Ağız dolusu gülen çocuk, Serhat

İpek Zorbey |

Savaşın ortasına oyuncakları göğsüne siper edip gitmişsin, mavzersiz gidilmeyeceğini unuturak yol almışsın…

Serhat Devrim

Serhat Devrim, 1997 doğumluydu

Meyil vermişsin keleşin gölgesine, sosyal medyaya keleşe hasretle bakan resmini koymuştun…

Seni ilk kez Berkin için beklediğimiz hastane nöbetlerinde tanımıştım. Yüzünü net olarak seçtiğim ilk halin ise, Berkin fenalaştığında Berkin’in anacığının “Berkin’im” diye feryad ettiği andı. Hepimiz “Berkin gidiyor mu?” diye düşünürken, aslında Berkin’in yaşama tutunmaya çalıştığı anlardan biriydi…

Kızgındın, kaçmıştın baba ocağından, sokaklarda kalıyor, parklarda yatıyordun. Sisteme karşı çıkan bir anarşist olduğunu sanmıştım seni önce. Okmeydanı’nda tanıdım seni güzel çocuk. Karışıktı o aralar her yer. Acıkmıştık, nefes alma fırsatı bulduğumuz bir anda çorba içmeye gittiydik de aç olduğunu söyleyememiş utanmıştın… Günlerdir aç olduğunu nerden bilirdik çocuk. Ah çocuk canını vermişsin keleşlerin gölgesinde…

Savaşın ortasına oyuncakları göğsüne siper edip gitmişsin, mavzersiz gidilmeyeceğini unuturak yol almışsın…

Ah çocuk…

Serhat Devrim

Serhat Devrim

Hiç unutmuyorum, beyaz Kürt arkadaşım (artık değil) beğenmemişti seni, “hırlı mı, hırsız mı,  sokak çocuğu mu bu, ne diye konuşuyorsun, getiriyorsun yanında?” diye.

Ha unutmadan, bunlar, ötekileştirilmeye karşıyım diyenler. Özünde Kürt olup, beyaz Türklerden daha beyaz olanlar. Kürtlerin yalnızca güzelini, eli ayağı, işi-gücü düzgün olanını seviyorlar, bir de konu Kürt hareketine gelince kraldan daha kralcı oluyor bu arkadaşlar.

Bu ötekileştirmesinden dolayı çok kızmıştım o dönem arkadaşım sandığım kişiye.

Yahu çocuk 17’sinde bile değil, belli ki feodal aile baskısına, devletin eğitim sistemine katlanamayıp, Kürdistan topraklarından büyülü İstanbul‘da kavgaya karışmak için isyan ederek evinden kaçıp gelmiş? Nasıl böyle bakabilirsin? Neyine bakıp konuşacağın insanı seçiyorsun?” diye.

Onlara göre Serhat ya da bir benzeri parklarda yatan sokak çocuğu olunca ve dayatmaları kabul etmeyip çalışmayınca, konuşulmamalıydı.

Babası, Serhat’ı Muş’a götürmek için gelmişti yine. Bizim çocuk, “Ben burada mücadele edeceğim.” diye reddetmişti. Tercihi sokak olmuştu. Tercihi devrimci mahallelerde direnmek olmuştu.

Ah çocuk…

Berkin için sokaklardayken gece vakti, metrobüste ne şaklabanlıklar yapmıştın… “Arkadaşıma gidiyorum senin tarafta oturuyor ben de seninle geleyim” diye takıldın peşime. Derdi gece yarısı beni tek göndermemekmiş. Nerden bilirdim metrobüsü bir Asya’ya, bir Avrupa’ya sabaha kadar buz gibi havada geceyi geçirmek için kullandığını… Nerden bilirdim ah çocuk.

Hiç duramazdın yerinde. 2014’ün 1 Mayıs’ı için akşamdan gidecek, DİSK’te kalacaktık. Öncesinde Taksim’de karşılaştık Serhat ile tekrar. Babasından yakınıyordu, galiba yine onu alıp götürmeye gelmişti. Şunu söylediğini çok net hatırlıyorum “Abla nerde kaldığım hiç belli değil, o yüzden üstüm başım pislendi biraz, kusuruma bakmayın olur mu?” Bunun üzerine karşılıklı ne şakalar yapmıştık. Kaygılı, ama büyük umutlar besleyerek işçi bayramını kutlayacaktı Serhat. Bu sefer kesin bitireceğiz, çünkü Gezi’den sonraki ilk 1 Mayıs bu, derken, daha sabah olmadan gözaltına alınmıştı Serhat.

Kemiklerin sayılacak kadar zayıf, kara kuru bir çocuktun ama güldüğünde ağız dolusu bir gülüştün…

Sen, Serhat‘ın yüreğinin güzelliğini göremeyen beyaz Kürt! Gözün aydın! Senin gidemediğin, gidince de turist gibi gezmekten öte geçemediğin Kürdistan’a aha bu beğenmediğin “hırlı mı, hırsız mı” dediğin çocuk gitti ve katledildi. Onun yüreği dağlara hasret durdu.

Beyaz Kürt arkadaş! Bu utanç da sana ömür boyu dert olsun!

Amed’te bir emmi demişti bana, “Kürt Kürdü sevmez kızım” diye.

İnsanlara samimiyetsizsiniz dediğimizde kızıyorlar, bütün bağlarını koparıyorlar. Aslında iyi de ediyorlar.

Savaşın ortasına oyuncakları göğsüne siper edip gitmişsin, mavzersiz gidilmeyeceğini unuturak yol almışsın…

Işığın dağlara saçılsın çocuk…

Serhat Devrim

Serhat Devrim

 



Yorum yok

Ekleyin