusunda kendilerini yeniledikleri sürece geleneklere bugün de sahip çıkılması gerektiğini belirtmek gerekiyor. Cenazelere sahip çıkılması ve geleneklere göre toprağa verilmesi de bunlardan biridir.

Ölen, katledilen devrimcilerin, gerillaların cenazelerine sahip çıkılması ve devrimci değerlere ve geleneklere göre sonsuzluğa uğurlanması aynı zamanda devletin bize dayattığı yasalara karşı durmak anlamına geldiği için daha çok önem kazanıyor. Faşizmin zulmüne karşı dayanışmayı, birlik ve beraberliği daha çok büyüterek şehitlerimize sahip çıkmak hak ve özgürlüklerden yana olan herkes için bir görev ve sorumluluk olmalıdır.yazisonuikonu



Yorum yok

Ekleyin