7 Haziran sabahı Erdoğan

İlkan Akgül |

Artık hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağını biliyordu. Zaten son dönemde yeterince yalnız kalmıştı ve daha da yalnızlaşacağını düşündükçe çıldırıyordu. Kendini “400… 400… 400… 400…” diye sayıklarken buldu.

erdoğan
Küçüldü…
Küçüldü…
Küçüldü…

Aniden açtı gözlerini. Gördüğü rüyanın sersemliğiyle gözlerini ovuşturup çapaklarını temizledi. Kalkamadı hemen yerinden. Bu tür rüyaları son bir ayda çok sık görmeye başlamıştı. Yüksekten düşerken küçülüyor, sıkışıyor, daralıyor ve aniden sıçrıyordu. Böylesi ani tepkimeler onu normal hayatında da etkilemeye başlamış, birden çıkan seslerden çok sık korkmaya başlamıştı. Çok sessiz gelmişti bir an yattığı oda. Öyle ki, yanı başında çalışan kol saatinin sinir bozucu “tik tak” sesini bile duyar gibiydi. Kalkmaya yeltendi fakat bunun için destek aldığı kolundan duyduğu ağrıyla kendisini tekrar yatağa bırakıverdi. Sağda solda kitap sallamak koluna hasar vermişti. Üzerinde yattığı yatağın rahatlığı bile engelleyemiyordu içinin kararışını. Saate baktı, 05:47’yi gösteriyordu. Uyuyamıyordu. Önemli bir gündü bugün. Son bir hamle ile yatakta doğruldu, çıplak ayaklarıyla terliklerini yoklamaya başladı. Belli ki yatağın altına kaçmıştı. Zaten yeterince yorgundu ve yatağın altına eğilip terlikleri çıkarabilmek için gerçekten çok üşengeçti şu anda.

Bir şeyler homurdanarak kalktı yataktan. Yerlere dikkatli bir şekilde basarak banyoya gitti ve aynanın karşısına geçti. Kafasını kaldırınca gördüğü manzara moralini daha da bozmuştu. Gözaltı torbaları belirginleşmiş, saçları yağlı, sakalı biraz uzamış ve umutsuzluğun dibine vurmuş bir insan gördü. Bir şeyler yapmalıydı ama ne? Oysaki son yıllarda elinden geleni ardına koymamıştı. Kitlesel katliamlar, ötekileştirme girişimleri, nefret söylemleri, hedef göstermeler, yalanlar, dolanlar… Bu düşüncelerle traş olurken yakaladı kendini. Elleri titriyordu. Dikkatli bir şekilde sakallarını kesti. Gün ağarmış, telefonları çalmaya başlamıştı içeriden. “Yine ne var” diye geçirdi içinden. Gidip bakmaya mecali yoktu. Sıcak bir duşun iyi geleceğini düşünüp kendini kabine attı. Suyun altındayken beyninde o kadar çok şey yankılanıyordu ki… Bir faydası olmayacağını düşünüp kendini zor bela dışarı attı. Çarpıntısı vardı. Kurulanıp tekrar yatağına geri döndü. Telefonu yine çalmaya başladı ancak şu anda hiç de danışmanlarıyla konuşacak durumda değildi. Telefonunu komple kapatarak yatağına uzandı ve tavana bakarak düşünmeye başladı.Her şey gözlerinin önünden bir film şeridi gibi geçiyordu. Artık hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağını biliyordu. Zaten son dönemde yeterince yalnız kalmıştı ve daha da yalnızlaşacağını düşündükçe çıldırıyordu. Kendini “400… 400… 400… 400…” diye sayıklarken buldu. İmkansızı istediğinin farkındaydı ama bu da bir umuttu işte. Gözlerini, tavandaki pahalı avizeden çekerek yattığı odada şöyle bir gezdirdi. Açık kalmış televizyona ilişti gözü. Seçim günü özel yayınlar başlamış ve son anket sonuçları yayınlanıyordu. Daha da sinirlendi ve kumandayı ekrana doğru fırlattı. Zaten mütemadiyen şiddetten yanaydı ancak bu durum her geçen saniye daha da içerisinden çıkılamaz bir hâl alıyordu. Kendini zor da olsa sakinleştirmeyi başararak telefonunu açtı ve cevapsız bıraktığı danışmanlarına döndü. “Gelin beni alın.”

Giyinmek üzere yataktan tekrar kalktı. Gitmiyordu işte kafasındaki ses, yankılanıp duruyordu.Ne olacaktı peki? Nasıl kurtulacaktı? Onca yolsuzluktan, ölümden ve kandan sorumlu olduğunun farkındaydı ve kafasında deli gibi yüzlerce şey dönüyordu. Aynada kravatını bağlarken kendi kendine konuşmaya başladı. Kaçmak? Kaçsam mı? Yok yok. Ne kaçması yahu? Son gün de meydanlara çıksam ne olur ki? Yok canım sen de! Bu saçma söylemlerle kendini oyalarken telefonun sesiyle irkildi yine. Öyle bir korkmuştu ki kravatını düğümlemişti ani bir hamleyle. Telefonunu yine açmadı ama kendisini almaya geldiklerini biliyordu. Son kez yüzüne su vurdu, aynanın karşısında pahalı takım elbisesini düzeltti ve kapıya doğru yöneldi. Ayakkabılarını giyerken kapısının önünden gelen ayak ve fısıldaşma seslerine kulak kabarttı. Kapı deliğinden görmeye çalıştı ama başaramadı. Kapıyı açamadı bir süre. Sesler gitmedi, daha da çoğaldı. Bütün cesaretini toplayıp kapıyı açtı fakat kimse yoktu. Biraz da olsun rahatlamıştı. Çantasını eline aldı ve yavaş adımlarla ses çıkarmamaya özen göstererek dışarı çıktı. Kapıyı kapatırken ise televizyondan bir ses yankılanıyordu;

“Seni Başkan yaptırmayacağız,
Seni Başkan yaptırmayacağız,
Seni Başkan yaptırmayacağız.”
yazisonuikonu

@ilkanakgul



Yorum yok

Ekleyin