Ahmed Arif’le bir öğleden sonra

|

Ahmed Arif ters ters baktı, “Nâzım’dan etkilenmeyen şiir organik şiir olamaz,” dedi.
İçinden Ahmed Arif, Nazım, Turgut Uyar, Rahmi Saltuk geçen bir yazı.

Siz türküyü sonuna kadar dinlerken ben de bir şey anlatayım.

Lisedeyim. Ahmed Arif’in imza gününü duyunca sınav döneminin yoğunluğuna boş verip oraya gittim. Emin değilim ama galiba Batı Han’da veya yakınındaydı.

İmzanın sonuna kadar bekledim. Ahmed Arif’i, galiba zorla, benimle sohbet etmeye ikna ettim.

Düşünüyorum da kitabını imzalatıp gitmek yerine bir takım sorular soran, ağız ucuyla aldığı cevabın tonundaki isteksizliğe aldırmadan bir soru daha sıkıştıran bir lise öğrencisi. Sıkıcı. Galiba şu soru ile, olumsuz da olsa, şairin dikkatini çektim:

— Türkiye şiirinde herkes biraz Nâzım Hikmet’ten esinlenmiş, etkilenmiş, ama sizde böyle bir şey yok.

Ters ters baktı.

— Nâzım’dan etkilenmeyen şiir organik şiir olamaz, dedi.

Şiir kadar müzikle de uğraşıyorum, şarkılar yapmaya çalışıyorum, konuyu oraya çektim, şiirlerine yapılan besteler hakkında görüşlerini sordum. Laf lafı açtı. Attila İlhan’a “Türkiye’yi 12 Eylül’ün eşiğine Yılmaz Güney’in filmleriyle Ahmed Arif’in şiirleri getirdi” diyerek kendisini topun ağzına attığı için öfkeli. Ahmet Kaya’ya şiirlerini sorup etmeden bestelediği için. “Besteciliğine bir şey diyemem” dediği Livaneli’ye ise yurtdışında yaptığı bazı albümlerde ismini belirtmeden şiirlerini okuduğu için.

— Peki, sizce şiirlerinizi en iyi besteleyen kim? dedim.

Tereddütsüz Rahmi Saltuk’un adını verdi.

 

Rahmi Saltuk devrimci müziğin en önemli öncülerinden, en güçlü seslerinden. Bugün de sol müzikte kullanılan söyleme tekniğini ilk geliştirenlerdendi. Ruhi Su ekolünün en yakın takipçisi. Ama çubuğu opera tarzından türkü geleneğine doğru biraz daha kırmış.

Çok güçlü ezgilerin yaratıcısı, Dağlarına Bahar Gelmiş Memleketimin’i (Ahmed Arif) onun bestesiyle dinlemeyen kişi yoktur sanırım bu yazıyı okuyanlar arasında? Uzun soluklu besteler yapmayı, şiirle ezgiyi harmanlamayı seviyor. Acıyı Bal Eyledik’i (Hasan Hüseyin Korkmazgil) de dinlemeyen varsa kalmasın.

Bu yazının başında paylaştığım Kalbim Dinamit Kuyusu bunlardan çok sonra kaydedilmiş. Dinlemesi zor bir parça. Sesi artık iyice yıpranmış. Uzun soluklu ezgi yaratma gücü ve iradesi hissettiriyor kendini ama şarkının gücünü ortaya çıkarak bir söyleyiş ve orkestrasyon yok. Arada daha zengin düzenlemeleri olan şarkılar okuduğu bir dönemden geçtikten sonra, muhtemelen zorunluluktan, tek saza dönmüş. Oysa belki bir orkestra ve koro gerektiriyor kafasındaki ürün.

Fakat unutmayın lütfen ve dikkat buyurun: Şiirlerini kitap formuna gelinceye kadar kıskançlıkla gözlerden uzak tutan, hepsini zihninin içinde kurduğu dizeleri ancak kitap yayına hazırlanırken kâğıda döken, bu yüzden de giderken yanında hangi değerli şiirleri götürdüğünü bilmediğimiz Ahmed Arif, bu şiirini Rahmi Saltuk’a emanet etmiş!

