Açlık grevi ne zaman yapılır?

|

Kısır tartışmaları bir kenara koyabilirsek Yüksel direnişi bir birliktelik, hiç olmazsa bir duygudaşlık zemini haline gelebilir.

carlos_latuff_cartoon_hunger_strike_for_palestine

Herkes bu sorunun cevabını bildiğini düşünüyor.

Açlık grevi hapishanede yapılır?” deniyor mesela. Bu iddiayı metodolojik şüpheye tabi tutan yok. Kimse, siyasi mücadeleler tarihine açlık grevini kalın harflerle yazan Mahatma Gandhi’nin bu yönteme dışarıda da defalarca başvurduğunu aklına getirmiyor.

Açlık grevi başka çare kalmadığında başvurulacak bir yöntemdir?” deniyor. “Başka çarenin kalmaması” gibi belirsiz, öznel ve gerçekleşmesi neredeyse olanaksız bir kıstasa bel bağlanarak böyle kategorik bir sonuca ulaşmak akıl alır gibi değil.

Açlık grevi işe geri dönmek için yapılmaz” diyecek kadar fütursuzca ayrıntıya giren var. Şu veya bu mücadele biçiminin nerelerde kullanılacağına dair tüketici bir liste olmalı idealar dünyasında bir yerde. Yoksa düşünme sanatını çok iyi bilen akademik kesimlerde bile bu keyfi özgülleştirme rağbet görür müydü?

Taktik dogmatizmi

Hepimiz de biliyoruz ki bunların hiçbiri argüman değil. Bunlar bir türlü rahatlamayan vicdanların, belki de bazen grupçu kaygıların dışavurumu. Mücadele biçimlerinin geçmişte hangi durumlarda kullanılmış olduğunu envanterini çıkarabiliriz, fakat buradan tüme varıp gelecekte yalnızca hangi durumlarda kullanılabileceklerini saptayamayız. Tarih böyle bir şey değil. Zamanın ne zaman hangi yöntemi gerekli kılacağı önceden bilinemez.

Sınıf mücadelelerinin belirli bir anında hangi mücadele yöntemlerine başvurulacağı taktik meselelerdir. Bir adım daha ileri giderek diyebiliriz ki, belirli bir taktiğin bir bağlamda doğru olup olmadığını ancak geriye doğru saptayabiliriz. Minerva’nın baykuşu kanatlarını açmadan önce geceyi, en çok, taktik meselelerde bekler.

1917 25 Kasım’ında başlayan ayaklanma başarısız olsaydı bugün Bolşevik Merkez Komite’nin kararını yanlış bir taktik olarak okurduk. Kadere değil olgulara inanan herkes böyle bir başarısızlık olasılığının mevcut olduğunu kabul edecektir herhalde. Tarihin olumsal yanı, her taktiği bir deney kılar. Deneyin başarısız olmaması için elden geleni yapmak başka şey, deneyin sonucunu peşinen bilir gibi davranmak başka şey.

Strateji tartışıyor olsaydık neyin doğru neyin yanlış olduğunu kesin bir biçimde ileri sürebilirdik.  Oysa taktik meselelerde birçok şey sonradan anlaşılacaktır. Bu akla gelen her şeyin her an yapılabileceği anlamına gelmez, belirli bir anda tutulabilecek yolların çoğul olduğu anlamına gelir.

Türkiye açık cezaevinde bir açlık grevi

Ben kendi adıma, 15 Temmuz fırsatını kullanan iktidarın ilerici emekçileri işten atmaya başladığı ilk günlerden itibaren böylesi bir kuşatmayı aşmak için başvurulabilecek en güçlü taktiklerden birinin açlık grevi olduğunu savunuyorum.

Velev ki açlık grevi yalnızca hapishanelerde yapılması gereken bir eylem biçimi olsun, Türkiye’nin açık bir hapishane olduğu metaforu hiçbir zaman bu kadar gerçeğe yakın olmamıştı.

Velev ki açlık grevi başka yöntem kalmadığında başvurulacak bir yol olsun, başka yöntem ne? Yüksel’deki insanlar haftalar boyunca aç değil tok beklerken, defalarca gözaltına alınırken, onlara destek olmak için ne yapıldı? Binlerce insan tek tek işinden atılırken hangi sendikalar seferber oldu, hangi kitleler yürüyüşe geçti, hangi işyerleri greve gitti, yöntemlerden yöntem beğenmeyenler tüm bu süre boyunca nerelerin altını üstüne getirdi? Bunları yapmak mümkün mü – mümkün. Yapıldı mı – hayır. Neyi tartışıyoruz?

Mesele birilerini suçlamak değil, “şunu yapmadığımız için şimdi böyle” demenin faydası da pek bir geçerliliği de yok. Toplumsal dalganın büyük ölçüde geri çekildiği bir dönemdeyiz. “Derya dediğin uyur uyur uyanır” da, şu anda daha ziyade uyuyor. Yine de en durgun denizde bile fırtınanın tohumları vardır, usul usul büyürler, bazen aç kalarak…

Mücadele biçimlerine nasıl bakılması gerektiğini Lenin bundan 111 yıl önce yazmıştı: “Marksizm, kesin olarak herhangi bir mücadele biçimini reddetmez … yalnızca o anda mümkün ve var olan mücadele biçimleriyle kendini hiçbir koşul altında sınırlamaz.” Belirli bir anda doğru görünmeyen fakat haklı bir mücadeleye nasıl bir tavır alınması gerektiğini ise Marx ve Engels, Paris Komünü’nü yüreklerinin bütün gücüyle selamlayarak göstermişti.

Yüksel Caddesi’nde aylardır süren direniş Gezi’den beridir defalarca kaçırdığımız bir birliktelik zemini olabilir. Hiç olmazsa bir duygudaşlık zemini olması için, kısır taktik tartışmaların yerine yüreğimizden ve elimizden geleni koymalıyız. yazisonuikonu

Açlık grevlerinde asla yapılmayacak şeyler:

  1. Eylemcilerden eylemi bırakmalarını asla istemeyin. Sizi dinlemeyecekleri gibi çağrınız egemenlerin işine yarar, direnişçilerin aç kaldığı süre uzar. Hiçbir düşman hamlesi bu “iyi niyet” kadar zarar veremez. Bazı durumlarda canların yitmesine bile sebep olabilirsiniz.
  2. Açlığın fiziksel zararlarına odaklanmayın. Haftalardır aç olan kişi bunu sizden çok daha iyi biliyordur. Sadece sohbet edin, yeter. Beden zayıfladıkça zihin kesinleşir. Siz de sohbetten zevk alırsınız.
  3. Dişiniz ağrıyormuş gibi darmadağın, aşırı üzgün bir surat takınmayın. Orası ölü evi değil direniş evi. Gülmek her şeyden iyi gelir.

Bugün direnişin 60’ıncı günü ve direnişçileri herkesi bu günü birlikte geçirmek için Yüksel Caddesi’ne davet etti. Deniz-Yusuf-İnan’ı ölümsüzlüklerinin 45’inci yılında anmak için ne kadar uygun bir yer!



Yorum yok

Ekleyin