“Bizi biz yapan değerler” diye çok yüklenilmiş, çok yıpratılmış, ama anlamlı bir laf var ya, Rahmi Saltuk bizi biz yapan seslerden biri işte. Türkiye’de Kürtçe şarkı içeren ilk bandrollü albümlerden biri de onun Hoy Narê’siydi.1 Rahmi Saltuk’u biliniz, seviniz.

Bu arada Kalbim Dinamit Kuyusu‘nun o muazzam mimarisine dikkat çekmek isterim. Ahmed Arif’in Hasretinden Prangalar Eskittim’deki imgeleri ve öyküleri daha soyuttur, somut olduğunda da 33 Kurşun gibi nispeten geçmişte kalan olayları konu alır. Oysa 90’ların karanlığında bir mavzer somutluğuyla bugünden seslenir: “Beni baskınlar götürür gerillanın şahdamarı halkıma!”

Şiirin bir başka yerinde her zamanki gururuyla seslenir: “Biz ki ustasıyız vatan sevmenin.” Hem Kürdün hem Türkün büyük şairi, “Proletaryanın vatanı yoktur” sloganının vulgar yorumlarına karşı vatan da welat da niştiman da herkesten önce bizimdir der.

 

Otuzüç Kurşun’dan söz etmişken Turgut Uyar’ın isabetsiz Ahmed Arif yorumunu da hatırlamadan edemiyorum. Korkulu Ustalık’taki yazılarının birinde Uyar, Ahmed Arif’in bazı çok iyi şiirleri olsa da 33 Kurşun’un yarına kalacak değerde bir şiir olmadığını söyler. Büyük bir şairin başka bir büyük şair hakkında utanç verici ölçüde isabetsiz bir yorumu.

“Ve bizim bir haziranımız / bir yıl kadar yetecektir dünyaya / Çünkü yoğun ve ateşle yaşanmış” dizelerini Gezi’de bayrak edindiğimiz duyarlıklar denzi Turgut Uyar, 1960 darbesi sonrasının görece özgürlük ortamı gelene kadar Nazım Hikmet’in adını bir kez bile anmaz şiir değerlendirmelerinde. Türkiye şiirinde tek yenilik olarak Garip’i anar, 40-50’lerin sosyalist şairlerini -Nazım, A. Kadir, Vedat Türkali ile birlikte- halının altına süpürür. Ancak 60’lardan sonra “Nazım diye de bir büyük şair var” diye satır aralarında görmeye başlarız.

Aynı Turgut Uyar, “THKP-C’yi benden nasıl gizlersiniz?diyerek beylik tabancasını örgütün hizmetine sunmak üzere kapıp getiren coşkulu bir devrimcidir. Üstelik örgütün niyeti ona propaganda amaçlı şiirler yazdırmaktır. Uyar, devrim için hayatını ortaya koymasını isteyebileceğiniz, ama propaganda şiiri yazdıramayacağınız biridir! Siyasal işlevi veya amacı olan sanatın kötü olduğuna yürekten inanır. Nazım’ı belirli bir tarihe kadar anmayışındaki kaygılar belki anlaşılır, ama Türkçe şiirin en güçlü eserlerinden biri olan ölümsüz Otuzüç Kurşun’u takdir edemeyişinin nedeni depolitize estetik batıl inançları olmalı.

 

Ahmed Arif, ben onu bir imza gününde gördükten bir yıl sonra, 2 Haziran 1991’de aramızdan ayrıldı. Nazım Hikmet ise ondan tam 28 yıl 1 gün önce, 3 Haziran 1963’te kendi tasviriyle bir çınar gibi ayakta ölmüştü. Her yılın 2 ve 3 Haziran’ında onların dizeleriyle süslüyoruz sesimizle havayı, boyamızla duvarları. yazisonuikonu

Nazım Hikmet (3 Haziran 63) ve Amed Arif'i (2 Haziran 1991) anıyoruz.

Nazım Hikmet (3 Haziran 63) ve Amed Arif’i (2 Haziran 1991) anıyoruz.

@prometeatro

 

  1. Albümün hikâyesini anlatan bir video şurada. Bir soru: Diğer Kürtçe şarkı içeren albümlerde aşağıdakilerden hangisinin imzası vardı? Grup Yorum, Emekçi, Hasret Gültekin. Doğru, hepsi.


Yorum yok

Ekleyin